İran krizinin “çıkmazı” – Evrim Muştu

Önümüzdeki süreçte, Orta Doğu’daki gelişmeleri belirleyecek olan dinamikler, Suriye’nin yanı sıra İran’la yaşanan ve derinleşen çatışmalar olacak. Son aylarda İsrail-ABD birliği ve bu birliğin piyonu Suudi Arabistan İran’a karşı saldırılarını yoğunlaştırması da bunu gösteriyor.

Öne çıkan gelişmeyse; ABD’nin Mayıs ayında nükleer anlaşmasından tek taraflı çekilmesi ve yakın zamanda yürürlüğe girecek olan ekonomik yaptırımlar. ABD’nin hesabı, İran’ı çok boyutlu yaptırımlarla küresel ticaretten tecrit etmek ve rejime böylece diz çöktürmek. Bu hesabın ne kadar doğru olduğu tartışılır tabii. Peki ABD anlaşmadan neden çekildi?

”Diz çök ya da öl”

Batıdaki ana akım medyalar genelde “Haydut Devleti” efsanesini savunuyorlar. İran’ın yayılma politikasını abartıp, İran’ın varlığının bölgedeki “demokratik” ülkeler olan İsrail ve hatta ABD için tehdit olduğunu iddia ediyorlar. Buna ek olara ise “stratejik” nedenler öne sürülüyor; örneğin Orta Doğu’daki petrolü kontrol etmek, Rusya’nın etki alanını kısıtlamak vb. Fakat bunlar da pek tatmin edici değil; nasılsa petrol zengini Körfez Ülkeleri kendi cephelerinde.

Öyleyse asıl sebep nedir? Saldırgan politikaların öznelerine baktığımızda asıl sebep anlaşılıyor. İran’ın güvenlik açısından en büyük tehdit olduğunu kim savunuyor? Beyaz Saray ekibi ve Neoconlar ağırlığında ilerleyen ABD Dışişleri Bakanlığı; İsrail Başbakanlığı ve Suudi Arabistan’ın veliaht prensi. Bu aktörlerin siyasi ve ekonomik bağlantıları oldukça karışık ve iç içe geçmiş. Sebepleri farklı olsa da, bu grupları bir araya getiren neden, İran “takıntısı”.

Esas mevzu; laf dinlemeyen, siyasetini kendi ihtiyaçlarına göre tasarlayan rejime ders vermek ve aynı zamanda diğerlerine ibret olsun diye İran’a diz çöktürmek. İran yola gelmediği takdirde gerekirse devlet olarak yok edilebilir. Yani söz konusu, ideoloji ve çıkardan öte, doğrudan güç meselesidir. Bu gruplar için anlaşma gibi bir dert yok; sınırsız hâkimiyetlerini kabul ettirip, söz dinletmek var. Peki, İran diz çökecek mi?

”Gericiler” öne çıkıyor

İran’da toplumsal gerginlik yükseliyor. Bir yandan siyasi alanda var olan çatlaklar gittikçe ortaya çıkıyor. En kritik nokta ise devlet içindeki militarist, radikal sağ ve muhafazakâr güçlerin, “diz çöktürme” tablosu karşısında giderek harekete geçmesi ve güçlenmesi.

Ruhani öncülüğünde olan“ılımlı” ve reformist güçler ile hükümet, BM Güvenlik Konseyi’nin kalan üyeleriyle yapılan anlaşmayı sürdürmeye çalışıyor. Fakat gerici güçler ve ABD tarafından sürekli baltalandığı için bu sürecin ne kadar başarılı olacağını kestirmek zor; kötümser yorumların gittikçe çoğaldığını gözlemleyebiliyoruz.

Askeri çatışma olasılığı

Diğer yandan ekonomik kriz derinleşiyor. Özellikle İran Riyali’nin son aylarda gördüğü değer kaybı, döviz hesabını kurutup hükümetin hareket alanını ve pazarlık gücünü azalttı. Nükleer anlaşmasıyla birlikte yükselen ekonomik beklentilerin karşılıksız kalması, halk nezdinde genel bir hayal kırıklığına sebep oldu ve bu durum hükümetin meşruiyetini azalttı.

Bu gelişmeler İran’ın diz çökecek kadar zayıfladığı anlamına gelmiyor; tam tersine gerici öğelerin öne çıkabilmesini sağlıyor. Bu takdirde ABD-İsrail ve Suudi Arabistan’la olan çatışmanın askeri boyuta sıçrama olasılığı gittikçe yükseliyor. Geçmişte, İran toplumu ve devleti yoğun gerginliklere rağmen saldırılara karşı yüksek boyutta birleşme kapasitesine sahip olduğunu göstermişti ve bunun değiştiğine dair bir işaret görünmüyor.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir