İktidar çoklu kriz öteliyor – Volkan Yaraşır

2018 yılında Türkiye’nin içine girdiği döviz krizi, Arjantin’in yaşadığı borç kriziyle birlikte küresel krizin üçüncü fazını işaretledi. Kriz böylece periferiye yansımış oldu. Kırılgan 5’li ya da kırılgan 8’li diye tanımlanan ülkelerin (Arjantin ve Türkiye bu kategorinin içinde yer alıyor) ya da ikinci kuşak kapitalist ülkelerin, krizin bu fazından şiddetle etkilenmesi yüksek olasılıktır.

Arjantin’de IMF’yle yapılan stand-by anlaşması sonucunda borç çevriminin kırılması engellendi. Sosyal yıkım programları devreye sokuldu. Uygulanan ultra neo-liberal politikalar devlet başkanı M. Macri seçimleri farkla kaybetmesine yol açtı. Sol Peronist Alberto Fernandez yeni devlet başkanı seçildi.

Bu durum yıkıcı neo-liberal programlardan sonra halkçı ve yeni kalkınmacılık diye tanımlanan programların devreye sokulması, ardından neo-liberal programlara yeniden geçilmesi anlamına gelen Arjantin Sarkacı diye tanımlanan duruma uygun bir gelişmeydi.

Çöküş sarmalı

2018 yılında döviz kriziyle sarsılan Türkiye ekonomisi hızlı bir ekonomik çöküş sarmalı içine girdi. Çoklu krizi tetikleyecek bu gelişmeler kendini en net Türkiye kapitalizminin taşıyıcı sektörü olarak öne çıkarılan, emlak ve inşaat sektöründe gösterdi.

Siyasal iktidarın organik sermayesini oluşturan kesimleri bünyesinde taşıyan sektör (ayrıca savaş ve askeri sanayi kompleksi bu fraksiyona eklenebilir) ve sektörün öne çıkmış şirketleri iflaslarını açıkladı ya da konkordato ilan etti. Aynı süreçte farklı sektörlerde bir dizi şirket iflasları yaşandı. İşsizlik ve enflasyon kritik eşiklere ulaştı.

Ekonominin ani durma noktasına geldiği aşamada, senkronize bir kriz sarmalının nesnel zeminleri doğdu. Döviz krizinin tetiklediği emlak krizi ve bankacılık krizi 2019 yılının en temel riski olarak kendini hissettirdi. Ayrıca bu gelişmeler borç çevrimini kıracak mahiyetteydi. Ve durum siyasal iktidara Arjantin’in izlediği yoldan başka çare bırakmayacaktı. Suriye merkezli jeopolitik gelişmeler ve gerilimler bu olasılığı artırıyordu.

Parasal genişleme

2019 yılının içinde dünya ekonomisinde yaşanan konjonktürel gelişmelere bağlı olarak yaşanan parasal genişleme süreci ve uygulamaya sokulan “yeni” ekonomik program bu risklerin bir müddet ertelenmesine yol açtı. FED’in parasal genişleme politikası ve Avrupa Merkez Bankası’nın izlediği sıfır faiz politikası, ekonomide görülen yüksek sıkışmayı rahatlatıcı en temel faktör olarak dikkat çekti.

Türkiye kapitalizmi, dış kaynağa yapısal bağımlılığı ve borçla dönen ekonomisi konjonktürün yarattığı olanaklarla “nefes” aldı. Siyasal iktidar böylece krizi öteleme şansı buldu.

Alt sınıflar ve finanslaşma olgusu

AKP iktidarı ekonomideki salınımlara ve ciddi risk faktörlerine rağmen “bağımlı” finanslaşmada ısrarını sürdürüyor. Hatta finanslaşmayı derinleştiriyor. Belki de AKP iktidarının bu zamana kadar en büyük başarısı küresel konjonktüründe yardımıyla (küresel piyasalara enjekte edilen bol ve ucuz döviz sayesinde) alt sınıfları finansal sisteme dâhil etmesi oldu. Bu durum alt sınıflar açısında kolay borçlanmayı ve var olan maddi gücünün üstünde sanal bir standart oluşturmayı beraberinde getirdi.

Böylesi bir nesnellik üzerinden siyasal İslam etkin ve yaygın inisiyatif alanları geliştirdi, izlediği kimlik ve kültür politikalarından başarılı sonuçlar elde etti. Alt sınıfların sınıfsal reflekslerini zayıflattı ve sınıfsal kimliğini aşındırdı.

Kırılganlıklar sürüyor

Yüksek borç sarmalı içine giren alt sınıflar, hem siyasal İslam’ın ideolojik hegemonyasının etkisiyle, hem de krizin yaratacağı belirsizlik içinde hep istikrar ve kaos vurgusu yapan AKP’yi destekleyen temel güç oldu. Bu durum hali hazırda içinde farklı kırılganlıkları taşısa da devam etmektedir.

Yeni rejim bu olgunun kendisi için ne kadar yaşamsal bir sorun olduğunun farkındadır. IMF’yle ısrarlı bir şekilde mesafesini korumasının altındaki faktörlerden biri budur. Bu sayede farklı sosyal yardım mekanizmalarını hala devreye sokabiliyor, yoksul yığınlar nezdinde meşruiyetini koruyabiliyor. Ayrıca bütün risklerine rağmen finanslaşmayı derinleştirerek hem finans kapitalin hem kendi organik sermayesinin isteklerini radikal bir şekilde yerine getirebiliyor.

Finanslaşmanın ağırlığı (yüzde 70’i) türev piyasalara kaymış durumda. Bu durum ötelenen krizin daha şiddetli bir şekilde dışa vurmasının önünü açabilir.

Son faiz düşürme kararlarının da oturduğu eksen böylesine bir döngünün ifadesidir.

Faiz indirimleri

Son 9 aydan beri üst üste yapılan faiz indirimlerinin, yetkili ağızlardan Türkiye ekonomisinin büyümesine yol açacağı ileri sürülse de yeni kriz dinamiklerini beslemektedir. Özellikle iç tüketimi tetiklemesi beklenen bu hamleler işsizliğin 7,5 milyona ulaştığı, enflasyonun yüzde 30’lara geldiği koşullarda somut bir gelişmeye yol açmıyor.

Emlak sektöründeki hareketlenmeye karşın 2 milyona yakın konut stokunda gözle görülür bir erime gerçekleşmiyor. Çünkü satışlar ikinci el üzerinden ve el değiştirme şeklinde yapılıyor.

Emlak ve inşaat sektöründeki 2019 yılının son çeyreğinde görülen göreceli büyüme büyük riskler alınarak gerçekleştirildi. Siyasal rejimin oturduğu ekseni inşaat kapitalizmi üzerinden tanımlamak mümkün. Sektörün yaşayacağı sert bir durgunluk yeni rejimi ciddi bir şekilde sarsacaktır. Bundan dolayı yeni rejim her şart altında emlak ve inşaat sektörünün önünü açacak hamleler yapıyor.

Döviz-Faiz kıskacı ve çoklu kırılganlık

 Diğer yandan iç talebi artırmak yönünde faizlerin düşürülmesi riskli kredilerin olağanüstü artmasına neden oluyor. Kamu bankaları devreye sokularak yapılan bu hamleler bankacılık sisteminin ani bir kriz içine girmesine yol açabilir.

Benzer hamlelerle döviz kuru dengelenmek istense de doların yükselmesi önümüzdeki aylarda kurdaki ısınmanın devam edeceğini ve olası döviz şoklarının yaşanabileceğini gösteriyor.

Siyasi iktidar özellikle küresel parasal genişleme politikalarının yarattığı konjonktürel avantajlarını sonuna kadar kullanmak istiyor. Ekonominin sanal da olsa büyümesine ciddi önem veriyor. Çünkü siyasal meşruiyeti biraz da bu pozisyonuna bağlı şekilleniyor. Ne var ki aynı süreç enflasyonun tırmanması, cari açığın yükselmesi, döviz şoklarını beraberinde getirmesi ve sıcak para hareketlerinde sert düşüşler gibi riskleri içinde taşıyor.

Dayanıklılık zayıflıyor

Kısaca Türkiye ekonomisinin yapısal sorunu olan döviz-faiz kıskacı kendi döngüsünü yaratıyor. Bu durum ekonomideki çoklu kırılganlığı azaltmaktan öte yeni kriz dinamiklerinin önünü açıyor. Ayrıca ekonominin dış şok dayanıklılığı zayıflıyor.

2020 yılında ekonominin yapısal sorunları ve çoklu kırılganlıklarının yanında, AB’nin özellikle Almanya’nın içine girdiği yavaşlama, jeopolitik riskler, küresel piyasalarda sert salınımlar Türkiye ekonomisinde yıkıcı sonuçlar yaratabilir. Aslında Türkiye ekonomisi, 2018 krizinden çıkarken daha derin bir krizin sarmalı içine giriyor, yeni kriz dinamikleri giderek açığa çıkıyor. Rejim ve yaşanan devlet krizi süreci derinleştirici faktörler olarak devrede kalmaya devam ediyor.

Dünya ekonomisinde yıkıcı dalgalanmalar ve COVID -19

Koronavirüs salgını hızla küresel bir salgına dönüşüyor. Salgın riskinin yükselmesi, makineyle simgelenen kapitalist uygarlığın krizini bir kez daha ortaya çıkardı. Yeni kapitalizmin yapısı ve karakteri virüsün hızla yayılmasına yol açarken, aslında bu durum/ vaka kapitalizmin gerçek bir virüs olduğunu da ortaya koyuyor.

Covid-19 salgını küresel ekonomiyi hızla sarsmaya başladı. Küresel resesyonun derinleşmesi ve yeni bir finans krizinin yaşanma olasılığı arttı.

Salgının AB ve ABD sarması ve kolay kontrol edilemeyeceğinin ortaya çıkması, piyasaları alt üst ediyor. Dow-Jones ve S&P endeksleri üst üste 7 gün ekside kapattı. Bu durum 2007-2008 krizinden sonraki en büyük düşüş olarak dikkat çekti.

Bu şok FED’in hızla harekete geçerek 50 puanlık ciddi bir indirime gitmesine yol açtı. Böylesi bir faiz indirimi, Dolar’ın piyasalarda düşük seyretmesini beraberinde getirdi ve ABD ekonomisinin sert salınımlar yaşanması şimdilik engellendi. Öte yandan Avrupa’nın genel ekonomik performansı düşük seyrediyor ve özellikle Almanya ekonomisi durgunluk içinde. Çin ekonomisi virüs salgınının yarattığı etkilerle yavaşlama içine girmiş durumda. Yavaşlamanın uzun bir yavaşlamaya dönüşme ihtimali artıyor. ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşının ve virüs salgının etkileri, Çin ekonomisinde sarsıcı sonuçlar yaratabilir.

Salgın ve küresel ekonomi

Bu arada çok vektörlü gelişmeler yaşanıyor. Virüs salgınının turizm sektöründe yıkıcı etkiler yaratacağını bugünden söylemek mümkün. Ayrıca dünya tedarik zincirinde şimdiden önemli sorunlar yaşanıyor.

Özellikle küresel gelişmelerin nabzı ve ön deney alanı olan Güney Kore ekonomisinde yaşanan sorunlar, imalat sanayisindeki problemlerin derinleşeceğini gösteriyor. Ayrıca virüs salgını teknoloji şirketlerinin de ciddi darbeler yemesine neden oldu. Son olarak petrol piyasalarında yaşanan sarsıntı önümüzdeki aylarda virüs salgının ulaşacağı yeni evrelere bağlı olarak küresel ekonominin büyük türbülanslar yaşacağını gösteriyor.

Çeşitli tedbirlere rağmen salgının kontrol edilemez bir noktaya gelmesi, küresel durgunluğu derinleştireceği gibi yeni bir finansal krizin önünü açabilir.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*