HDP’nin umudu var mı? – Serkan NAR

Share on Facebook28Tweet about this on Twitter

HDP 7 Haziran seçimlerinde, Gezi gibi Türkiye tarihi açısından önemli bir ayaklanmanın rüzgârını arkasına almayı başarmıştı. Gezi bileşenlerinden Alevileri, kadınları, gençleri Türkiyeleşme projesi üzerinden, ilk defa kendi seçmen tabanından farklı bir nüfusa seslenme fırsatı yakalamışken, 8 Haziran sabahında oluşan tabloda deyim yerindeyse siyaseten kontrpiyede kalan HDP, Türkiye’nin orijinalitesiyle bir kez daha yüzleşmek zorunda bırakılmıştır.

Tabanı açısından durumuna bakarsak,  devlet içi yapılanmaların ve devlet sınıflarının çıkarlarıyla uzun dönem mücadele etmiş, Türkiye gerçekliğiyle sürekli yüzleşmek zorunda kalmış ve bunu en son Cizre’de Diyarbakır Sur’da acı bir şekilde yeniden deneyimlemiş bir halk söz konusu. Bu halk, tabi ki parlamento seçimleri sonucunda devletin tüm çıkarlarından tarihsel olarak vazgeçmeyeceğini bilir.

Halkın, parlamentoya temsiliyetini taşıyan parti için bunun dışında başka bir beklentiye girmesi iyi niyetin ötesinde başka bir anlam ifade etmez, etmedi de.

Türkiyeleşme

Erdoğan,  7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki süreci deneyimlemiş ve belirli oranda başarılı çıkmışken, daha ağır bir süreç (başkanlık yolundaki olası engelleri bertaraf etmek) için gözünü sakınmayacağını HDP’ye dair operasyonlar başlamadan öncesinde de tahmin etmek çok zor olmasa gerek. Bunun önemli bir göstergesi Erdoğan’ın 1 Kasıma giden yolu döşerken oldu.

20 Temmuz ve 10 Ekim saldırıları, birçok siyasal cenahta olduğu gibi HDP’de şok etkisi yarattı. Erdoğan’ın planlarını hayata geçmesiyle HDP’nin Türkiyeleşme projesi berhava edildi.

Sonrasında gelen 15 Temmuz, Türkiye siyasetinde yeni bir dönemi aralarken nizami rejimin geçiş süreci ise OHAL olarak kodlandı. Ardı sıra gelişen gelişmelerle karanlık bir döneme de girilmiş oldu. Bu dönemin temel karakteri birçok siyasal cenahta olduğu gibi HDP’de de siyasal belirsizlik olarak kendini uzun bir süre gösterdi.

Çıkış yolu

Bugün HDP’ye Erdoğan tarafından katı bir şekilde halen uygulanmakta olan blokaj, siyasal alanı daraltıyor. Siyaset rüzgârının yaprak bile kıpırdatmadığı bir dönemde Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet yürüyüşüne şeklen katılan HDP, Türkiye gündemine dâhil olmayı bir nebze de olsa başarabildi. Ardından belirli merkezlerde vicdan ve adalet nöbetlerini gerçekleştirerek siyasal sürece bir girdi yapabildi.

HDP’nin önünde duran çıkış yolu ve koşulu “Türkiye orijinalliğinin üzerinden atlamadan” Demokratik Cumhuriyet programını hayata geçirmek. Bunu yaparken buna uygun araçları kullanmak, parlamento ve sokak ilişkisini koparmadan yeniden ve yeniden denemekte ısrarcı olması gerekiyor. Çünkü eş genel başkanları vekilleri, belediye eş başkanları ve onlarca yöneticisinin tutuklu olan bir partinin siyasal olarak hâlâ varlık göstermesi ancak böyle mümkün olur.

Mevcut parlamentoda bulunan tüm partilerin tamamı böyle bir durumda olsaydı, bırakın varlık göstermeyi, kapılarına kilidi çoktan vurulmuş ve tarihin tozlu sayfalarında yerini almış olurlardı.

Bu durumda bile yapılan anketlerde hala yüzde 10 bandını geçen parti, bu denli varlığını sürdürmesinin illaki hem sosyal hem de politik gerçekliği vardır. Umudu tüketmemek adına bu gerçekliğe bakarak HDP önemli bir nüfus için hala bir umuttur.

Share on Facebook28Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir