İdlib’te gerilim had safhada – Hasan Feramuz

Suriye’deki savaşın İdlib’te açılan son perdesi, gerilimin yüksek olduğu bir seviyede devam ediyor. 7 Eylül’de gerçekleştirilen Tahran Zirvesi, beklenenin aksine gerilimin düzeyinin inmesine ilaç olamadı. Nitekim zirveden sonra bölgesel ve küresel güçler, silahlarının namlularının temizliğini bitirerek ateşe hazır hale getirerek yüksek gerilimin esas müsebbipleri olduklarını gösterdiler.

Eller tetikte

İdlib’in “ılımlı” muhalifinden selefi cihatçısına kadar bütün Esad karşıtların biriktiği son havuz olması, savaşın taraflarının “sert” olmalarına neden olmakta.

ABD’den AB’ye, Türkiye’den Suudi Arabistan’a kadar çeşitlilik gösteren Esad karşıtı “koalisyon” İdlib’in kesinlikle düşmemesi konusunda hemfikirken, Rusya, İran ve Çin ise zaman kaybetmeden İdlib’tekilerin  temizlenmesinden yanalar. Ve iki taraf da “kararlılıklarını” sahadaki askeri güçlerini arttırarak göstermekteler.

ABD-AB, İdlib’e yönelik kimyasal bir saldırı olduğu takdirde saldıracağını açıklamakla birlikte Akdeniz’deki savaş gemilerini arttırdılar. Buna karşılık Rusya da Akdeniz’deki askeri varlığını arttırmakla birlikte “kimyasal saldırı mizansenine” karşılık Suriye’yi savunacağını bildirdi.

Türkiye de gözlem noktalarındaki askeri varlığını büyütmekle birlikte, yerel kaynaklara göre İdlib’teki silahlı güçlere de cephane desteği sunmakta. İran ve Suriye de on binleri bulan seçkin kuvvetlerini çatışma bölgelerine yığmış durumda.

Herkes kazancının derdine

“Tetiklere” uzanmanın bir diğer nedeni ise elde edilecek “kazanç”.

ABD, İdlib’ten sonra sıranın kendi üslerine geleceğini ve böylece Orta Doğu’daki varlığının tehlikeye gireceğini öngördüğü için İdlib sürecinin olabildiğince uzatılmasından yana. Ayrıca bu sürecin uzatılması ile ABD, kendisinin bölgeye kök salmasını ve tekrardan “muhalif” güçlerin konsolide etmesini de sağlayacak süreyi “kazanmayı” hedefliyor.

Rusya ve Çin için ise öncelik, İdlib’teki Uygur ve Orta Asyalı cihatçıların kendi topraklarına dönmeden temizlenmeleri. Bu iç güvenlik “kazancının” yanı sıra İdlib’in temizlenmesi ile iki ülke savaştan sonra Suriye’de elde edecekleri “kazanca” bir an önce kavuşma arzusundalar.

İran ise ABD’nin izole etme çabalarına karşılık hem kendi etki alanını hem de müttefiği Esad’ın alanını genişletmek ve derinleştirmek için İdlib’e yönelmiş durumda. İran, İdlib’ten sonraki hedefinin Fırat’ın doğusundaki ABD olacağını açıklayarak da Suriye’deki “kazancını” korumaya kararlı olduğunu ifade ediyor.

Türkiye ise İdlib’teki kontrolünü kaybetmemek, İdlib’ten sonra sıranın Afrin, Bab ve Cerablus’taki “kazançlarına” gelmemesi için operasyonu olabildiğince erteletmeye çalışmakta. Diğer yandan da İdlib’teki grupları Fırat’ın doğusuna yönlendirmeye çalışarak “kazancını” büyütme amacında.

Cihatçılar ne olacak?

Herkes hesabını yapadursun, sayıları on binlere varan cihatçılar da kendi hesaplarını yapmaktalar. Kaçacak başka bir İdlib’in olmaması bu cihatçıların her birinin  ölüm makinesine dönmesine neden olmakta.

Bunun farkında olan güçler ise bu “makineleri” olabildiğince kendi kazançları doğrultusunda bir diğerine karşı yönlendirmeye çalışmaktalar.

Dolayısıyla önümüzdeki süreçte İdlib’te oluşacak sonuçta bölgesel ve küresel güçlerin “silahları” kadar bu cihatçıların nereye yönlendirileceği  belirleyici olacak.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir