Herkesin demokrasisi kendine(!) – Juliana GÖZEN

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

15 Temmuz darbe girişimiyle dillere pelesenk ağızlara sakız olan “demokrasi” söylemi hiç olmadığı kadar “trend” şu sıralar malumunuz.

Bu demokrasi ise, bilinenin aksine, darbe gecesi ve sonrasında insanlıktan uzak vahşete yakın usüllerin kullanılarak yüzlerce insanın ölmesine neden olan bir kavrama dönüşmüş durumda.

Fakat bunun tam karşısında,halk güçlerinin yan yana gelerek rengini verdiği, iktidarın baskılarına karşı isyan eden; hegamonyasına karşı alternatifi üreten bir olasılığın da gerçeğe kavuşmasının hiç bu kadar yakın olmadığı bir zemin var. Adı bizim anladığımız “demokrasi “olan ve tohumları Gezi’de atılan…

Kriz mi, fırsat mı?

Şüphesiz ki 15 Temmuz darbesi bulunduğumuz zemini sarsarak, kurulmuş tüm dengeleri bozarak, “geleceği belirsiz” bir bağlamın üzerine yerleştirdi bizi. İktidarın krizi fırsata çevirmeye çalıştığı bu bağlam adeta bir kördüğüme dönüyor her gün.

Derinleşen bir rejim krizinin üstüne binen daha sarsıcı bir devlet krizi iktidarın bocalamasına, güçlüymüş gibi adımlar attığını gösterip aslında geride bir hayli boşluk bırakmasına sebep oluyor.

Ee, daha ne bekliyoruz diyoruz değil mi? Evet şimdi tam zamanı!

Tarih halkçı-demokratik bir süreci pratiğe geçirecek öncüleri görev başına çağırırken, sol sosyalist güçlerdeki dağınıklık ve savrulmanın yaratmış olduğu boşluklardan demokrasi sesleri yankılanıyor şimdilerde.

Ama dağınık, ama sağlam bir zeminde olmayan,…

Demokrasi için Birlik Girişimi

Nitekim eski CHP vekilleri Rıza Türmen ve Binnaz Toprak’ın çağrısıyla toplanan Demokrasi için Birlik Girişimi de bu boşlukta yankılanan bir ses şu anda. Çağrının önemi ve gereği tartışmasızken, çağrının vücuda kavuşup somutlaşacağı noktalara odaklanalım biz. Çünkü oralar hayati, oralar belirleyici.

AKP’ye itirazı olan herkesin katıldığı bir kurultayla yol haritasını belirleyecek olan birlik girişiminin demokrasi söylemi; barış, insanca yaşam ve eşit yurttaşlık hakları ihtiyacından dile gelmektedir.

Bu süreci ancak toplumsal muhalefetin tümüne saldıran iktidarın baskı politikaları karşısında sağlam durabilecek/dağılmayacak bir hareketi inşa etmek karşılayabilir. Emek-sermaye uzlaşmazlığını görmeyen ve Kürt halkından uzak durmak için özel çaba sarf eden söylemlerin hayattaki karşılığı iktidarın belirlediği oyun alanında boşa top koşturmak olacaktır, şimdiden söyleyelim.

Salt bugünkü seyri beğenmeyen ve emekten yana taraf olmayan bir demokrasi hareketini başlatmak iktidarın kolayca etkisizleştirebileceği bir zemin olacaktır.

Sol sosyalist güçler, otoriter gidişatı durdurmak için “demokratların” yaptığı bu çağrıyı önemsemeli, içinde yer almalı, fakat basılan zeminin sağlam olmadığını görmeli ve kolları sıvamalı.

Bundan mütevellit, ayakları halkçı-demokratik direniş zeminine basan, merkezinde kuru gürültü yapan ama içi boş liberal söylemlerin değil; emekçinin meşru taleplerinin olduğu bir demokrasi söylemini dillendirmek her zamankinden çok daha acil olarak önümüzde durmaktadır.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir