İşçi sınıfının mücadele etmekten başka seçeneği yok – Emrah Arıkuşu

Ekonomik kriz, Türk Lirasının dibe vurduğu Ağustos’ta henüz daha yara sıcak olduğundan hissedilmiyordu. Yara soğumaya başlayınca kriz daha yoğun hissedilmeye başlandı.

Türkiye egemenleri ise “aynı gemideyiz” palavralarıyla, savaş kışkırtıcılığı yaparak, milliyetçiliği körükleyerek, seçim aldatmacası yaratarak krizin yükünü işçilere yüklemeye uğraşıyor. Bu dönemde işçiler yaraya tuz basıp kaderine razı mı olacak yoksa yaradan kurtulup krizi çıkaran sermayeye bedelini mi ödetecek?

Sermayenin krizi fırsata çevirmesi

Kriz, sermaye birikiminin yavaşlaması ya da tıkanması şeklinde ortaya çıkarken, sermaye sınıfı birikimini hızlandırmak, tıkanmayı aşmak yani krizden çıkış için çalışma saatlerini ve emek yoğunluğunu arttırma gibi önlemlerle işçilere çalışma hayatını dar ediyor. Kapitalizmi var eden mutlak ve nispi artı değer sömürüsü bugünün şartlarında güncelleniyor.

Krizler sermaye açısından iki yönlü fırsat sunuyor. Birincisinde büyük balığın küçük balığı yemesi şeklinde sermayenin kendi arasındaki mücadelede merkezileşmesine ve yoğunlaşması, ikincisinde işçi sınıfını yenebilirse sömürüyü yoğunlaştırma, gasp ettiği hakları kalıcılaştırma imkânı sunuyor.

Dükkanların kapanması, konkordato ve iflas veren firmalar birincisine örnek oluyorken, 100 yıllık kıdem tazminatı hakkının kaldırılma denemeleri ise diğerine zemin hazırlıyor.

Sermayenin karakteri

Türkiye sermayesi Cumhuriyetin kurulmasıyla beraber devlete yaslanarak onun fideliğinde büyüdü. Kamusal kazanç yerine, zenginler yaratma gayesiyle teşvikler, ucuz yollu krediler ile palazlanan sermaye her başı sıkıştığında “devlet baba”sına koştu.

İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz koşullarında da benzer durumlar yaşanıyor. Borçların silinmesi, işsizlik fonundan para aktarımları, faizlerin silinmesi ve kimi uygulamalarla sermaye rahatlatılmaya çalışılıyor.

Merkez bankasının devletle ilişkisinde bağımlı ya da bağımsız olması konusunda sermayenin farklı fraksiyonları arasında tartışma yaşanmıştı. Ancak şimdi de gördüğümüz gibi öyle hiç de bağımsız olma telaşında değil, aksine yerine yaslanma telaşında. Sermaye güçleri hemen devleti ortaya koyarak kimi fırsatlar kapma derdine düşmüş. İşçilerle ilgili yapmakla yükümlü olduklarından sıyrılma derdinde. Esasında işçi sınıfına saldırarak krizi atlatma peşinde. Kemer sıkma politikaları adı altında işçilerin gırtlağını sıkıyor.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*