Fransa’da İsyan Dalgası – Alp Kayserilioğlu

Share on Facebook36Tweet about this on Twitter

 

Alman emperyalizmiyle yaşadığı rekabeti yüzünden Fransız emperyalizmi son senelerde azgın bir biçimde neoliberalizmi uygulamaya başladı.

Fransa’da iki aydır tasarlanan Yeni İş Yasası yüzünden ülke çapında uzun zamandır görülmeyen büyük bir isyan dalgası patladı. Şu an ulaşılan noktada olaylar, sermayenin ve emeğin geleceğini derin bir şekilde belirleyecek bir hesaplaşmaya doğru gidiyor.

Dirilen Fransız emperyalizmi

Yeni İş Yasası taslağının, Fransa ve Almanya arasındaki rekabet ve Fransa’nın AB ve uluslararası alanda Almanya’ya karşı gittikçe güç kaybetmesi sürecinin bir parçası olarak okunması gerekiyor.

Almanya,1990‘larda “Avrupa’nın hastalıklı yaşlı adamı” olarak adlandırılırken, 2000’lerden itibaren yükselmeye başladı.

Almanya’nın 2000’lerde yeniden dirilmesinin temel nedenlerinden birisi, sosyal demokrat “Şansölye” Gerhard Schröder’in yönetiminde 2002’den beri uygulanan ve özünde sermayenin lehine emeğin sömürüsünü kolaylaştıran, esnekleştiren ve derinleştiren neoliberal “Hartz” reformlarıydı. Fransa’da da sermaye benzer denemeler yapsa da, güçlü ve militan bir işçi sınıfı örgütlenmesi bu saldırıları sınırladı. Hatta, 1997’de “35 saatlik çalışma haftası” sermayeye zorla kabul ettirilmişti.

Sarkozy ve Hollande

Ama, artık sermaye bu kazanımları sürdürmek istemiyordu. Çünkü, Fransız sermayesi ve dolayısıyla Fransız emperyalizmi Almanya’ya karşı ve uluslararası arenada zayıf düşmeye başlamıştı.

Onun için, sermaye emeğe karşı önceki başkan Sarkozy zamanında azgın bir karşı saldırı başlamıştı. Sarkozy uzmanlarını Merkel’e “ders almaya” gönderip mesela 2010 yılında emeklilik yasalarını neoliberal biçimde yeniden tasarlamıştı. Ayrıca, Fransız emperyalizmin klasik metodunu da yine uygulamaya başlamıştı: kanlı işgal ve acımasız savaş!

İşte, bu yönelimler, Sarkozy’ye karşı neoliberalizmi bitirmek sözünü vererek seçilen sosyal demokrat Hollande yönetiminde de aynen devam etti, hatta ciddi bir şekilde derinleştirildi.

Bir taraftan 2013’den beri Mali işgali eklendi, öbür taraftan da sermaye için 2016’ya kadar toplam yıllık 60 milyar € eden vergi muafiyetleri uygulandı. Ek olarak, 2015’deki terör saldırıları dolayısıyla başkanın yetkileri ve özellikle OHAL ilan etme hakkı güçlendirildi. Bu güçlendirme, devlet aygıtların birbirleriyle olan ilişkileri ve yasalarda gereken düzenlemeleri daha hızlı ve daha pürüzsüz yapabilmek için yapıldı.

Şu an Fransa’da OHAL geçerlidir. Sıra, neoliberal uygulamaların hala yok edemediği emeğin bazı kazanımlarına gelmişti.

Nuit Debout” ve militan işçi sınıfı

İş Yasasına karşı direniş cephesi militan işçi sınıfı ve radikalleşmiş gençlik tarafından örülüyor

İşte, yeni İş Yasası, tam da bu arta kalanları ortadan kaldırmak için tasarlandı.

Ancak bu sefer bu işin bu kadar kolay olmayacağı açıkça görülüyor. İş Yasası reformuna karşı direniş özgün bir dinamik kazandı ve şu an bütün ülkeyi sarsıyor.

Önceliği genç liseliler/öğrenciler yaptı. 29-31 Mart arasındaki kitlesel yürüyüşlerin sonunda Nuit Debout (“Gece boyunca uyanık”) hareketi kuruldu.

Nuit Debout, son senelerde çok gördüğümüz meydan işgallerin bir parçası: çoğunlukla 18-30 yaş arası gençler kentlerin merkezi meydanlarını işgal edip komün tarzında yönetiyor. Öbür meydan işgallerinde gördüğümüz gibi, burada da siyasal sistem, siyasal partiler ve sendikalara karşı bir mesefe, yer yer reddediş var.

Ancak sloganlar ve taleplerin çoğu solcu, emek lehine ve yer yer anti-kapitalist. Aynı problemle karşı karşıyayız: gelişmiş özneler nezdinde onları kendi çıkarlar için araçsallaştıran sistem, partiler ve sendikalar, o özneler tarafından reddediliyor.

Fransız halkının direnişi, bir türlü yerine getirilemeyen görevi bir kere daha devrimcilerin önüne koyuyor: öznelerin gelişmişliğine ve ifade isteğine layık olan ve aktif olarak katılabildikleri siyasal biçimleri görmek, onlara saygı gösterip araçsallaştırmamak ve onlarla beraber direniş ve devrim cephesini farklı yönleriyle yeniden inşa etmek.

Genel greve doğru giderken…

Nuit Debout hareketinin ve militan işçilerin uyguladığı baskı ile büyük sendika konfederasyonlardan militan ve solcu bir geleneği olan CGT, Nisan ayında başlamak üzere eylem ve grev çağrısında bulundu. Bu çağrıya milyonların katılması üzerine CGT genel greve doğru evrilen kararlar verdi. Nihayetinde Mayıs sonunda 50 nükleer santralden 19’u ve kilit petrol işletmeleri grevle bloke edildi, yer yer elektrikler kesildi ve ülkenin enerji rezervleri sonuna doğru gitmeye başladı.

Hükümetin cevabı ise çok sert oldu. Başbakan Manuel Valls grevcileri “terörist” olarak tanımladı ve İş Yasasının kesinlikle kabul edileceğini vurguladı.

İki tarafın da gittikçe keskinleşmesiyle beraber, şimdi Fransa’da yaşanan çatışma, tıpkı zamanında İngiltere’de Thatcher’e ve neoliberalizmin uygulanmasına karşı bir yıl süren 1984-85 Madenciler Grevi kadar kilit bir olaya dönüştü!

Emek güçlerinin ve gençlerin cephesi bu çatışmayı kazanırsa, hem Fransa’da hem Avrupa’da başka bir hava esmeye başlıyacak. Ama, eğer emek ve gençlerin cephesi kaybederse, bu yenilgi çok ağır olacak ve faturasını ilk olarak işçiler ödeyecek.

Mücadelenin kazanmasında kilit önemi taşıyan öğeler ise, işçiler ve gençler arasında henüz sağlanamamış koordinasyonun kurulabilmesi, bunun daha derin organik bir ittifaka ve bu ittifakın sermaye sistemine seçenek olabilecek siyasal bir ifadeye bürünebilmesi olarak belirginleşiyor.

30 Mayıs 2016

Share on Facebook36Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir