“Fransa’da Sınıf Savaşları” – Volkan Yaraşır

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Avrupa’nın Akdeniz havzası, 2010 yılından itibaren mobilize oldu. Coğrafya’da 1968’den sonraki en büyük sınıf ve kitle hareketleri yaşandı. Kapitalizmin genelleşmiş/ organik krizinin kıta Avrupa’sına yansıması ve Avrupa’nın krizin odak coğrafya haline gelmesi, olağanüstü bir konjonktürün önünü açtı. Özellikle Yunanistan kıtadaki çelişkilerin odağı haline geldi. Yunanistan’da 68 büyük grev, 29 genel grev yaşandı. Ardından Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz sarsıldı. Sınıf ve kitle hareketi merkez ülkeleri de etkilemeye başladı.

2012- 2013’te sınıf ve kitle hareketinde göreceli bir geri çekiliş yaşandı. Neo- liberal karşı devrimci politikalar kıta da derinleştirildi. Troyka bir mızrak ucu gibi hareket etti. Bu dönemde kitle hareketinin yaratıcı yıkıcılığı ve mobilizasyonu düzen içi, parlamentarist, legalist, amorf, sol liberal yapılar tarafından absorbe edildi. Syriza’nın Yunanistan’da hükümete gelişi, sorunlu yönleri olmasına rağmen Selanik Deklarasyonu’nu hızla terk etmesi bu döneme rastlar. Syriza hükümetinin hızla Troyka’ya angaje olması uzun sürmedi. Aynı süreç bir ihanet süreci olarak gelişti. Benzer melez argümantasyonlar geliştiren, post- Marksist yönelimleriyle dikkat çeken, amorf bir karaktere sahip ve sol liberal bir çizgiyi temsil eden Podemos ve Sol Blok’un gelişmesi hemen hemen de aynı konjonktürde gerçekleşti.

2016 yılı, kıta düzeyinde sınıfa yönelik stratejik saldırıların başladığı tarih oldu. Sınıfı felç etmeyi ve enkazlaştırmayı amaçlayan bu saldırılara en net ve en radikal karşı duruş Fransa işçi hareketinden geldi. Fransa işçi sınıfı son 3 aydan beri militan bir savunma hattı oluşturdu. Ayrıca genel grev senkronları Akdeniz havzasına hakim olan parlamentarist havanın dışında, hatta bu havayı dağıtabilecek bir güç ve dinamik olarak, sınıfın yeniden devreye girişini simgeledi. Genel grevler milyonları harekete geçirdi. Fransa işçi sınıfı fabrika- sokak diyalektiğini örerek, sokakları işgal etti. 8 genel grevle ülke sarsıldı. Kitlelerle sokak buluştu. İşçi sınıfı senkronize grev, genel grev ve kitle gösterileriyle ayağa kalktı. Sınıf şimdi uzun soluklu genel grevlere hazırlanıyor.

SOKAK VE KAVGA

Hollande ve Valls hükümeti sistematik esnekleştirme, güvencesizleştirme ve sosyal güvenliğin tasfiyesini içeren stratejik saldırıları korporatist, bürokratik ve sınıf işbirlikçisi sendikalar tarafından desteklendi. CGT, Cheminots, SUD- Rail Sendikası ve FO grev ve genel grev çağrıları yaptı. Sol bürokratik karakter ve refleks gösteren bu sendikalar her düzeydeki eksikliklerine rağmen sınıfı sokakla buluşturmaları önemli oldu. Özellikle en köklü sendikalardan biri olan CGT, özellikle 1990’lı yılardan başlayarak (Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ve neo- liberal karşı devrimci saldırıların etkisiyle) sınıf uzlaşmacı bir tutum sergiledi. CGT yönetimini kontrol eden sol bürokratik kastın hegemonyası ancak, kapitalist krizin sarsıcı etkileriyle bir düzeyde kırıldı. İşçi sınıfının sınıfsal öfke ve arayışı CGT yönetiminde değişikleri beraberinde getirdi. Tabanın basıncı CGT’yi daha mücadeleci bir tutum içine soktu ve sokağı daha fazla kullanmasına yol açtı.

Fransa işçi sınıfı sistematik karşı devrimci saldılara net bir tutum aldı. Son 3 aylık periyotta, farklı eylem biçimleriyle, kitlesel olarak sokakla buluştu. Sokakları kuşattı. Özellikle potansiyel proleter karakter taşıyan öğrenci gençlik bu eylemlere aktif olarak katıldı. İşgal pratikleriyle eylemleri güçlendirdi. Grev ve direnişler yaygın bir karakterde gelişti. Hemen hemen tüm sanayi kentleri harekete geçti. Sınıf alanları doldurdu ve yer yer sokak savaşları yaşandı.

CGT, Cheminots Sendikası haftanın iki günü Çarşamba ve Perşembe günleri olmak üzere grev çağrısı yaptı. SUD- Rail sendikası ise temmuzun ilk haftasına kadar süresiz genel grev çağrısında bulundu. İşçi sınıfı sokakta militan bir savunma hattı oluşturdu.

GÜVENLİK VE POLİS DEVLETİ

Sınıfın militan defansı karşısında, Hollande ve Valls hükümeti yasayı geçirmek için önce farklı hileler yaptı, daha sonra tavizlerle yasayı geçirmek istedi. Hem kamuoyunun yasaya karşı yüksek reaksiyonu (halkın 3/4 yasaya reddediyor), hem de sınıfın gösterdiği direnç ve sokağı aktif olarak kullanması bu hamleleri boşa çıkardı.

Hollande ve Valls hükümeti bu sefer burjuva demokrasinin en temel işleyişini bloke ederek, bir nevi “hükümet darbesi” yaparak yasayı geçirdi.

Bu süreç kriz sonrası Avrupa kıtasında kapitalist devletlerin yeniden yapılanmasının, devletin bir güvenlik devletine ya da polis devletine dönüşümünün somut yansıması oldu. Özellikle Fransa IŞİD saldırılarıyla birlikte, oluşan ve tetiklenen toplumsal ya da kolektif korku üzerinden polis devleti olma yönünde yeni düzenlemelere girişti.

Fransa hızla olağanüstü bir rejimi olağanlaştıran adımlar atmaya başladı. Sınıfı sosyal bir enkaza dönüştürmeyi hedefleyen yasanın gündeme sokulması da bu yöndeki stratejik hamleydi. Bir nevi ekonomik faşizm olan neo- liberal politikalar, olağanüstü rejim taktikleriyle birlikte hayata geçirildi ve geçirilmeye devam ediyor.

Bu manada iç ve kök faşizm tartışmaları önem kazanıyor. 2010 ve 2011 yılında Yunanistan, kıtadaki çelişkilerin kristalize olduğu coğrafya olarak dikkat çekmişti. 2016 yılında ise Fransa ve Fransız işçi sınıfını öne çıkarıyor. Fransız işçi sınıfı gerçekleştirdiği pratiklerle, Avrupa’daki sınıf ve kitle hareketinin yeni katalizör gücü olarak devreye giriyor.

“FRANSIZCA KONUŞMA” ZAMANI

Fransa Avrupa’daki sınıf savaşlarının yeni laboratuvarı olarak işlev görmeye başladı. Ülke kavganın odağı haline geliyor. Fransız işçi sınıfı stratejik saldırılara karşı, militan bir defans hattı oluşturuyor. Bu defans sınıfın yeniden şekillenmesinin zeminlerini yaratıyor. En başta sendikal bürokrasinin parçalanması ve sınıf inisiyatifinin yaygınlaşmasının nesnel olanakları doğuyor.

Fransız işçi sınıfının bu mücadele birikimi, Avrupa işçi hareketinin nesnel ve öznel şekillenmesini beslediği gibi finans kapitalin saldırılarına karşı izlenmesi gereken yolu da gösteriyor.

Militan defans, militan ofansın/ saldırıların olanaklarını sunar. Fransız işçi sınıfı bir yandan hızla ruhunu silahlandırıyor, diğer yandan “Fransızca” konuşacağı günlere hazırlanıyor.

Her grev, her direniş sınıfın mücadele gücünü ve özgüvenini artırıyor. Sınıf kavganın içinde yeniden doğuyor. Sokak ve kavga bir kez daha sınıfa yol gösteriyor.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir