Her taşın altından Gezi korkusu çıkıyor – Hatice Göz


“Öyle sersemce kuşkulu oluyor ki suçlu insan

Kendi kuyusunu kazıyor korkusuyla.”

William Shakespeare/Hamlet

Gezi Davası başladı.

Eşine az rastlanır bir itirazın sokakla buluşan hali olan Gezi direnişinin yargılanıyor olmasını, bütün politik koşulları göz önüne alarak analiz etmek gerekiyor. Zira bu dava yalnızca 16 kişinin değil; talebini, itirazını, isyanını sokağa taşıyan bir ülkenin yargılanmasıdır.

Halkı bir politik özne olarak sokağa çıkaran ve iktidarın yıkılmaz sanılan çelikten duvarlarını korkuyla titreten Gezi; sırf öfke uğruna yargılanmıyor. Zaten, dava dosyasının içeriğine bakıldığında da asıl mevzunun hukuki değil siyasi olduğu anlaşılıyor.

Gezi, tekrar yaşanmasın diye, şimdi yargılanıyor. Tekrar yaşanabilecek en ufak bir hareketlenme şimdiden marjinalleşsin, itibarsızlaşsın diye yargılanıyor.

Gezi’yi var eden koşullar bugün de varlığını koruduğu hem de daha da şiddetlenerek koruduğu için yargılanıyor.

İktidar, aklınca, oluşabilecek toplumsal bir ayaklanmanın önünü kesiyor.

Bir kere tecrübe ettiler. Halk, sokağa çıktığında neler olabilir gördüler ve şu an istedikleri son şey bu olsa gerek.

Peki neydi asıl korktukları?

Gezi’yi ölümsüz kılanlar

Gezi, bu ülkede ayrımcılığa uğrayanların, ezilenlerin, ötekileştirilip hor görülenlerin isyanıydı. Bir ülkenin meydanlara taşan ve bir alev topu olup iktidara doğru yuvarlanan itiraz ateşiydi.

Neoliberal birikim sürecine, bu sürekli yıkım-yapım modeline bir itirazdı.

Gezi, kitlelerin ezberini bozmuş; onları, var olandan bir adım öteye götürürken yeni bir toplumun inşasına yaklaştırmıştı. Kitlelerin, başka bir geleceğin yapısına yerleştirdiği en büyük taşlardandı.

O tecrübe bize aynı zamanda, el yordamıyla da olsa alternatifleri yaşattı: Forumları, meclisleri gördük.

Orada açığa çıkan “şey”, yalnızca siyasi bir olay ya da kendini ifade etme isteği değildi. Toplumsal bir adım, bir cüretti.

İktidarın, toplumu, kendi dar kalıbına sokma çabalarının sonucuydu Gezi. Kimse o kalıba sığmak istemedi. Otoriterliğe karşı özgürlük talebiyle sokağa çıktı herkes. Kadınlar, gençler, Aleviler, işçiler, LGBTİ’ler, ekolojistler, sanatçılar…

Direniş, toplumun her kesiminden insanını yan yana getirdi. “Bir derdi olan” hemen herkes, bir ağaç gölgesinde buluştu, birbirini, birbirinin yarasını tanıdı, anladı. Kolektif ruh hali, kolektif eylemi güçlendirdi.

İşte bunlardan korkuyor iktidar. Gezi’yi Gezi yapanlardan korkuyor.

İktidarı var kalsın diye bin bir parçaya ayırdığı kitleler yeniden yan yana gelirler diye korkuyor.

Korkmakta da haklı.

Koşullar uygun

23 Haziran günü, halkın tokadıyla sersemleyen Erdoğan ve AKP’si, yenildi. O okkalı tokat, bir süre daha başlarını döndürecektir.

Ancak elbette siyaset soğuk yenen bir yemek. Erdoğan, siyasal iktidarının sonunun geldiğinin, meşruiyetini yitirdiğinin ve toplumsal tabanını kaybettiğinin farkında. Ama öyle kolay kolay havluyu bırakmayacaktır. Sonunda yargılanacaklarını bildikleri için, sonuna kadar savaşacaklar.

Şimdi, tam da kitleler öfke içerisinde haklı taleplerini daha yüksek sesle dile getirirken, “ikinci bir Gezi” iktidarın bardağını taşıran son damla olacaktır. Evet, Gezi Parkı topçu kışlası olmadı ama orada talep edilen hiçbir şey yerine gelmedi, haklar alınamadı ve Gezi’yi yaratan koşulların hiçbiri varlığını yitirmedi.

Bu, iktidarın haklı korkusu. Gidişlerini durduramasalar da yavaşlatmak için uğraşacaklar, uğraşıyorlar.

Gezi’nin dürbünüyle bakacak olursak eğer, bugün kitlelerin taşıdığı potansiyeli görebilir ve potansiyelin açığa çıkaracağı enerjiyle sarayların, saltanatların çökebileceğini görebiliriz.

Hatırlayalım. Gezi’nin ana sloganı şuydu: “Siz yokken burada olan ağaçlar, siz giderken de burada selam duracaklar.”

Leave a comment

Your email address will not be published.


*