Hareketlilikten sınıf hareketine – Emrah ARIKUŞU

Share on Facebook10Tweet about this on Twitter

Daha önceki yazılarda sendikaların sınıf hareketi içindeki zaafları sonucu önlenemeyen çöküşüne işaret ettik, ayrıca solun işçi sınıfı hareketi içindeki konumlanma anlayışının eksiklerine dikkat çekmeye çalıştık. Bu değerlendirmelerin ardından politik ortama baktığımızda işçi sınıfı hareketinin mayalandığına dair belirlemeler yapılabilir mi? Kuşkusuz, biz “Evet” yanıtını vereceğiz.

2017’de işçi eylemleri

İşçi eylemlerinin verilerini toplayarak, analizlerde bulunan Emek Çalışmaları Topluluğu Kasım ayında, 2017 yılının ilk 6 ayının işçi eylemleri raporunu yayınladı. Sadece bu rapora bakarak bile işçi sınıfı hareketinin canlandığını ifade edebiliriz.

Rapora göre özellikle Suruç ve Ankara katliamları ve sürekli patlayan bombalar sebebiyle eylemler durma noktasına gelse de ayda ortalama 52 eylemle 2015 yılında çok sayıda işçi eylemi oldu. 2016 yılı boyunca özellikle 15 Temmuz sürecinde bir geri çekilme yaşanmış eylem sayısı ayda ortalama 43’e gerilemiş. Oysa 2017’nin ilk altı ayında ayda 47 eylem yapılmış. İkinci 6 aylık dilimde ise gün gün eylemlere tanık oluyoruz. Bu gidişattan hareketliliğin daha da artacağını öngörebiliriz.

Eylemlerin nedeni

Ekonomik krizin yarattığı yoksullaşma, işsizlik ve geleceksizlik batağı, günlük yaşanan geçim derdi, enflasyon karşısında eriyen ücretler umarsızlığa ve yalnızlaşmaya sebep olurken işçiler çıkış arıyor. İş yerlerinde hak gaspları, baskı, hakaret, mobbing, ücretlerin ödenmemesi ya da geç ödenmesi, en ufak bir itirazda işten atma tehdidi işçi sınıfını “yeter” diyecek raddeye getirmiş durumda.

Bu durum işçi sınıfında sorunlarının bilincine varma ve çözme iradesi gösterme, ekmeğini büyütme refleksini geliştiriyor. Tabii ki bu kadar belirsizliğin olduğu ortamda işçiler derin çöküntüler yaşayarak çürüme de yaşıyorlar.

Yeni bir yol arayışı

Bu eylemler sonucunda işçiler sermayenin karşısında bir sınıf olma gerçekliğini yaşıyor. Eylemler hem öğretici hem de ileriye dönük örgütlenmelerin önünü açıyor. Sendikalar, dernekler gibi kurumlarda konumlanma ihtiyacını açığa çıkararak hak arama refleksinin gelişmesine zemin hazırlıyor.

Özellikle son dönemde toplu iş sözleşmelerinde dayatılan düşük zam, sosyal hakların tasfiyesi, güvencesizlik, sendikaları işlevsizleştirme politikaları ya da yandaş, patron sever, sarı sendikacılık anlayışının yaygınlaştırılması sonucu fiili meşru eylemlerin önü açılıyor.

Öte yandan iş kanununda yapılan tırpanlamalar, arabuluculuk yasası, haftalık izinlerin kalkması, işe iade ya da ücret davalarının uzaması gibi durumlar ise işçileri kendi adalet arayışına itiyor. Baskı ve zor karşısında işçi sınıfı sermayeye kendi zorunu dayatıyor.

2018’de işçi sınıfı kazanacak

Sol görmese ya da görmek istemese de nesnel olarak bir sınıf hareketliliğinden bahsediyoruz. Bunun sınıf hareketine evirilip evirilmeyeceğini iradi müdahaleler belirleyecektir. Ekonomik talepler ekseninde gelişen işçi sınıfının hareketi içinde konumlanarak hareketin önündeki barajların parçalanması gerekiyor. Bu noktada sınıfla iç içe hareketin siyasallaşmasına zemin hazırlanmalıdır.

Bu iş “etkin” muhalefete, her şeyin “iyi” olacağı yalanlarına, işçilerden “fedakârlık” isteyen anlayışa meydan verilmeden bir an önce başarılmalıdır.

Share on Facebook10Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir