Hastalık Tedavi Edilir, Erkeklik Baki Kalır – Meral Çınar

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan, “Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik”, Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. OHAL koşullarında alelacele çıkarılmış bir yasa daha…

Öncelikle yönetmelikten biraz bahsederek başlayalım. Böyle durumlarda haber sitelerinden takip etmek değil de doğrudan değişen veya kabul edilen yönetmeliğin kendisini incelemekte fayda var. Çünkü medya çoğu zaman haber diliyle algılarımızla oynayabilir, sadece görmemizi istedikleri kadarını bize aktarır.

Yönetmelikteki boşluklar

Yürürlüğe giren yönetmeliğe göre, cinsel dokunulmazlığa karşı suç işleyen hükümlülere cinsel dürtünün azaltılmasına, denetimine veya yok edilmesine yönelik ayakta veya yatarak, ilaçlı ya da ilaçsız “tedavi” uygulanabilecek.

Adı ‘kimyasal kastrasyon’ olarak da geçen bu yöntem, yani hadım, tıbbi tedavi yöntemi olarak adlandırılsa da aslında yalnızca biyolojik bir ketleyicidir. İnsanın bedenine devletin müdahale etmesi demektir. Kesinlikle insan haklarına aykırı bir uygulamadır. Böyle bir uygulamanın ne tür yan etkileri olduğunu, ne gibi sonuçlar doğuracağını gözlemlemeden, bugünden yarına uygulamaya geçirilmesi ise insan hakları konusunda Türkiye’nin ne kadar vurdumduymaz olduğunun göstergesidir.

Yönetmeliği daha ayrıntılı okuduğumuz zaman karşımıza çıkanlar ise tüyler ürpertici…

Bu yöntem, 5237 sayılı Türk ceza kanunun 102/2, 103/1-2, 104/2-3 suçlarından hapse mahkûm edilmiş suçlular üzerinde uygulanacak. Yani 102-103. maddelerdeki en önemli suçlardan biri olan, aile içi tecavüzler söz konusu olduğunda bu ceza uygulanmayacak. Devlet her zamanki gibi aileyi koruma altına almayı ihmal etmiyor. Ama ne yazık ki Türkiye’de tecavüz olaylarının yüzde elliden fazlası aile içerisinde gerçekleşiyor ve açığa çıkmıyor. Çünkü cezalandırılması da mağdurun şikâyetine bağlı… Yani dünya âlem bilse ki; abisi, babası, dayısı vb. o kadına tecavüz etmiş, kendisi şikâyetçi olmadan, suçlulara gereken ceza verilmiyor.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi; tecavüz suçunu işlemiş ve ceza almış kişiyi denetimli serbestlik adı altında, cezası bitmeden serbest bırakıp, hayatına kaldığı yerden devam etmesini sağlıyorlar. Peki, o halde soruyoruz? Onca tecavüzcüyü serbest bıraktığınızda nasıl denetleyebileceksiniz? Bu denetleme mekanizmalarını hangi ara kurdunuz da yasayı bu hızla OHAL koşullarında uygulamaya koyuyorsunuz?

Ne yazık ki bu denetimli serbestlik için, iyi hal komisyonları kurulacakmış. Bu ülkede kravat takmanın bile iyi hal sayıldığını hatırlarsak eğer durumun ciddiyetinin farkına varabiliriz. Kadına yönelik suçlarda hala iyi hal indirimlerinden, iyi hal durumlarından bahsedebiliyorsak, hadım cezası değil, idam cezası bile çıkartsak bu suçların önüne geçemeyiz.

Dünyadan örnekler

Dünyada çok az ülkede uygulanan bu yöntem, hiçbir yerde başarı sağlamamıştır. Üstelik hadım ve idam cezasının en fazla uygulandığı ülkelerin başında gelen Çin, ABD, Pakistan, Afganistan, Hindistan, Ortadoğu ve Arap Yarımadası ülkeleri ile Afrika ülkeleri yine tecavüz oranlarının en yüksek olduğu ülkeler arasında. Dünyada kadınların statüsü üzerine en ayrıntılı çalışmaları yapan Woman Stats Project’in 2013 rakamlarına göre; dünyada tecavüzün en yaygın olduğu ülkelerin başında, yani birinci grupta ortalama her 100 bin kadından 60’ının tecavüze uğradığı Afganistan, Hindistan, Pakistan, Suudi Arabistan, İran gibi ülkeler geliyor.  İkinci grubu Çin, Vietnam, Laos, Tayvan, Güney Kore, Tayland gibi ülkeler oluştururken üçüncü grubu Amerika Birleşik Devletleri alıyor.

Bu da tecavüz ve taciz suçlarının kökenine inmedikçe, altında yatan nedenlerin üstü örtülmeye çalışıldıkça, ceza uygulamalarının ağırlaştırılmasının bir sonuç vermeyeceğini bize açıkça gösteriyor.

Üstelik uzmanlar daha önceleri; hadım edilen erkeklerin, toplum içerisinde psikolojik olarak dışlanmış hissedeceklerini, bu yüzden cinsel şiddetin yerini fiziksel şiddetin alacağını ve doğrudan kadınları hedef alacaklarını ifade etmişlerdi. Yani bu cezayla kadınlar için daha tehlikeli bir durum oluşabilir.

Neden karşıyız?

Cinsel, fiziksel ve ruhsal her türlü erkek şiddeti sadece biyolojik nedenlere bağlanamaz. Bu şiddetin arkasında yüz binlerce yıllık bir tarihe dayanan erkek egemenliği yani ataerkil sistem yatmaktadır. Erkek egemenliği toplumsal bir olgudur. Toplumsal olan, erkekleri birinci kadınları ise ikinci sınıf vatandaş olarak belirler ve bu yüzden de kadınlara erkekler tarafından yapılan her türlü aşağılama, taciz, tecavüz ve şiddeti meşrulaştırır. Bu nedenle, çözüm de toplumsal olmalıdır.

Yani erkekler çoğunlukla testosteron hormonlarının düzensiz ve yoğun çalışması nedeniyle, ya da psikolojik bozukluklar nedeniyle değil de; erkekliğin yüceltilmesinden aldıkları güçle bu suçları işler. Üstelik özellikle Türkiye gibi ülkelerde, yasalarca korundukça ve devlet politikalarıyla erkeklik yüceltildikçe, kadın bedeni üzerinde hak iddia etme olgusu daha da güçlenir.

Ortada bir hastalık varsa bu, erkek egemenliğidir ve böyle bir tedaviyle geçmesi mümkün değildir.

Cezayı biz kadınlar keseceğiz

Hadım cezasıyla birlikte işte bu gerçeğin üstü örtülmeye çalışılıyor. Meselenin “hastalık” olarak algılanmasını sağlıyor ve erkek egemenliği karşısında oluşan kadın mücadelesini zayıflatmayı amaçlıyorlar. Eğer tacizcileri, tecavüzcüleri, çocuk istismarcılarını cezalandırmak ve bu olayların azalmasını sağlamak konusunda samimi olsalardı, bu yasaları kadın özgürlük mücadelesi veren örgütler ve tüm kadınlarla birlikte istişare altında hazırlarlardı. Yani bizzat konunun özneleri ile…

Bu yüzden AKP hükümetinin yürürlüğe koyduğu bu hadım yasasıyla kadınları korumaya ve tecavüzleri engellemeye çalıştıklarına inanmamızı kimse beklemesin.

Milletvekilleri, bakanları, başbakanları ve cumhurbaşkanlarıyla birlikte AKP Hükümeti; 14 yıllık iktidarı boyunca işlenen kadın cinayetlerinin, tecavüzlerin ve şiddetin bizzat ortağı olmuştur. Kadınları aşağılayan söylemleri, ikincilleştiren politikaları, erkekleri koruyan yasalarıyla birlikte yıllardır erkek egemenliğine hizmet ettiklerini görmezden mi geleceğiz.

Şu çok açık ki; Türkiye’de son birkaç ayda derinleşen rejim ve sistem krizine, yaşanan başarısız darbe girişimiyle birlikte açığa çıkan devlet krizinin de eklenmesiyle, Türkiye bir kaosa doğru sürüklenmeye başladı. AKP hükümetinin bu durumu kullanarak çıkardığı OHAL yasalarıyla birlikte kendisine karşı olan toplumsal muhalefeti sindirmeye çalışacağından şüphemiz yok.

Bu yasayla birlikte de; karşısındaki toplumsal muhalefette güçlü bir odak olan kadın özgürlük mücadelesini ve son zamanlarda yaşanan tecavüz ve çocuk istismarı olaylarıyla gittikçe biriken öfkeyi absorbe etmeye çalıştığının farkındayız.

Bu yüzden, erkek egemen devletin vereceği hiçbir ceza biz kadınların örgütlenerek, dayanışarak, güçlenerek gerçekleştireceği öz savunmadan daha caydırıcı olmayacaktır.

İçerisinden geçtiğimiz olağan üstü gergin, karmaşık ve her türlü şiddetin meşrulaştığı bu süreçte, tarihin biz kadınları direnişin en ön saflarına çağırdığını görelim. Umut en çok böyle zamanlarda yeşerir. Belki şu an, bu karmaşa, kadın kurtuluş mücadelesinin bir son durağı, eşitlik ve özgürlük hayallerimizin ise başlangıcı olabilir.

Notlar:

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun cinsel istismar suçları ile ilgili maddeleri.

MADDE 102.– (2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

MADDE 103. – (2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi duru­munda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, sağlık hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tara­fından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi hâlinde, yu­karıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

MADDE 104.– (1) Cebir, tehdit ve hile olmak­sı­zın, onbeş yaşını bi­tirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikâyet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fail mağdurdan beş yaştan daha büyük ise, şi­kâyet koşulu aran­maksızın, cezası iki kat artırılır.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir