Faşizmin yürüyüşü için kritik karar anı: devam mı? – Hasan Durkal

31 Mart süreci öncesiyle ve sonrasıyla iktidardaki koalisyon açısından, önemli kırılmalar yarattı. Meşruiyet kaybı, içeride ve dışarıda denge kaybı, kitleler üzerinde hegemonya kaybı, moral kaybı, nüfuz kaybı, kaynak kaybı, kitle kaybı, mantık/rasyonalite kaybı….

Bu kayıplar hem faşist gidişin yolunu kesiyor ve ama siyasal iktidar açısından da onu git gide cazip hale getiriyor. Çünkü oluşan ortamda ayakta durmanın pek de fazla bir yolu kalmadı, iktidar açısından.

İktidardaki koalisyon açısından bu gidişin sürmesi için bir dizi “ayak bağının” çözülmesi gerek. Çünkü onların gidişleri, birçok sürtünmeye uğruyor.

ABD ile füze krizi, TÜSİAD ile yapısal reform/ekonomik önlem konusundaki krizler, muhalefetteki halk güçlerinin yarattığı “huzursuzluklar, Kürt hareketi vb.” durumlar gidişin önündeki önemli sürtünme faktörleri.

Faşist gidiş mümkün mü?

Bütün bu çelişkili tablo karşısında faşizm yürüyebilir mi? Hem evet, hem hayır. Evet, çünkü boşluklar var. Hayır, çünkü güç yetmeyebilir.

Yürüyüşlerinin devam etmesi için kimi pürüzleri ezerek, kimilerini de ikna ederek yol almaları gerek.

İkna etmeleri gerekenler yerli sermaye-finans kapital/ABD. Zaten bir süredir özellikle Erdoğan ile TÜSİAD arasında soğuk rüzgârlar esiyor ve sermaye sınıfının adına “yapısal reformlar” dediği kriz politikaları konusunda Erdoğan ayak diriyor. Ama alt sınıfları çok sevdiğinden ya da büyük sermayeden nefret ettiğinden değil.

Kriz politikalarının alt sınıfların ve unutmamak gerekir ki Erdoğan’ın organik liderleri olduğu, görece daha küçük ölçekli burjuva fraksiyonlarının aleyhine çözümü, Erdoğan’ı iktidarda tutan büyünün yok olması anlamına gelecektir. Krizin büyük burjuvazinin çıkarlarını zedeleyecek bir zemindeki çözümü de, Erdoğan iktidarına karşı son yılların en net çıkışını yapan TÜSİAD’ın ve onların yabancı ortaklarının desteklerini kaybetmek demek. İktidarın faşizme doğru gidişinin devam etmesi için bu ikilemi evvela çözmesi gerekir.

Bilmeliyiz ki bu en azından teorik olarak çözülmeyecek bir pürüz değil. Faşist gidişle ilgili tarihsel deneyimlere baktığımızda, faşizmin sermayenin elinde bir enstrüman gibi davranmadığını, birtakım sert süreçlerin ardından sermayeyi kendi iktidarına önce ikna ettiğini sonra da birlikte büyük bir uyum yakaladıklarını görürüz.

Yani son tahlilde faşizm kendisini dayatabilir, büyük sermayeyi pazarlık masasına oturtabilir, belli bir süreç işledikten sonra sermaye ile uyumu sağlayabilir.

Faşizm ve halk güçleri

Ama gel gör ki böyle bir uzlaşma olsa bile bu kez karşılarına halkçı dinamikler çıkacak. Faşist yürüyüş ilerlediği zaman şüphesiz kitlelerin önemli bir kısmında teslim olma eğilimi açığa çıkar. Ancak bu teslimiyete giden yol kanlıdır. Bu teslimiyeti sağlamanın yolu 10 Ekim konseptini hemen her gün yaşatmaktan geçer.

Halk güçlerine karşı sürekli şiddet, sürekli katliam, sürekli baskı, sayısı yüz binleri bulacak tutuklamalar ve belki bir o kadar da cinayetleri göze almaları gerekir.

Bu mümkün müdür?

Hem evet, hem hayır.

Mümkün olduğunu, bunu yapabileceklerini geçmiş deneyimlerde gördük. Üstelik buna uygun siyasal ve ekonomik kriz koşulları var. Bu gidişin önünü açacak geniş merkezi yetkiler var. Ve evet yok saymak gerçekliği görmemizi engeller, çok geniş bir kitleselliğe sahip olmasa da bir faşistleşmiş kitle var.

Çılgınlık yaparlar mı?

Son olarak bu gidişe kolaylık sağlayacak bir dünya geneli statüko krizi var. Yani alt emperyalist veya üçüncü dünya ülkelerinin emperyalistler arası güç savaşının bu ülkelerin iç ve dış politikalarında yarattığı boşluklardan, uluslararası sermayenin içsel krizlerinin yarattığı olanaklardan faydalanmalarına ve kendilerini belli sınırlarda da olsa dayatmalarına yol açan bir boşluk var.

Bu boşluklar günümüz kontrollü ya da yarı kontrollü kaos ortamlarını olanaklı kılıyor. Erdoğan iktidarı bunun deneyimini dışarıda Suriye savaşında denemişti. Evet, başarısız oldu. Ama şimdi içerideki politikalarda da kendisini sakınması için bir sebep görmüyordur. Belki de bu boşluk krizini fazla abartıyordur. Ama neticede çılgınca hamleler yapabilecek bir potansiyeli olduğunu biliyoruz.

Faşist gidişi zora sokan şey ise faşizmin bir güç meselesi olduğu gerçeğidir. “Buna güçleri yeter mi?” sorusu en kritik soru. Çünkü bunu inşa etmek isteyen güçler arasında da kırılganlıklar var. Bu kırılganlık yolu zorlaştırıyor. Faşist gidişin başarıya ulaşması için ivmelenmesi, hızlanması, toplumu her gün yeniden yeniden konsolide etmesi gerekiyor. Bu şimdilik geniş muhalefet ağında mümkün olmuyor. Bunu mümkün kılacak olan şeyleri yapabilmek için geri dönüşü olmayan bir yolu tamamen göze almaları gerek.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*