Hellak LeWeyn?* – Doğuş Genç

Suriye üzerine yapılan genel yorumlar çatışmaların sona erdiği ve rejimin istikrar sağladığı vurgusu taşıyor. Evet, Akdeniz’in doğu sahillerinde bulunan geniş bir araziyi kapsayan Levant bölgesinde hayat normalleşti ama 1400 yıllık kadim bir tarihe sahip olan Orta Doğu günümüzde krizin ve kaosun merkezi olarak yer almaya devam ediyor. Aynı zamanda Orta Doğu ve Dünya arasındaki açı farkı Suriye özelinde açılmaya devam ediyor.

Çözüm bölge içerisinde

Suriye’de bir yandan yaşamın “olağan” akışına dönmesi için girişimleri sürerken diğer yandan Esad rejimi Halep, Şam, Dera, Kuneytra’dan sonra İdlib’in fethini gündemine aldı. Suriye yönetimi uzunca bir süredir İdlib’e operasyon hazırlıklarını tamamlamış durumda ancak Rusya nedeniyle şimdilik sınırlı bir şekilde hareket ediyor.

El-Nusra olan adını Hey’et Tahrir eş-Şam (HTŞ) olarak değiştiren cihatçı örgütler El Kaide ile birlikte İdlib’in %90’ına hakim olmayı sürdürüyor. Soçi Anlaşması’nda silahsız bölge için HTŞ’ye kefil olan Türkiye, silahsızlandırılmış tampon bölge kurulmasını önererek Suriye Ordusu’nun İdlib operasyonunu erteletmeyi başarmıştı. Fakat “silahsız” olan bölgeden Rus askerlerine ve Suriye Ordusu’na gerçekleşen saldırılar Soçi’ye mutabık kalınmadığını veya Soçi’nin reel zeminin olmadığını gösteriyor.

Bölgedeki krizlerin uzak coğrafyalardaki masa başı toplantılarında, Cenevre, Astana, Soçi gibi mutabakatlar ile kalıcı ve kökten bir şekilde çözülemeyeceği ortada. Bütün bu anlaşmalar bugün geçerliliğini yitirmiş, iflas etmiş şekilde önümüzde duruyor. Bu yüzden aslonanın bölgedeki sorunlara bölge içerisinden çözümler üretmek olduğu bir kez daha kendisini ortaya koydu.

Bilanço açığa çıkıyor

Şimdi Suriye, savaşın başladığı tarih olan 2011 gibi çok kritik bir aşamaya gelmiş bulunmakta. Savaşın sonuna gelinirken bilanço açığa çıkmaya başladı. Esad rejimi açısından farklı biçim ve boyutlarda devam edecek olan savaşla birlikte savaş öncesi krizler ve dinamikler de farklı biçim ve boyutlarda öne çıkacak.

2011 öncesindeki Suriye’de göz ardı ettiği, yolsuzluk, tek particilik, despotik yönetim biçimi, Kürt Sorunu gibi kriz dinamikleri ile artık yüzleşmek ve hesaplaşmak zorunda olan bir rejim var. Rejim ilerici ve gerçekçi bir adım atarak bu krizlerle yüzleşecek ve hesaplaşacak mı yoksa rejim bunu yapacak bir esnekliğine hâlâ sahip değil mi? Esad artık bu soruya cevap verme noktasında kaçamayacağı bir durumda.

Türkiye’nin İdlib krizi

Öte yandan Türkiye’nin İdlib ile ilgili bir çözüm planı yok. Türkiye İdlib’i, Batı’ya ve Esad rejimine bir koz olarak elinde tutarken, operasyonun büyümesi durumunda Türkiye’ye yönelecek bir cihatçı tehdidi veya akını açışından da bir handikap olarak önünde duruyor.

Türkiye süreci uzatarak elini güçlendirmeye çalışırken her geçen gün cihatçıların Türkiye’ye olan tepkileri artıyor. Suriye Ordusu’nun İdlib operasyonu ilerletmesini isteyen İran ise Türkiye’yi ikna görüşmeleri yapsa da bir sonuca varamıyor.

Rusya ise her ne kadar Türkiye’yi yanında tutmak istese de İdlib merkezine yönelik operasyon için sinyaller vermeye başlıyor.

Dolayısıyla önümüzdeki süreçte derinleşecek olan İdlib krizi, hem Türkiye hem de bölge ülkeleri için önemli gelişmelere gebe olacak.

*Peki şimdi nereye?

Leave a comment

Your email address will not be published.


*