Gökdelenler Kenti: Gökyüzünün Çitlenmesi – Cihan UZUNÇARŞILI BAYSAL

Share on Facebook8Tweet about this on Twitter

Gökdelenler ve yüksek katlı binalar bugünün kentleşmesinin olağan formları. Gökdelenler aynı zamanda kentler için kimlik vazifesi görüyor; bulundukları kent, onların adları üzerinden yeniden tanımlanıyor, meşhur oluyor.

Öte yandan, kentler kendilerini markalaştıracak gökdelenler inşa ettikçe dünyanın en yüksek gökdeleni de sürekli mekan değiştiriyor. Bugün Kuala Lumpur yarın Dubai, öteki gün kim bilir hangi kent?  Öyle bir zamandayız ki gidişatı takip etmek giderek zorlaşmakta. Yüksek katlılar ABD-Avrupa ekseninden Uzak Doğu’ya ve Körfez ülkelerine kaymakta; gökdelenler kenti dendiğinde ilk akla gelen New York, bu namını geride bırakalı çok zaman olmuş durumda.

Dikey kentleşme

Yüksek katlı binalar, konut, AVM, otel ve plaza işlevleri gördükleri gibi, birden çok kullanımı içeren çok-fonksiyonlu binalar da olabiliyor. Gökdelenler aynı zamanda küresel şirketlerin yönetim merkezleri olarak kullanılmakta. Dünyaya hükmeden şirketler mecazi ve gerçek anlamda, en tepelerde işlerini çeviriyor. Aşağılarda karınca misali dolanan kentliler onların kulları, kentsel mekânlar ve araziler de birikim alanları…

Yüksek katlıların rüzgârları kesmeleri, ısı adası etkileri, enerji sarfiyatları, kuşların yaşam alanlarına tecavüzleri gibi çevresel etkilerinin yanı sıra hepimizin hakkı olan kentsel kamusal alanları işgal ederek özelleştirmeleri, bir müşterek olarak gökyüzünü (ve havayı) çitlemeleri de ciddi sorunlar yaratıyor.

Öte yandan, dikey kentleşme dediğimizde salt gökdelenleri değil; drone’lardan, gözetleme ve denetleme aygıtlarına, Google Earth’ten Google haritalara hatta yerin altına, maden ve taş ocaklarına kadar uzanan bir dikeylikten bahsediyoruz. Kentleri haritalar üzerinden 2-boyutlu görmeye/yorumlamaya koşullanmışlığın da tartışılması gerekiyor ama yerimiz dar; bu apayrı bir yazı konusu.

İstanbul’un silueti

Türkiye’den baktığımızda, gökdelenli yaşamlar mimarı AKP’nin elinde dönüşen kentlerin çok katlılarca işgali bizlere ne anlam(lar) ifade ediyor? Burada İstanbul önemli bir örnek. Kent, sadece çevresine yayılıp çevreyi yutarak büyümüyor, 1989’da ilk gökdeleniyle (100 metreyi aşan Maya Plaza) tanıştığından bu yana müthiş bir hızla dikeye doğru da büyüyor.

Gökdelenleriyle dünyada 22. sırada yer alan İstanbul, Avrupa’nın en yüksek kenti (Emporis verileri-O.K. Çullu 2015). Gökdelenli yaşamın doğaya, çevreye, tarihe, kültüre ve topluma maliyetleri ortada ama gökdelenler ülkenin diğer kentlerine de virüs misali yayılıyor. Doğanşehir Bursa çarpıcı örneklerden.

İstanbul’un tarihi silueti ise yüksek katlılarca delik deşik. 16:9 gökdelenlerinin Tarihi Yarımada’ya  Zeytinburnu’ndan kafalarını uzatalı çok oldu, ardılları kuyrukta. Deniz yoluyla seyahat ederken Kadıköy, Ataşehir, Kartal gibi merkezlerin hal-i pür melali kabak gibi ortada.

Sırada, Anadolu yakasının tarihi silueti var. Kamuya ait Meteoroloji arazisine diktiği dört gökdelenle Kadıköy’ün rüzgarını ve ışığını kesen, Kadıköy’ün önemli bir yeşil alanını da gasp eden Taş Yapı,  Darüşşafaka Cemiyeti’nden satın aldığı Koşuyolu’ndaki 12 bin 257 metrekarelik araziye de 20 katlı bir gökdelen-otel dikme hazırlığında. Bina, deniz tarafından bakıldığında Haydarpaşa Garı ve Selimiye Kışlası’na yakınlığı nedeniyle, Kadıköy’ün tarihi siluetine de hançer çakacak.

Sermayenin talepleri ve çıkarları

Burada önemli bir olguya daha işaret etmek gerekiyor. AKP’nin gökdelen iştahı salt kentlerin marka değerini arttırmaya ya da yer kısıtlarına mı yönelik? Bu çeşmenin suyu kim(ler)e gidiyor? Çoğu kez ayrıcalıklı imar artışlarıyla vize alan gökdelenler kim(ler)in birikim alanı?

Avrupa’nın en yüksek binası Sapphire zamanın Başbakanı Erdoğan tarafından ‘‘İstanbulu bir dünya şehri yapma hedefine, bu şekilde hizmete giren her eserle biraz daha yaklaşıldığı…’’ cümlesiyle açıldı. Kentsel kamusal alana çöreklenen bina, emsalin 2.5 olduğu bölgede, yandaş sermaye Kiler Holding’e ayrıcalıklı imar hakları sağlanarak yükseldi; 1 milyar Euro civarı ek kazanç getirdi (E.Çavuşoğlu 2011).

Bugün, umulan ilgiyi göremeyen Sapphire, çevreyi tahrip etmiş, halkın / kamunun kent hakkına el atmış bir “Beyaz Fil” olarak satışta. En yüksek bina unutuldu; ancak, önemli bir işlev gördü. İstanbul Kent Savunması’ndan Hukukçu Arman Yılmaz’ın altını çizdiği üzere,  siyasi iktidar ne zaman hukuksuz bir uygulamaya başvursa, bunu olağanlaştırmakta, genişletmekte ve böylece gelecekteki hukuksuzlukların da yolunu açmaktadır. Sapphire da bu işlevi görmüş; Taşyapı,  Torunlar, Zorlu, Ağaoğlu …bilcümlesinin payandası olmuştur.

Çağımızda sermayenin çıkarları ve talepleri doğrultusunda yeni baştan dizayn edilen kentlerde şiddetli bir sosyo-mekânsal ayrışma yaşanmakta, alt gelir gruplarının mahallelerine el atılarak lüks inşaatlara açılmakta ve yoksul ve emekçiler çeperlere sürülmekte.

Tanrıya “yakınlar” ve serfler

Bu yatay bir ayrışma iken kente dikey ölçekten baktığımızda dikey ayrışmayı da görmekteyiz. Özellikle Küresel Güney kentlerinde,  merkezi yeniden keşfeden varsıllar, gözetim aygıtları ve özel güvenlik tarafından sıkı sıkıya korunan lüks gökdelenlere yerleşirken, kentin yoksul mahallelerine yukarılardan bakmaktalar; tamamen ayrışmış ve aralarında hiçbir ilişki olmayan bambaşka dünyalar.

Biri, Mumbai’deki bir konut reklamının belirttiği üzere “Tanrı’ya yakınlar” dünyası, diğeri en aşağıdakiler, Yüzyılın serfleri. Yukarıdakiler gökyüzünü çitleyip, müştereklerin çitlenmesinin şahikasını gerçekleştirirken, kentler de kent niteliklerinden biraz daha kaybetmekte. 2-boyutlu kent analizlerinden 3-boyutlu analiz ve tartışmalara geçmenin zamanı gelmedi mi?

 

Share on Facebook8Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir