Huzur bozmak sizin işiniz! – Hatice GÖZ

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Baskının her gün arttığı ülkemizde; bu baskının yaratacağı karşı çıkma, tepki verme ve özgürleşme isteği de içten içe kaynayıp duruyor. Bunca sindirme ve hatta yok etme politikasının işletildiği günlerde, elbette, en canlı, dinamik ve anında refleks üretebilecek kesim de üniversite öğrencileri oluyor.

Türkiye tarihinin tüm dönemlerinde( örneğin YÖK’ün getirildiği dönem) olduğu gibi AKP hükümeti döneminde de, iktidar ‘fazla patırtı’ istemediği anda okları gençliğe çeviriyor.

‘Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’ değişti

26 Aralık 2016 tarihli resmi gazetede, yükseköğretim kurumları öğrenci disiplin yönetmeliğinde değişiklik yapılmasına dair yönetmelik yayımlandı.

2013 yılında yapılan değişiklikle izinsiz ‘afiş asmak’ ve ‘bildiri dağıtmak’ disiplin suçu kapsamına alınmıştı. Bu yeni değişiklik ise neredeyse tamamen keyfi ibareler barından maddelerden oluşuyor.

Örneğin; MADDE 1’in ‘a’ bendine, “Bir haftadan bir aya kadar uzaklaştırma cezasını gerektiren disiplin suçlarına “öğrenme ve öğretme hürriyetini engelleyici veya yükseköğretim kurumlarının işleyiş ve huzurunu bozucu eylemlerde bulunmak” hükmü de eklendi.

Huzur bozucu eylemlerle kastedilenin ne olduğu ya da bu maddelerin neleri kapsayabileceği ise muğlak. Baskılara karşı çıkacağı bilinen gençlerin öfkesi bu maddelerle korkuya dönüştürülmeye çalışılıyor.

Değişiklik yapılan bir diğer maddenin ilk hali şu: “Soruşturma açmaya yetkili amirler, soruşturmayı bizzat yapabilecekleri gibi soruşturmacı veya soruşturmacılar tayini suretiyle de yaptırabilirler.” Buraya “…gerekli gördükleri takdirde başka bir yükseköğretim kurumundan soruşturmacı görevlendirilmesini de talep edebilirler.” ifadesi eklendi.

Bu şu anlama geliyor: Bundan sonra okul içinde herhangi bir olay yaşandığında bu olaya müdahale edecek kişi atanmış bir iktidar yanlısı ya da tarafı zaten belli olan bir yandaş olabilir. Olacaktır da. Mesela İstanbul Üniversitesi’nde barındırılan Cihatçı gruplara karşı yapılan eylemlerde eylemciler huzuru bozmaktan okuldan uzaklaştırılırken cihatçı öğrenciler soruşturmacının izniyle okulda barınmaya devam edebilirler.

Bir diğer değişiklik ise şöyle: Daha önce savunma için tanınan 3 günlük bir süre vardı. Şimdi bu süre ibaresi yok. Öğrencinin, araştırma görevlisinin, kısaca akademi üyesinin soruşturma için tanık iddiasında bulunması, varsa kamera kaydı talep etmesi, o gün ne yaptıysa “onu” kanıtlayabilmesi için gereken makul süre ortadan kaldırıldı.

Tekrar Ediyoruz: Üniversiteler Bizim

Yapılan son değişiklikler de gösteriyor ki öğrenci hareketinin potansiyeli iktidar için hâlâ ürkütücü. OHAL bahanesiyle kapatılan öğrenci toplulukları, nedense bayrak yürüyüşü dışında tüm yürüyüş ve gösterilerin yasak olması, disiplin suçlarının genişletilmesi… Ve en nihayetinde üniversitelerin bilim yuvası olmaktan çok, içinde hocaların da olduğu bir hapishaneye dönüşmesi çok da şaşırtıcı değil.

Gezi’de sokakları zapt etmiş gençliği kampüslere zincirlemek kâr etmez. Çünkü sokaklar da kampüsler de bizim!

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir