“Hayır” kavşağında kampüsler- Utku ŞAHİN

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

 

Referandum sonuçlarının açıklanmasının hemen ardından sokağa taşan hayır dalgası içerisindeki en büyük dinamiğin gençlik olduğunu görebiliyoruz.

Gezi’de barikatların önlerinde olan gençliğin, yarattığı dinamizle ikinci bir Gezi direnişinin öncüsü olma ihtimali iktidarın daha fazla korkmasına ve saldırganlaşmasına neden oluyor. Savaşa karşı barış talep eden devrimci, demokrat hocalarımızın KHK’lar ile ihraç edilmesi, özgürlük alanlarının her geçen gün yok edilmeye çalışılması da bu saldırganlığın göstergelerini oluşturuyor.

Bu saldırganlığın yanı sıra referandum sürecinde Rektörlük, Polis ve AKP işbirliği ile kampüslerde, katılımın zorunlu hale getirildiği “Paneller” ile “Evet” propagandaları yapıldı. Tüm bu çalışmalara karşı, siyaset yapma imkanları oldukça kısıtlı olan üniversite gençliği “Hayır” çığlığını daha fazla yükseltti. Ve referandum sonuçları da gösterdi ki üniversite gençliğinin ezici çoğunluğu, inşa edilmek istenen rejime “Hayır” dedi.

Peki şimdi ne yapmalı?

Referandum sonuçlarına itiraz edilen Yüksek Seçim Kurulu (YSK) gibi kurumlar, ülke içinde ve dünya genelinde sistem içi güçlerin kontrolü altında. Hal böyleyken referandum sonuçlarına mevcut rejimin kontrolü altında bulunan yargı makamlarına itiraz ederek “Hayır” çıkmasını sağlamaya çalışmanın gerçek hayatta bir karşılığı yok.

Referandum süreci boyunca yerellerde geniş kitlelere ulaşmayı başaran “Hayır” meclisleri bir alternatif olarak önümüzde duruyor. Halkın kendisini ifade edebileceği, sokakta sözünü birlikte söyleyebileceği alanları kampüslerde de yaratabiliriz.

En geniş öğrenci kitlesine ulaşabilecek, akademisyenler ve çalışanlar gibi üniversitenin tüm öznelerinin dahil olabileceği özgür alanlar oluşturup, alışılmış modellerin dışında farklı ve yaratıcı örgütlenme araçları ile yeni mücadele yöntemleri geliştirebiliriz.

Kapitalizmin dokunmadığı, zarar vermediği neredeyse hiç bir alan kalmadı. Kent ve ekolojik yaşama yönelik saldırılar, kadın ve LGBTİ’lerin yaşam güvencelerinin dahi olmayışı, artan iş cinayetleri ve mezhepçilik, gençliğin ekonomik sorunları, özgürlük alanlarının yok edilmesi ve geleceksizlik kaygısı… Tüm bu sorun alanlarında odaklanıp geçmiş mücadele deneyimleri ile dağınık gidişatı derli toplu bir mücadele çizgisine getirmeliyiz.

Demokratik, özgür halk üniversitelerini kuralım!

Sistem içi güçlerden beklentisi olmayan, doğrudan kendi özgürlükçü ve demokratik talepleri ile hareket eden direnç noktaları oluşmalı. Tıpkı mahalle ve ilçelerde olduğu gibi, kampüslerde de üniversiteli gençliğin özgücüne dayalı meclisler oluşturabiliriz. Gençliğin taleplerini dile getiren, bu talepler için mücadele eden ve kendi program önerileri ile hedeflediği sisteme adım adım ilerleyen demokratik halk üniversitelerini beraber inşa edelim.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir