Erdoğan’ın yeni silahlı gücü: Özel güvenlik ordusu – Meral ÇINAR

Share on Facebook14Tweet about this on Twitter

15 Temmuz darbe girişiminden bir ay önce meclise sunulmak üzere bir yasa tasarısı hazırlanmıştı. Özel güvenlik güçlerinin yetkilerini neredeyse polis ve jandarmanın yetkileri kadar genişletmeyi hedefleyen bu yasa tasarısı, darbe girişimi nedeniyle bizim gündemimizden geriye düştü.

Fakat iktidar nezdinde öyle olmadığını, yakın zamanda ki gelişmelerden anlamış olduk. Bir gördük ki, SADAT A.Ş kurucularından Adanan Tanrıverdi’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın baş danışmanı oluvermiş!

Darbe girişimiyle birlikte Erdoğan’ın T.C ordusu ile kurduğu ittifak ilişkileri denge kaybına uğradı. Erdoğan darbe girişiminin tekrar etmesinden öyle çok korkuyordu ki; binlerce cemaat üyesini ordudan tasfiye etmekle ve tutuklamakla yetinmedi, ordunun bürokratik yapısına yönelik de haddinden fazla müdahalede etti.

Öyle ki, T.C ordusunun ve giderek T.C devletinin ana kolonları ciddi oranda bir bozulmaya ve çözülmeye uğradı. Devlet içerisindeki dengelerin dağılması bir devlet krizine sıçradı ve şimdi de bizzat devletin kendisinin, kendi koyduğu yasalara bile uymayan, hukuksuz ve kuralsız bir çeteleşmeye doğru gittiğini söyleyebiliriz.

Bu yüzden, AKP/Erdoğan iktidarının, tamamen kendine biat edecek, her durumda ve her anda kurmaya çalıştığı diktatörlüğü koruyacak yapıda ve polis teşkilatının dışında örgütlenecek başka bir silahlı kolluk gücü yaratma çabası, tam da bahsettiğimiz devlet krizinin dışa vurma hallerinden birisidir.

O zaman soralım, ülkenin kaotik, dengesiz, iç savaş hareketliliği içerisindeki şimdiki durumu göz önüne alındığında 15 Temmuzun başarısız olduğunu kim iddia edebilir?

Çığ gibi büyüyen özel güvenlik şirketleri

Bu yasa tasarısının önemini ve alt metnini daha iyi anlayabilmek adına; özel güvenlik sektöründeki gelişmelerin son yıllarına göz atmakta fayda var.

Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Güvenlik Denetleme Daire Başkanlığı verilerine göre; 2004 yılında Türkiye’de sadece 21 özel güvenlik şirketi varken, 2015 yılında bu rakam 1500’lere

yaklaştı. Bu şirketler 1 milyonu aşkın kişiye özel güvenlik sertifikası vermiş ve üç yüz bine yakın özel güvenlikçi resmi olarak çalışıyor durumda.

Daha da önemlisi, bu sektörün kendi başına değil doğrudan devlet desteğiyle gittikçe büyüyor olması. Sadece 2016 yılı bütçesinden 900 milyona yakın bir bütçe ayrılmış bu sektöre.

Karşımızda giderek büyüyen bir özel güvenlik ordusu var. Özel güvenlik sektörünün gelişmesi için harcanan para ve lojistik, bir devletin ordusu için harcayacağı bütçe ile hemen hemen aynı.

Peki, bu yasa tasarısını daha yakından incelediğimizde ne görüyoruz?

Tasarıya göre, özel güvenlik görevlilerine üst ve eşyaları elektronik cihazla kontrol edip arama, kimlik kontrolü, görev alanında trafiği düzenleme yetkileri veriliyor.

Vali ve kaymakamlar tarafından “stratejik yer ve tesis” ilan edilen yerlerin güvenliğinde artık özel güvenlik şirketleri de kullanılabilecek. Peki, bu “stratejik yer ve tesisler” nasıl belirlenecek, yasa da buna dair kaideler yok.

Yani, sayın vali ve kaymakamlarımızın gönlünden öyle geçer de; grev ve direniş alanlarını, üniversiteleri, kamusal alanların bir kısmını “stratejik yer ve tesis” olarak belirlerse, burada polis yetkileriyle kuşatılmış özel güvenlikçileri karşımızda buluvereceğiz.

Devlet çeteleşiyor

Yasa dışı olmasına rağmen; yakın zamanda TEDİ direnişine saldıran, Cerattepe’de halka ilk müdahaleyi gerçekleştiren, metrolarda pasosu veya bileti olmayan insanları dövmeye kalkan, üniversitelerde devrimci öğrenci gençlere saldıran özel güvenlikçilerin; yasallaştıktan sonra gerçekleştirecekleri haksız orantısız müdahaleleri tahmin edebiliriz.

Tasarıyla ayrıca özel güvenlik görevlilerinde aranacak şartlar arasında yer alan “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma” şartının kaldırılması, Türkiye’de hali hazırda bulunan “Cihatçıların” bu orduya dâhil edilmesi için bir kılıf oluyor. Bir yıldır Güneydoğu’da öz yönetim ilanlarına karşı sürdürülen ve yüzlerce sivil insanın öldürüldüğü savaşta bu “Cihatçı” gruplara rastlamıştık. Ama orası gözden de gönülden de uzak Kürt illeri olduğu için çok da üstünde durulmamış, herhangi bir yasallık devlet tarafından umursanmamıştı.

Ek olarak, “Koruma ve güvenlik hizmetinde kullanılacak silah ve teçhizat güvenlik izni alan kişi, kurum veya kuruluş tarafından temin edilir” maddesine “hizmetin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için gerekli silah ve teçhizatın özel güvenlik şirketi bünyesinde bulundurulması” maddesinin eklenmesi de tartışılıyor. Bu durumda, her özel güvenlik şirketi birer silah deposuna dönüşebilir ve o silahlar yeri geldiğinde direnen halklara ve işçilere doğrultulabilir.

Share on Facebook14Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir