Esnekleşme ve muhafazakârlaşma kıskacında kadın istihdamı – Hatice GÖZ

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Tarihsel olarak kadının “ikinci cins” konumu, onun emek süreçlerinde ki yerinin de doğrudan belirleyicisidir. Ev içerisinde ki görünmeyen emeği, dışarı da ücretli çalışma koşulları, cinsiyetçi iş bölümünün devamı nitelikte ki istihdam seçenekleri kadının “ikinci cins” konumunun yarattığı bir sonuçtur.

Esas işi erkek yapar. Temel iş gücü olan erkeklerin boşluklarını dolduracak ve gerektiğinde hesap verilmeden uzaklaştırılacak işçilere de ihtiyaç vardır. Bu alanı da kadınlar doldurur.

Kadınlar genellikle, evde yaptıkları işlerin devamı sayılabilecek, basit, güç ve mantık gerektirmeyen, niteliksiz işlere sevk edilir. Başköşeleri kapan erkeklerin arasına serpiştirilmiş kadınlar, iş alanın yedek gücüdür.

Ancak bu temelden baktığımız zaman “kadın emeğinin” istihdamı politikalarını daha iyi kavrayabilir ve bunu toplumsal bir sorun olarak ele alabiliriz. Türkiye, kadın istihdamı oranının erkeklere göre en düşük olduğu ülke (OECD, 2014).

Aile ve iş yaşamını uyumlulaştırma politikası

Türkiye’de kadının “ikincil” konumundan ve kadın iş gücünün “yedek iş gücü” olarak görülmesinden hareketle oluşturulan kadın istihdamı, kadınları atipik istihdam biçimlerine itiyor. Kadın emeğinin, esnek ve güvencesiz işlerde yoğunlaşmasına neden oluyor.

AKP hükümetinin kadın düşmanlığı, kendisini emek piyasasında da gösteriyor. Ev içi görünmeyen emek ise daha da görünmez kılınıyor.

Aile ve iş yaşamını uyumlulaştırma politikasının temel amacı elbette kadınları daha fazla iş hayatına katmak değil. Amaç, kadınları esnek, güvencesiz ve ucuz iş gücü olarak kullanırken aynı zamanda toplumsal rolünü pekiştirmek. AKP’nin muhafazakârlığı ile sermayenin ihtiyaçlarının kesiştiği noktada; kadın görünmeyen emek süreçlerinde gittikçe aileye hapsolur ve ücretli çalışma koşullarında da bu aile içi rolü kullanılarak çifte sömürüye maruz kalır.

“Özel İstihdam Büroları” ve “Kiralık İşçilik Yasası” ise özellikle kadın iş gücünün üzerinde ki bu çifte sömürüyü katmerleştirmektedir. Bu kölelik yasası; geçici ve esnek çalışmayı yaygınlaştırmakla kalmıyor, yarı zamanlı çalışma hayatını kadınlar için hazırlanıyor ve en önemlisi de kadınların güvencesiz ve görünmez çalışma şartlarını pekiştiriyor.

Fiziksel kıyıma eklenen iş gücü kıyımı

Tüm dünyada ve Türkiye’de kendini yakıcı bir şekilde hissettiren ekonomik krizle birlikte, kadın işçiler “gözden ilk çıkarılanlar” oluyor. Bu kapitalizmin tarihinde her zaman böyle olagelmiştir.

Temmuzda sanayide işsiz kalan 76 bin kişinin 69 bini, eğitimde işsiz kalan 124 bin kişinin 83 bini kadındı. Ayrıca, kadın istihdamı; sağlıkta 21 bin, ulaştırmada 9 bin, kamuda 15 bin ve turizmde 3 bin azaldı.

Rakamların da yüzümüze vurduğu şey şu: iktidarın neo-liberal ve muhafazakâr politikaları arasında sıkışan kadın bedeni ve emeği üzerinde ki tahakküm gittikçe artıyor.

Kadınlar artan sistematik baskının farkında. Kadın işçilerin sınıf mücadelesinde görünürlük kazanmaları, şortuna laf söyletmeyen kadınların sokaklara dökülmesi ve çığ gibi büyüyen kadın dayanışması bunu gösteriyor.

Elbette bunu gören yalnız biz değiliz. İşçi sınıfı haklarını yüz yıl geriye götüren bu yasalar çıkarılırken özellikle 15 Temmuz sonrası OHAL döneminin verdiği meşruluktan yararlanan devlet de, bir kadın isyanının ve sınıf isyanının mayalanmasından oldukça korkuyor anlaşılan.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir