Kadın kentler istiyoruz! – Kader Ortakaya

Toplumsal Özgürlük Gazetesi Ocak 2014 Sayısı

Kadınların sokağa çıkmasını sağlayan politikalarla beraber sokakların da, kadınların özgürce yaşayabileceği mekânlar haline getirilmesi gerekiyor

Parlamentodaki partilere baktığımızda, Kürdistan’da BDP, batıda HDP dışında kalan partilerin, yerel seçim politikalarında, kadınların adı bile yok.

Seçimler, “bıyıklı siyasetçilerin” kentleri zapturapt altına alma savaşına dönüşmüş. Kadın adaylar, yine yok denecek kadar az.

Peki, toplumun %50 “azınlığı” olan kadınlar, burjuva siyasetçilerinin seçim listelerinde neden yer bulamıyor?

Erkek egemen zihniyetin gölgesinde kadınlar

Toplumsal cinsiyet rollerine göre siyaset yapmayı ezber edinmiş anlayış düzeyindekiler, kadınları ancak siyaset malzeme ederler.

Kadınlar siyaset yap(a)maz! Kadınlar çocuk doğurur!

Türkiye’de, kadınlara seçme ve seçilme hakkı kadınlara “zorla verildiği” için, kadın bakış açısı ve kadınlar siyasette hiçbir zaman yer bulamamışlardır.

Bir dönem Başbakan olan Tansu Çiller’i, Bakan olan Fatma Şahin’i, Nimet Çubukçu’yu unutmadık. Ataerkinin yeniden üreticisi olan devletin bu kurumlarında, erkek egemen zihniyetin gölgesi altındaki bu kadınlar, kadınların özgürleşmesi için ne yapabildi? Hiçbir şey. Kadın cinayetleri artarak işlenmeye, okullarda cinsiyetçi eğitim verilmeye devam ediyor.

Bizler Kadınları, kadın bakış açısının egemen olduğu politikalarla, bu kürsülerde görmek istiyoruz.

Mekânlar toplumsal cinsiyet rollerini yeniden üretiyor!

Toplumsal cinsiyet rolleri, kentin her mekânında yeniden üretiliyor.

Toplu taşıma araçları, cinsiyetçi uyarılarla donatılmış, tacizin mekânları haline getirilmiştir. Karanlık kent geceleri, erkeklerin egemenliğinde taciz, tecavüz kokmaktadır.

Belediyelerin kadınlar için verdiği kurslar, toplumsal cinsiyet rollerine göre şekillenmektedir. Biçki-dikiş, kuaförlük kurslarının ötesine geçmemektedir. Üstelik kadınların aldıkları bu sertifikalar da sadece duvarları süslemektedir.

Belediyeler “kadın danışma merkezleri ” adı altında aileyi koruma hizmeti vermektedir. Şiddet gören kadınları evlerine göndermeye dönük politikalar izlemektedirler. Sınırlı sayıdaki sığınma evleri ise, kadına yaşamını, özgürce kurma bilincini vermekten çok uzaktır.

Bu uygulamalar ancak kadınların da kentlerin yönetiminde söz sahibi olabilmeleriyle değişebilir. Daha fazla kadını seçimlerde görebilmek istiyorsak, kadın adayların önündeki engeller kaldırılmalıdır.

HDP ve BDP bu konuda önemli adımlar atmakta ve kadın adaylardan hiçbir ücret almamaktadır. Eş başkanlık sistemiyle, pozitif ayrımcılık ilkeleriyle gerçek birer “kadın partisi” olmaya adaylar.

Kadın Kentleri İstiyoruz.

Kadınların sokağa çıkmasını sağlayan politikalarla beraber sokakların da, kadınların özgürce yaşayabileceği mekânlar haline getirilmesi gerekiyor. Kentlerin kadın bakış açısına göre yeniden organize edilmesi için aşağıdaki öneriler başlangıç olabilir.

Belediye çalışanlarına cinsiyet kotası konmalı ve çalışanların % 50 si kadınlardan oluşmalı.

Belediyeler şiddete, tacize, tecavüze karşı kampanyalar yürütmelidir.

Kent kadın meclisleri oluşturulmalıdır.

Toplu taşıma araçları kadınlar için daha ucuz olmalı, tacizden arınmalıdır.

Bütün sokaklar aydınlatılmalıdır.

Belediyelerde, kadın bakış açısıyla, kadınların sorunlarına çözüm üretebilecek merciler oluşturulmalıdır.

Her belediye, kadınlar için özgür yaşam alanları niteliği taşıyan, sığınma evleri kurmalıdır.

Her mahalleye kreş açılmalıdır.

Gezi direnişi, kadın kenti pratiği bakımından çok önemlidir ve herkese bir kez daha şunu göstermiştir; meydanlar, kentler ancak kadınlarla özgürleşebilir!

Leave a comment

Your email address will not be published.


*