İtalya’da tıkanan siyasal sistem – R.TRAİNİ

İtalya’da 4 Mart’taki parlamento seçimleri, Brexit seçimleri, 2016 ABD cumhurbaşkanlığı seçimleri ile 2016 İtalya anayasa referandumunda baş gösteren düzen karşıtı trendin devamını ifade ediyor.

Bu seçimlerde de sonuçlar istendiği gibi olmadı. Elitlerin hesabına göre seçimler, yedi yıldır süregelen ve şu anki geçici hükümet tarafından da uygulanan kemer sıkma politikalarının başka yollarla devamlılığını garantileyecekti. Ama seçime katılımın düşmesi bir yana, halk bu perspektife karşı bir oy kullandı.

Sürpriz dolu bir seçim

Sonuçta popülist ve sınıflar “üstü” “5 Yıldız Hareketi” (M5S) bir sürü bölgede birinci oldu ve çoğu yerde bütün orta-sağ ittifakının oyundan daha fazla oy aldı. Öbür taraftan ulusalcı Lega Berlusconi’yi geçti ve orta-sağ ittifakının ana gücü oldu. Klasik düzen partileri böylece ağır bir hezimete uğradı.

Seçimi “kazanan” her iki parti de kendisine özgün bir biçimde krizin son on senede yarattığı yıkımı ve AB’nin neoliberal dayatmalarını hedef aldı.

M5S seçim kampanyasında gelir yüksekliğine göre belirlenen minimum sosyal destek vaat etti. AB’de bir tek Yunanistan ve İtalya’da böyle bir sosyal güvenlik ağı yok.

Lega ise sabit oranlı vergi vaat etti. Özünde aslında zenginlerin işine gelen bu reform önerisi, çok karmaşık bir vergi bürokrasisi karşısında bir sürü insana çekici geldi. Elbette Lega göçmen karşıtı paranoyayı ve zamanında kendisinin Berlusconi ile ortak hükümette imzaladığı AB göçmenlik kurallarına yaygın düşmanlığı da kendi işi için kullanmaya becerdi.

Yeni bir cumhuriyet mi?

2013 seçimleri klasik orta-sol hükümetlerinin sonunun başlangıcıydı: Neoliberal ideoloji ve işveren yanlısı kanunlar topyekûn geleneksel sol değerlerin yerine geçiyor, sendikalar, dernekler ve sivil toplum platformlarla bağlantılar çözülüyor ve sosyal hareketlere karşı bile artık güvenlikçi-baskıcı polis metotları uygulanıyordu.

Doğal olarak da bu sürecin sonucunda 2018 seçimlerinde orta-sol ittifak yerle bir edildi. Berlusconi’nin partisi ise bir dizi yolsuzluk skandallarıyla sarsılıyordu ve liderinin siyasal faaliyet yasağı yüzünden güç kaybediyordu. Onun yerine Kuzey İtalya’da Lega, Güney İtalya’da ise M5S geçti.

M5S, özellikle 2011’den beri canlanan sosyal ve demokratik mücadelelerden yararlanabildi. İnsanların kriz nezdinde oluşan sinir ve öfkelerini oportünist, eklektik, yer yer sol, yer yer sağ biçimde sömürdü ve kurumsallaştırdı.

Öbür yandan ise Lega, neoliberalizmin yarattığı bireyselcilik, 9/11’den beri yaratılan korku ve güvenlikçi atmosfer ile Arap Baharı ile oluşan göçmen dalgası ile onunla eş zamanlı gelişen yabancı düşmanlığından yararlandı.

Ancak seçim sonuçlarından net bir şekilde çoğunluk hükümeti veya hükümet koalisyonu çıkmadı. M5S %33, orta-sağ koalisyon %37 ve orta-solun %20 civarı kazandığı bir ortamda bugüne kadar süren bir çıkmaz oluştu.

Eski düşmanlar, yeni mücadeleler

Bu çıkmaz hangi yolda çözülse çözülsün, Batı Avrupa’da bir ilk gerçekleşecek: Bugüne kadar Batı Avrupa’nın hiçbir yerinde sosyal hareketler ulusçu/anti-AB’ci bir hükümetle baş başa kalmadı. Bu tayfa var gücüyle kendisini yeni elit olarak konumlandırmaya çalışırken, her anlamlı alternatif onların otoriterizmini ve insanların yaşamlarını düzeltmedeki ulusal ve ulus-üstü sınırlamalar dolayısıyla beceriksizliklerine karşı mücadele vermesi gerekecektir. Aynı anda saçma olan ulusalcı dayanışma anlayışına da karşı çıkması gerekecektir.

Bu alternatifin odaklanması gereken sosyal zemin ise temsili demokrasiden zaten dışlananlar olması gerek: gençler, göçmenler ve yoksul kent ve çevre halkının bazı bölümleri. Yani, son 10 senede İtalya’daki finansal totalitarizme karşı en büyük mücadeleleri veren sınıf bölükleri.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir