Halkın geçim derdi, AKP’nin geçmeyen derdi – Emrah ARIKUŞU

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Memlekette başkanlık tartışması almış başını gidiyor.

AKP, kendi kitlesine bile laf anlatamayacak durumda ve meşruiyetini yitiriyor. Dış politikada fütursuzca yapılan hamleler sonucunda ülke savaş alanına çevriliyor.

Patlayan bombalar huzur ve refah ortamını, can güvenliğini ortadan kaldırıyor. Halkta ise geçim derdi her şeyin önüne geçmiş durumda. AKP’nin aşil topuğu ekonomik kriz olacağa benziyor.

Ekonomik kriz ve etkileri

2001 ekonomik krizi AKP’ye fırsat kapılarını aralayıp iktidara yerleştirirken, dünyayı saran şimdiki ekonomik krizse AKP’yi ipe götürüyor.

Türkiye bilindiği gibi, “Brezilya, Hindistan, Endonezya ve Güney Afrika” ile birlikte “kırılgan beşli” arasında yer almakta ve 32.4 milyar dolarlık cari açıkla rekor kırıyor. Dolar, Euro “uçarken” TL yere çakılıyor. Dış borç stokunun 411 milyar dolar olması ise dolardaki her artışta feci sonuçlar olduğunu gözler önüne seriyor. Enflasyon ise son ay yükselerek yüzde 9.22 oldu.

Başbakan Aralık ayında Ekonomi Destek Paketini açıklayarak yangını söndürmeye çalıştı. Ancak tam tersine kendine güvenli görünebilmek için “önlemler alıyoruz, alacağız, 4-5 ay içinde ekonomi düzelecek” gibi söylemlerle durumun vahametini ortaya koydu.

Önlemlerin ise esas itibariyle sermayeyi rahatlatacak önlemler olduğu belli. Sermayeye ucuz kredi imkanı yaratılması, kamu mallarının varlık fonuna devredilip sermayeye fon oluşturulması, zorunlu bireysel emeklilik uygulaması ile şirketlere kaynak aktarma telaşı hep sermayenin yükünü hafifletme hamleleri…

Kriz işçiyi dara sokuyor

Bununla beraber ekonomik kriz esas olarak işçilere ve emekçilere etki ediyor. Krizin etkileri mutfaklarda, kahvehanelerde daha somut olarak gözlemlenebiliyor.

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 1.432 TL olmuş durumda. Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamaların toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 4.665 TL’ye varıyor. Bu veriler ışığında asgari ücret ne kadar olduğuna bakarsak, açlık sınırının dahi altında olan 1.404 TL.

Enflasyon, deflasyon, devalüasyon çokça duyulan ve kafa karıştıran kelimeler. Anlamı berrak olan ise pahalılık. Dolara endekslenmiş tüm tüketim malları fahiş fiyatlara satılır oldu. Tarım ürünleri mevsiminde bile yüzde 40’lara varan zamlanmayla satılıyor.

Mevsim dışı ürünlerden almak istediğinizde ise bu oran fiyatlarda yüzde 100 zamma kadar varabiliyor. Gazeteler ise “Temel gıda maddeleri rekora koşuyor” diye haber yaparak vatandaşın akıl sağlığıyla oynar halde. Ekonominin çöküşü pazarlarda, marketlerde kendini gösteriyor.

Krizin en önemli etkisi ise şüphesiz işsizlikte yaşanan yükselmeyle ortaya çıkıyor. İşyeri kapatmaları ya da karın düşmesine bağlı olarak maliyet ucuzlatmak isteyen patronların başvurduğu ilk yöntem olan işten atmalar sonucunda işsizlik artarak  yüzde 11.3’ü buldu. Başbakan Yıldırım’ın “işsizlikte hafif bir kıpırdanma var” sözleri memleketin en önemli sorununa “yakın”lığını ortaya koydu. Oysa kıpırdansa bile işsiz sayısı 6 milyonu geçmiş ve her geçen gün de artıyor.

 Sonumuz Hayr’ola

Eskiler böyle zor durumlarda ekonomiyi anlatabilmek için “Ekmek aslanın ağzında” derlerdi.  Şimdilerde ekmek aslanın ağzında değil artık, işin aslı aslan dahi ekmek bulamıyor. Sonumuz HAYIR ola.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir