Hürriyet operasyonu: Bir dönem kapanırken – Hasan Durkal

70 yılı aşkın bir süredir devletin medyadaki sözcülüğünü üstlenen Hürriyet, geçtiğimiz yıl el değiştirdi. Kamu bankalarından -yani dolaylı olarak halkın cebinden- sağlanan yüksek meblağlı kredi ile AKP iktidarının medya sözcülüğünü üstlenen Demirören medya grubu gazeteyi satın aldı. İlk başta çizgisinde köktenci bir değişiklik gerçekleştirmeyen gazete, 31 Ekim tarihinde örneğine Türkiye tarihinde sıkça gördüğümüz bir operasyon gerçekleştirdi. Şu ana dek 50’ye yakın gazetecinin işine son verildi. Ne var ki bu işten çıkarmaları daha öncekilerden farklı kılan bir nokta var. Bu işten çıkarmalar ve buna bağlı olarak yaşanan istifalar bir dönemin sonuna işaret ediyor.

Hatırlanacağı gibi daha önce Aydın Doğan ve AKP iktidarı arasında yaşanan yüksek gerilim ve Doğan’ın Kemalist devlet refleksleriyle yaptırdığı haberler iktidarın ciddi tepkisini çekmişti. Örneği çok elbette, ancak Şubat 2017’de ordunun Siyasal İslam üzerindeki baskısının en az düzeye ulaştığı dönemde bile “Karargâh Rahatsız” manşetiyle çıkan gazete, artık son kozlarını oynamaktaydı. Hatırlanacağı gibi haberde Genelkurmay içerisinde “ayarı kaçmış” eleştirilerin ve gerçekdışı bilgilerin karargâh içerisinde yarattığı huzursuzluk yedi konu başlığı altında verilmişti. Aslında bu olaydan bir yıl önce Abdülkadir Selvi Hürriyet gazetesine aldırılarak bir çeşit denge operasyonu güdülmüştü. Ama bu durum gerilimin azalmasına yetmemişti.

Devletin amiral gemisi batarken

Aydın Doğan’ın bizzat kendisi gazetesini “Devlet Gazetesi” olarak tanımlıyordu. Kemalist klik ile İslamcı klik arasındaki savaşımın simgelerinden biriydi Hürriyet. Deniz Feneri davasında yarattığı yüksek gerilim zamanla devletin el değiştirmesiyle Aydın Doğan’a karşı büyüyen bir tehdide dönüştü.

Gazeteye verilen vergi cezaları ve diğer sektörlerde ticari faaliyetine yaşanacak olanların fragmanıydı. Nazlı Ilıcak’ın başına gelenlerin kendisinin de başına gelmesi an meselesiydi ki, medyadan çekilmek zorunda olduğunu anlayarak gazetesini sattı.

Yukarıda bahsi geçen ve iktidar cenahında darbe tehdidi olarak algılanan haber belki de sonun başlangıcı olmuştu. Haberden bir yıl sonra AKP eliyle yürütülen bir operasyonla gazete Demirören grubuna aldırıldı. Evet, aldırıldı çünkü satış operasyonunun bizzat iktidar tarafından organize edildiği, Ziraat Bankası’ndan olağanüstü büyüklükte bir krediyle bu satışın gerçekleştirildiği sır değil. Gazeteyi alanlar “Paramız var ki aldık” diyecek kadar güç sarhoşluğu yaşıyorlardı ama olsundu. Ne de olsa arkalarında kapı gibi iktidar vardı.

Satış sonrası gazetenin çizgisinde çok radikal bir değişiklik gözlenmedi. Sadece iktidar aleyhtarı haberler artık gazetede yer bulmamaya başladı. Ta ki bu yılın Ekim ayına kadar.

Ekim ayının sonunda 47 gazetecinin işine son verildi. Bunun üzerine yıllardır gazetede çalışan kimi isimler de görevlerinden istifa etti. İstifalara satış sonrası gazetenin başına getirilen genel yayın yönetmeni Vahap Munyar da katıldı. Vahap Munyar’dan boşalan koltuğa da Ahmet Hakan getirildi. Böylece Hürriyet operasyonu tamamlanmış oldu.

Basında yeni dönem mi?

Ülke tarihinde devlet içi fraksiyonların birbirleriyle mücadelesi sık sık basın operasyonlarına da yansıdı. Gazeteler zaman zaman el değiştirdi, zaman zaman gazetelere el kondu, zaman zaman gazeteciler, genel yayın yönetmenleri, çalışanlar işten çıkartıldı. İktidarların değişmesi, gazetelerde de değişime neden oldu. Ancak Hürriyet 70 yılı aşkın bir geçmişte eskiden devlete egemen olan kurucu Kemalist kliğin sözcüsüydü. Bu yüzden ona “Basının Amiral Gemisi” deniyordu.

Bugünlerde Hürriyet’in başına gelenleri ağzındaki salyalarla takip eden Pelikan gazeteci Ersoy Dede bir zamanlar Hürriyet’i şöyle özetlemişti:

Hürriyet Gazetesi bir şey söylüyorsa bakarım. Zira şaşmaz. Ya operasyondur yani hangi ülke servisi tarafından bu topraklara ameliyat yapılmak isteniyorsa, onun değirmenine su taşıyordur. Ya da yalandır. Birini bitirmek, karalamak, itibarsızlaştırmak, kamuoyu önünde küçük düşürmek için yapılıyordur.

Gerçekten de Hürriyet öyle bir gazeteydi. O “eski Türkiye’nin” operasyonlarının habercisiydi.

Son operasyonla birlikte o da artık “havuz”a dâhil edildi. Artık “Yeni Türkiye”nin operasyonlarını haberleştirecek. Bu yüzden bu satış basit bir ticari anlaşmanın ötesinde bir anlam taşıyor. Öyle ki iktidar güçleri bu satışı “22 Mart Devrimi” olarak nitelendiriyorlardı.

Asıl devrim: Sol basının halkla buluşması

Olan basın emekçilerine oluyor şüphesiz. Ama bu konuyu tartışırken Hürriyet operasyonunu basındaki muhalif sesleri susturmak olarak okuyan liberal ağızların aksine, bunun bir devlet içi hesaplaşma olarak okunması gerektiği açık.

Şimdi Erdoğan öncülüğündeki ittifak, basın alanında güçlü bir silaha kavuştu. Çıkan gazetelerin zorunlu dağıtımı ve önemli ölçüde ücretsiz dağıtımı ve güçlü reklam gelirleri olmasa pek okunduğunu, takip edildiğini söylemek güç. Ama yine de bilmeliyiz ki artık yazılı basının tam tamına yüzde 95’i Cumhur İttifakı’nın korosu şeklinde çıkıyor. Geriye kalan gazetelerin zaten önemli bir kısmını sol basın oluşturuyor.

Koro halinde çıkan iktidar basınına karşı halkın alternatiflerini ise hiçbir devlet fraksiyonuna dayanmadan, halk güçlerinin sesi olan ve kendi imkânlarıyla yayın faaliyetini sürdüren irili ufaklı sol basın oluyor. Sol basın şimdi ekonomik sorunlarla zorlansa da, halkın gerçek alternatifi olduğunun farkında. Şimdi sol basını daha da sahiplenme zamanı.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*