Halkın öfkesi artarken, iktidar gemisi yürür mü? – Arzu Küçük

AKP/Erdoğan iktidarı, sermayenin yapısal krizinin yarattığı yoksullaşma dalgası ve bir türlü ehlileştiremedikleri kadınlar, ekolojistler, işçiler, Aleviler, kürtler gibi dinamiklerle sürekli zorlanıp sıkıştırılıyor.

Erdoğan bu konjonktürde, bir yandan yapısal kriz içinde debelenen sermayeye kar akışının kesilmemesi için işçi ve doğa düşmanı yasalar çıkarıp, tüm canlıların hayatını yok sayan kararlara ve çılgın projelere imza atıyor.

Öte yandan, devlet bankaları aracılığıyla şirket kurtarma operasyonları yaparken, yandaş sermayeyi korumak ve sürekli rant yaratmak için yeni yollar arıyor.

Erdoğan, bu çok yönlü politikaları uygularken, iktidarda kalabilmek için faşizmi kurumsallaştırmaya ihtiyaç duyuyor. Ancak, inşasında olunan başkanlık rejiminde, iktidarın tekelinde bulanan yargı organlarına, Erdoğa’nın KHK çıkarma yetkisi de dahil, sınırsız yetki alanına rağmen, rejimin inşası tamamlanamıyor, güç mutlaklaştırılamıyor.

Tüm devlet imkanlarını ve yoğun bir medya gücünü elinde bulunduran iktidar, elindeki bu güçle; milliyetçilik ve savaş politikaları üzerinden halkı manipüle ederek kılpayı kazandığı seçimler yoluyla, meşruiyetini sağlamaya çalışıyordu. Ancak bu meşruiyet de, 31 Mayıs- 23 Haziran seçimlerinde alınan yenilgilerle iyice tartışmalı hale gelmişti.

Çıkarılan sermaye yanlısı, halk ve doğa düşmanı yasaların halkta yarattığı öfke büyüyor. Dayanılmaz hale gelen yoksulluğu, hayat pahallılığını, işsizliği, artan vergileri, işçi düşmanı çalışma rejimlerini meşru kılmaya iktidarın gücü yetmiyor.

Kendi kitlesi içinde de sürekli artan öfke, Erdoğan’a geri adım attırıyor.

Erdoğan’ın zorunlu geri adımları

Bu geri adımları en net olarak termik santrallere baca filtresi takılmasını 2 yıl erteleyen ve AKP-MHP oylarıyla meclisten geçirilen yasa tasarısının Erdoğan tarafından veto edilmesi olayında görmüştük. Sermayenin karı için halkın sağlığını hiçe sayan bu anlayışı asıl veto eden halkın öfkesiydi. Bu süreç, iktidar vekillerinin büyük bir pişkinlikle, Erdoğan’a teşekkür etmesiyle sonlanmıştı.

İktidarın rutin uygulamalarından biri haline gelen, hazine bütçesiyle şirket kurtarma operasyonlarının son örneklerinden biri de, yine halkın öfkesine takıldı. Boğazına kadar borca batmış Simit Sarayı’nın yüzde 51 hissesinin, Ziraat Bankası tarafından alınma girişimi, böylece durduruldu. Erdoğan, bu olayda da geri adım atmak zorunda kaldı.

Son olarak, ülke çapında, özellikle de iktidarın yüksek oy oranına sahip olduğu bölgelerde, nakliyecilerin öfkeli eylemleriyle sonuçlanan; “dijital takograf” uygulaması, 30 Haziran’a ertelenmek zorunda kaldı.

Erdoğan’ın geri adımlarını, kendi kitlesi nezdinde uğradığı meşruiyet kaybını azaltma girişimi olarak yorumlamak mümkün.

Halk güçlerinde biriken yoğun öfke, Erdoğan iktidarının hareketlerini belli oranda kısıtlıyor. Ancak örgütsüz olarak belli çıkışlarla ilerleyen bu öfke, örgütlü bir zemine kavuşmadıkça; manipüle edilerek, başka yerlere kanalize edilme olasılığını içinde barındırıyor.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*