Erdoğan’ın yenilmezlik büyüsü bozuldu! – Perihan Koca

Herkesin gözleri önünde kazanılmış ve hatta mazbatası teslim edilmiş İstanbul seçimleri  “hiç bir şey olmadıysa da kesin bir şeyler oldu” siyasetsizliğiyle iptal edildi.

Açıktan söylemek gerek; Erdoğan ve AKP’si yenildi ama yıkılmadı.

31 Mart’ta kendilerinin beklediğinden çok daha derin bir yara aldılar ve gösterdiklerinden daha ciddi bir sarsıntı içerisindeler.

Erdoğan’ın “yenilmezlik büyüsü” bozuldu.

Her sıkışmada ülkenin önüne “çözüm” olarak sundukları sandık dayatması, “beğenmediği sandığı” tanımama kararlarıyla meşruiyetini yitirdi.

“7 Haziran’da da yaptılar, yine aldılar, yine kazandılar” şimdi de “ne yapar eder alırlar” ruh haliyle araya mesafe koymak gerek.

Zira, bu Erdoğan’ın “ya var olacağız ya öleceğiz” dediği noktadan yürütülen özel bir savaş propagandası.

Hiçbir şey eskisi gibi değil

Onun da ötesinde, hiçbir şey eskisi gibi değil. Ne konjonktür ne Erdoğan ne de toplum aynı zeminde. Farklı bir momentin bugüne özgü gerilim ve çatışmalarını yaşıyoruz.

Yenilgi sürecinin sonuçları bugün çeşitli sıkışmışlıklar, çatlaklar ve çözülmeler olarak belirmeye başladı.

İstanbul seçimlerini iptal ettirme gücü ve gerçekliği iktidarı güçlü kılmadı/kılmıyor ve onları içerisine sıkıştıkları kriz dinamiklerinden çekip çıkaramıyor.

Erdoğan iktidarı bir yönetme ve meşruiyet krizi içerisinde.

Ürettikleri propagandalar karşılık bulmuyor, pazarladıkları vaatler kulak tırmalıyor, gerçekliği sorgulanıyor.

Esas gücünü aldığı kendi öz kitlesine ulaşmakta zorlanıyor.

Kendisini iktidara taşıyan toplumsal-yerel ağlar ile arasına mesafeler girdi. Erdoğan ve partisi erişilebilirliğini giderek yitiriyor. Tabanla tavan arasında önemli kopuş emareleri görülüyor.

Yoksa neden zamanında statükoyu hedef alarak sessiz çoğunluğun sesiyiz dedikleri, içerisinden çıkıp geldikleri kesimin iftar sofralarında bunca eğreti dursunlar?

İtikat mı itibar mı?

Sermayenin altın çocuğu İstanbul’u kaybetmek, göze alınamadı.

Çünkü bugün yerel yönetimler başta olmak üzere iktidar mevkileri, en büyük paylaşım merkezleri olarak görülüyor ve öyle işletiliyor.

Zira, bugün Erdoğan’ın AKP’si bir şirket gibi yönetiliyor.

Parti ilişki ağları çoğu zaman çıkarsal bir imkan ve kaynak olarak görülüyor.

Peki ya bu geniş imkan ve çıkar ağı, Erdoğan kaybederken kaybetmeyi göze alacak mı?

Erdoğan ve partisi ile kurulan bağ sürekli vurguladıkları üzere, bir “itikat” meselesi mi?

Sanmıyorum.

TÜSİAD’ın hiç olmadığı kadar yüksek bir tondan konuşmayı tercih etmesi, Özilhan’ın sunduğu istatistikler, İmamoğlu ve Kılıçdaroğlu ile verilen pozlar tesadüfi değil.

Enflasyon ve işsizlik oranlarındaki yükseliş, TL’nin değer kaybı, döviz kurundaki durdurulamayan yükseliş, borçlanmadaki tarihsel zirveler her an kontrolden çıkabilecek bir tabloyu gözler önüne seriyor.

Böylesi bir tablo içerisinde borçlanmalar, iflaslar hızla artarken, gündelik yaşamda işsizliğin, yoksulluğun, açlığın, velhasıl krizin yaptırım gücünün alacağı hal de iktidarın en önemli sıkışma odaklarından olacak.

Üstelik epeydir ülkeler arası gündemde yer tutan eksen krizinde, tarafını seçmeye zorlanan bir Türkiye var.

Zemin kırılgan

Ekonomi şu anda Türkiye’nin en kırılgan dinamiği.

Ve bu kırılgan zemin, Albayrak’ın ekonomi paketi diye kamuoyuna sunduğu kısa vadeli öteleyici politikalarla geçiştirilebilecek sınırı çoktan aştı.

Sadece içeriden de değil göbekten bağlı olduğu dışarıdan gelen basınç, uluslararası arenadaki yüksek tonda söylenen sözler, salt devletler arası oynanan siyasi oyunlardan ibaret değil, gerçekliğin ta kendisi.

Ortadoğu ve bölgesel siyasette de benzeri bir sıkışmışlık ve çözümsüzlük hali hakim.

Türkiye, Suriye’de sıkışmış, tampon bölge meselesini çözememiş, bölgesel düzlemde ciddi kayıpların yaşandığı kritik bir anın içerisinde.

Öte yandan, tarihsel olarak “din ve milliyetçilik” motifine duyulan ihtiyaç da, atılacak adımların boyutunda önemli olacak.

Kılıçdaroğlu’na linç yöneliminin spontane bir girişim olmadığını, faşizm kartının hala güçlü bir şekilde masada olduğunu göz ardı etmeden, para-militer çetelerin çeşitli hamlelerle devreye sokulabileceği olasılığını da görmek gerek. Yüzden fazla Hizbullahçı’nın sessiz sedasız salıverilmesinin zamanlaması tesadüf olamaz, değil mi?

Leave a comment

Your email address will not be published.


*