Kadınlar kurtarıcı beklemiyor! – Gamze Özkök*

Türkiye’de tek adam rejiminin kurumsallaşması için gereken ikinci seçimler de 24 Haziran’da gerçekleştirildi. 24 Haziran’a giden süreç, OHAL koşullarında, baskı ve korku ortamında, medya ambargosu içerisinde gelişti. Dolayısıyla iktidar lehine bir “seçim zaferi”nden bahsedeceksek bile bu koşulları gözardı edemeyiz.

AKP/Erdoğan iktidarının 16 yıllık karnesine baktığımızda gördüğümüz -kadına yönelik her türlü şiddetin sistematik oranda arttığı, çocuk istismarlarının görmezden gelindiği, kadının adının kamusal ve toplumsal alanlarda giderek silikleştiği- tablo ortada. Artan bu eşitsizliğin de tetiklemesiyle birlikte AKP/Erdoğan erkek iktidarını sürekli zorlayan ve sıkıştıran en hareketli toplumsal dinamiğin, en ufak bir hak gasbında dahi sokakları dolduran “kadın hareketi” olması şaşırtıcı değil.

Kadınların seçimi tamamdır!

Kadınlar, yıllardır sokakta ilmek ilmek mücadele ederek kazanmış oldukları hakları tamamen geriye götürmeyi öngören bu sistem değişikliğine karşı, seçim çalışmalarını birçok alanda aktif bir şekilde yürütmeye çabaladı. AKP hükümetinin kadın politikalarının teşhir edildiği ve kadınların sokaklara, meydanlara, işyerlerine, mahallelere kendi mücadele rengini verebildiği bir süreç yaşandı.

Kadınlar açısından seçimlerde alınacak pozisyon başından beri belliydi. Kadınların ne istediği ve kimi, neden istemediği tüm açıklığıyla ortada duruyordu.

Bu yüzden; 16 yıldır ne giyinileceğinden tutun, kaç çocuk doğurup, kiminle, nerede ve kim tarafından evlendirileceğine kadar her konuda kadınları belirlemek isteyenlere karşı koskoca bir Tamam”denildi.

Böylesi emek ve coşkuyla örgütlenen “Tamam” çalışmasına rağmen seçim sonuçları istenilen yönde olmadı. Fakat bu bir yenilgi de değil. Elbette seçim çalışmaları sırasında kazanılan hareketliliği kaybetmeyip, sokakta yakalanan dinamizmi mücadelenin her alanına yayan ve kalıcılaştıran bir yol izlendiği taktirde…

Öyle görünüyor ki; bu seçimlerin ardından da kadınların hayatında değişmeyecek tek şey mücadele etmek.

Bakanlıkta kadının adı yok

Yeni dönemin kadınlar açısından çok da parlak olmayacağı gözler önünde. AKP/Erdoğan iktidarının toplumu kutuplaştıran ve düşmanlaştıran politikaları; toplumda hızla artan bir çürüme yaratıyor. Yeni dönemde toplumu saran bu çürüme riski en çok kadınları etkileyecek ve onların hayatını hedef alacak.

Erdoğan, her seçim durağına “kadın düşmanı” bir söylem veya bir yasa tasarısı sığdırmayı elden bırakmadı. Yeni dönemde de bunları hızla yasalaştırmak isteyeceği çok açık.

Bunun en açık örneği; Erdoğan’ın bir seçim toplantısında sürpriz yaparmışçasınaAile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı’nı birleştiriyoruz”açıklaması yapmasıydı. Elbette ki kadınlar açısından çok da sürpriz olmadı. Arka planını ve nedenini henüz açıklamamış olsalar da; her evin birer yan fabrika gibi işlediği bugünün kan emici sermaye gerçekliği düşünüldüğünde, kadın emeği üzerindeki neoliberal baskıyı yoğunlaştırmak amaçlanıyor olabilir. Kadınlar için bu bakanlık sadece, anneliği, ücretsiz ev içi emeği, ikinci sınıf çalışma koşullarını ifade edecek.

Bunun karşısında meclis ve sokak örgütlenmesinde öne çıkacak talep; kadınların taleplerine odaklanacak, kadınlardan yana politikalar üretecek, kadın emeğinin üzerindeki baskılara ve kadına yönelik suçlara karşı çalışmalar yapacak, kadın örgütleri ve STK’ler ile ortak çalışacak bir Kadın Bakanlığı için mücadeleyi yükseltmek olmalı.

Özgürlük ellerimizde

Yeni dönemde yoğunlaşacak kadın düşmanı politikalara karşı sadece savunma mekanizmasında konumlanıp belli kazanımlarla avunmak yeterli olmayacaktır. Yeni ve özgür bir yaşamı tarifleyebilmek adına eskinin hareketini bir durağanlık gibi kabul edip onu aşan bir zemine yerleşmek gerekecek. Kadınların biriken öfke ve isyanını daha geniş ve kapsamlı bir örgütlülüğe dönüştürmesi hayati önem taşıyor.

Özgürlüğümüz ve hayatımız için; ilçelerde, mahallelerde, iş yerlerinde, üniversitelerde bulunduğumuz her konumda “kadınların meclisini” elbirliğiyle oluşturmalıyız. Yaşamımızla alakalı tüm kararları birlikte alacağımız ve kendi kendimizin “efendisi” olacağımız bir meclis pratiği inşa edebiliriz. Bu bizim ellerimizde.

Yaşanan ve yaşanacak her çeşit kadın düşmanlığına karşı, farklılıklarımızın ortaklığını gün yüzüne çıkartıp mücadeleyi büyütmeliyiz. Artan şiddet, taciz ve tecavüze karşı özsavunmayı örgütlü bir güce dönüştürmeliyiz.

Tüm muhalefetin sessiz olduğu bir dönemde özgürlüğü ve hayatı için yeni yollar açan ve isyanın en önünde olan kadınlar haydi şimdi yüzeye iyice yaklaşan magmayı volkana dönüştürme vakti…

*Mor Dayanışma Sözcüsü

Yazı sendika.org sitesinden alınmıştır

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir