Eylemin ve Eylemenin Özgürleştiriciliği – Pelin Kahiloğulları

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Tarihsel kurtuluş ve özgürleşmenin militanı olan devrimci kadro, kendi pratiği süresince sıradan bireylerin kaldıramayacağı ya da aşamayacağı sertlikte gerilimler ve karmaşık sorunlarla karşılaşır. Evet, bu engelleri aşmak oldukça zorlayıcıdır; ama aşılan her gerilim ve sorun sonrasında, yüksek bir kendine güven ve güçlü bir neşe açığa çıkar.

Açığa çıkan bu kendine güven ve neşe, örgütsel paradigma ve örgütsel kolektivizm tarafından zenginleştirilerek yeniden biçimlendirilir ve kendisi de biçimlendiği zemini güçlendirir.

“BENİ” AŞAN YENİ BİR “BEN’E” DOĞRU

Kendi kişiselliğini aşarak toplumsal bir gerçekliğin temsilcisi olma, yani doğal kişilikten kopup tarihsel kişi olma sürecinde ilerleyebilmek, kazanılacak başarılarla sağlanabilir. Başarı, devrimci niyetin ve mücadelenin pratikleşmesi anlamına gelir. Kazanılan her başarı, ezilenlerin özgürlük mücadelelerinin yeni mevzileri olacaktır.

Başarı, yüksek bir konsantrasyonun, iddialı bir ruh halinin, hedefine odaklanan ve ortaya çıkan engelleri yaratıcı hamlelerle aşabilen çok yönlü ve güçlü bir duruşun ve bakışın sonucudur.

Başararak mevzi kazanma, gündelik yaşamın sınırlarına takılmayan fetihçi ruhun işidir.

İşte,  komutan CHE’nin “Gerçekçi ol, imkansızı iste.”  cümlesinde ifadesini bulan bu duruş,  yapamamanın gerekçelerinin anlamsızlaşması ve her durumda yapabilme imkanının yaratılmasıyla kendisini gösterebilir.

Elbette ki sisteme karşı mücadelede yürüdüğümüz yol taşsız, dikensiz ya da düz değil. Zaten, tam da bu yüzden, kendimizi devrimin ve mücadelenin gereklerine uygun organize ettiğimiz, savaşçı, hamleci ve başaran bir duruşa ihtiyacımız var. Dört bir yandan bizi saran sisteme karşı mücadelede yol alamamanın üstünü gerekçelerle örtmek, zayıf bir devrimci kişiliğin, idare etme halinden sıyrılamamanın ve belli anlarda sistemle uzlaşıya girmenin sonucudur.

YAPMAK YA DA YAPMAMAK

Başarabilmek için, devrimci kadronun, sorunlara teslim olmayan, kendine yoğunlaşıp sertleşen ve sürekli kendini kontrol eden bir tarza girmesine ihtiyaç var.

Kıvılcımlı’nın deyimiyle “muhallebi değil devrim yapmaya” çalışıyorsak, buna uygun inanç, kararlılık ve cüreti kişiliğimizde inşa etmek durumundayız.

Bu inşa süreci, eskiyi söküp atarak yeniyi kuracak olan bir yaratıcı yıkıcılık içinde, ikircikli ya da tereddütlü duruşlara son vererek doğru eylem biçimini hayata geçirecek bir iradeyi taşımak ve o iradeyi de taktik yaratıcılıkla işleyip zengin biçimlere büründürmekle mümkündür.

Başarının, yani devrimci niyetlerimizin pratikleşmesinin ve maddi bir güce dönüşmesinin ölçüsü, o başarıya doğru yol aldığımız yüksek tempolu ve kesintisiz akan inşa sürecini var edecek yaratıcı enerjiyi açığa çıkarmak ve sürekli yeniden üretmek yeteneğimiz tarafından belirlenir. Aynı zamanda, başardıkça, o yeteneğimiz yeni güçler kazanır ve yeni başarılara doğru yol alabilmemizin önünü açar.

Başarısızlık, sürekli kendini üreten bir çıkmaz ve sürekli içine çeken bir bataklıksa; tersinden, başarı da sürekli yeni zaferler ve yeni zirveler yaratan bir devrimci trafodur.

ZİRVEYE ÇIKIŞ

Açığa çıkan ve başararak somutlaşıp maddileşen enerji, bizi yeni bir zirveye yerleştirecek, önümüze yeni ufuklar açacak, yeni ve daha zorlu imkan ve fırsatları görme ve yeni sorunlara hükmetme yeteneğimizi arttıracak, sorunlara uçurumun zirvesinden bakmamızı sağlayacaktır.

Öncüleşen devrimci kadronun olaylara naifçe yaklaşma, duygularına kapılarak değerlendirme yapma yahut panikçi bir ruh haliyle hareket etme lüksü yoktur. Öncü kadronun duruşu ve hareketleri, kendi kişiliğinin dar sınırlarını aşıp işçi sınıfının tarihsel kurtuluş hareketi zeminine yerleşmelidir.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir