İktidarın “yeni normali”: MÜSİAD Üsleri ve MESS SAFE

Uzun süredir devam eden kapitalizmin yapısal krizi, Covid-19 pandemisi ile birlikte tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de derinleşiyor. Sermayenin sorumlu olduğu bu ekonomik krizin faturası, yine işçilere, emekçilere, yoksul halka kesilmek isteniyor.

DİSK-AR raporuna göre, Covid-19 pandemisiyle daha da artan işsiz nüfusu ile, geniş tanımlı işsizliğin önümüzdeki aylarda 16-18 milyona ulaşacağı konuşulurken, iktidar koalisyonu tüm hamlelerinde sermayeyi öncelemeye devam ediyor.

İktidar ve sermayenin işbirliği, pandemi boyunca emekçileri hastalık tehdidi altında çalışmak zorunda bırakarak, birçok işçinin koronavirüsten kaynaklı ölümüne sebep oldu. Koronavirüsten etkilenen işçilerin iş kazası kapsamına alınmadığı, evden çalışmaya başlayan işçilerin çalışmalarını denetlemek için türlü yöntemlerin bulunduğu, binlerce emekçinin işsiz kaldığı, bir pandemi süreci geçiriyoruz.

Emeğe yönelik saldırıların ardı arkası kesilmiyor. Henüz pandemi tehdidi bitmemişken, normalleşme adı altında yaşanan açılma sürecinde, zaten yetersiz olan önlemler sermayenin çıkarları öncelenerek gevşetildi ve “normalleşme” sürecine girildi.

Her seferinde krizi fırsata çevireceğini söyleyen iktidar, Covid-19 pandemisinin yarattığı koşulları da, sermaye için gerçek bir fırsata çevirmeye çalışıyor. İktidarın dayattığı “normalleşme” ile işçi sınıfının denetim ve kontrolünün arttırılarak, sermayeye kâr akışının en üst seviyeye çıkarılması öngörülüyor.

Pandemi bahanesi ile, Türkiye ucuz emek cennetine dönüştürülmek isteniyor

MESS tarafından gündeme getirilen “MESS SAFE” ile, işçilere takılacak cihazlarla sosyal mesafe takibi yapılacağı, gerektiğinde işçiyi ve iş yerini uyaracağı söyleniyor. Ancak bu cihazlar, kolayca işçilerin iş yerinde 2 dakikalık dinlenme molalarının dahi tespit edilerek engellendiği, işçilere en ufak nefes alma alanının bırakılmayacağı bir süreci başlatabilir. Daha önce bir kısım üretim alanlarında sözde iş verimliliğini arttırması için kullanılan bu cihazların, işçiler için yeni kölelik koşulları getireceği açık.

MÜSİAD’ın korona virüsü bahane ederek inşa etmeye başladığı “izole üretim üsleri” ile ise yeni dönemin çalışma kampları oluşturuluyor. Binlerce işçinin ailesiyle birlikte emeğinin ve tüm yaşamının bütünüyle sermayenin belirlediği mekanlara çekilerek, sermaye tarafından kontrol edilmesine kapı açan bu “izole üretim üslerinin” bir ucuz emek cennetine-cehennemine dönüşeceğini kolayca öngörebiliriz.

Bu üretim üslerinin, takip cihazlarının, güvencesizleşmenin ve emeğin kontrolünün arttırılması pratiklerinin amacı sermayeye kar akışını yükseltirken küresel sermayenin ucuz emek sömürüsü alanında yeni durağı olarak Çin’in yerine geçmek olduğu, “yeni tedarik zincirleri” adı altında siyasiler tarafından açıkça dile getiriliyor.

Ancak, işsizliğin, güvencesizliğin, düşük ücretlerin, kölelik koşullarında çalışmanın “yeni normaller” olarak sunulmasına karşı işçi sınıfının öfkesi mayalanıyor. Direnişlerle, grevlerle, işgallerle defalarca sermayeyi sarsmış olan işçi sınıfı, oluşturacağı mücadele ekseni ile yeni dönemi belirleyici bir güç olacak.

İktidar koalisyonu, toplumsal muhalefeti teslim almak istiyor

İktidar, bu süreçte açlık, yoksulluk, işsizlik, adaletsizlik gibi koşulları derinleştirerek bu koşulları yeni normaller olarak dayatıyor. Dayattığı tüm bu koşulları sürdürebilmek ve kendi kitlesini konsolide edebilmek için sürekli arttırdığı gerilimle giderek daha geniş bir kitleyi “düşman” ilan ediyor. 

Bu devasa muhalefet kitlesini bastırabilmek için zaten kırıntısı kalmış olan hukukun çok daha geri plana itildiği, devletin tüm zor aygıtlarının sahada olduğu, devlet şiddetinin her an herkese uygulanabileceği, muhalif olan herkesin tutuklanma tehlikesi altında olduğu bir süreç geliştirmeye çalışıyorlar.

Her türlü hukukun yok sayıldığı bu süreçte iktidar koalisyonu, ekranlardan tehditler savururken, devletin zor aygıtının bir parçası olan polisler ve bekçiler halka şiddet uygulamaktan, hatta çocukların üzerine ateş açmaktan çekinmiyorlar. Bu atmosferden cesaret alanlar ekranlarda ölüm listeleri yaptığını açıklıyor.

Bu süreçte kadın ve çocuk düşmanı söylemlerine politikalarına da hız veren iktidar, kendisinden cesaret alarak taciz, tecavüz, şiddet, kadın ve çocuk cinayetleri faili olan erkekleri, cezasızlıkla ödüllendiriyor.

Yaratılan bu şiddet sarmalıyla kendisine rıza göstermeyen milyonlarca insanı sindirmeyi amaçlıyor.

Tüm bu şiddet sarmalına rağmen halk muhalefetinin zorlamasıyla sürekli derinleşen kriz dinamikleri ile hegemonyası sarsılan, iktidarını sürdürmekte zorlanan Erdoğan öncülüğündeki iktidar koalisyonu, elindeki tüm devlet ve medya gücünü kullanarak halka hayali zaferler pazarlıyor. 

Bir ihtimal daha var

Ancak, Gezi direnişinden bu yana sürekli hareket halindeki toplumsal dinamikler, tüm bu baskıya ve manipülasyona rağmen mücadelesini sürdürmeye devam ediyor. Bu mücadele, yeni bir geleceğin kapısını aralıyor.

Şimdi, her koşulda devam ettirdiğimiz mücadeleyi yükseltme, bir program etrafında birleşme zamanı.

İktidarın ve sermayenin bizlere çizdiği bu karanlık tabloyu tersine çevirebiliriz. İşçiler, işsizler, kadınlar, doğa savunucuları, Aleviler, Kürtler, yoksul Müslümanlar olarak Gezi’den öğrendiğimiz dayanışmayla ve mücadele pratikleriyle yepyeni bir geleceği, Demokratik Cumhuriyeti inşa edebiliriz.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*