İktidarın mayın tarlası – Arzu Küçük

23 Haziran seçimleri iktidar koalisyonun ağır yenilgisiyle sonuçlandı.

Nesnel konjonktürün ve toplumsal muhalefetin zorlaması yanında, çoklu kriz odakları ve rejimin öznel sorunlarıyla birleşen siyasal kriz, iktidar bloğunu iyiden iyiye köşeye sıkıştırdı.

Seçim sonuçları ile daha da derinleşen kriz sarmalı; sermayenin de Erdoğan’a alternatif kimi arayışlarını hızlandırmasıyla sürüyor.

31 Mart’tan 23 Haziran’a

Kendi çıkışını yaratmakta zorlanan iktidar; son dönemde bir yalpalama görüntüsü çiziyor.

Seçim sürecinde sürekli sahada olan, beka söylemleri gibi, toplumu kutuplaştıran, geren söylemlerle tek başına seçim çalışması yürüten bir Erdoğan görüyorduk. Yıldırım ise geri plandaydı.

23 Haziran’a giderken, 39 miting yapacağını söyleyen Erdoğan bu sözünü yerine getirmediği gibi seçimin son haftasına kadar da pek ortalarda görünmedi.

Bu süreçte AKP içinde birbiriyle çelişen iki farklı söylemle karşılaştık. Soylu ve şürekâsı, toplumu kutuplaştıran, ötekileştiren sert söylemlere devam ederken, Yıldırım yüzeysel bir ılımlı hal içerisinde, özellikle de Kürtlere göz kırparak seçim çalışmasını yürütüyordu.

Rejim yara aldı

Erdoğan seçime bir kala, yenilgi ihtimali olgunlaşınca hızlı bir şekilde devreye girdi ancak, seçim sonucuna etki edecek bir manevra yapamadı. Üstelik Erdoğan’ın “muktedir, lider” görüntüsü onulmaz bir yara aldı.

Parti içindeki farklı seslerin bir taktik olma (Erdoğan’ı koruma taktiği) ihtimali de epey konuşuldu. Ancak, bu durum, AKP’yi bütünlüklü bir parti görüntüsünden oldukça uzaklaştırdı.

Seçim yenilgisi ve yara alan lider kültü; iktidarın sağladığı olanaklar ve ilişki ağı için partide bulunan yoğun bir kesimin, partiden kopuşuyla sonuçlanabilir.

Seçmen desteğindeki düşüş eğiliminin ise; iktidarın tabanla bağının kopma eğilimine, derinleşen kriz dinamiklerine, özellikle de ekonomik krizin derinleşmesine bağlı olarak artması muhtemel.

23 Haziran sonrası

AKP-MHP ittifakının yenilgisi, rejimin krizini derinleştirdi.  Bütünüyle faşizan söylem ve uygulamalarla iktidarını sürdürebilen AKP/Erdoğan’ın bu ittifak vasıtasıyla, MHP ile ne kadar bütünleştiği, AKP’nin nerede bitip MHP’nin nerede başladığını kestirmek güç. Seçim yenilgisi ile birlikte ise, Erdoğan’ın bu ittifakta elinin daha da zayıflamış olabileceğini de tahmin edebiliriz.

Bir yandan, uzun süredir yeni parti kuracakları söylenen Davutoğlu ve Babacan’ın 23 Haziran sonrası bu konuda oldukça cesaretlendiği görülüyor.

Bu iki ismin, Erdoğan’ın 2. Seçim yenilgisinden sonra “muhalif” söylemlerine de hız verdiği açık. Kurulacak bu partilerin AKP’yi belli oranda yıpratma ihtimali var ancak ciddi bir başarı şansı görünmüyor.

Babacan hakkında suç duyurusunda bulunulmasını ise; kuracağı yeni partinin AKP içinde tedirginliğe sebep olduğu şeklinde yorumlayabiliriz.

İktidar bloku, kendi açmazları, kriz dinamikleri, kaybetmeye başladığı halk desteği ile boğuşurken; sermaye güçleri, rejimdeki tıkanıklıkları açmak ve meşruiyetini sağlamak için restorasyon seçeneğinde ısrarlı görünüyor. Buna karşılık zayıflamış olsa da, iktidar bloku öncülüğündeki faşistleşme süreci de hala önemli bir seçenek olarak ülke gündemindeki yerini koruyor.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*