Kaotik zamanlar – Meral Çınar

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

“Suyun nasıl sabit bir şekli yoksa” demiş Sun Tzu, “savaşta da sabit koşullar yoktur.”

Türkiye çok taraflı ve giderek Ortadoğu’daki kaotik ortamla iç içe geçen bir savaş coğrafyasına dönüşüyor.

Savaş, iki taraftan oluşmuyor. Aksine çoklu bileşeni olan, herhangi bir bileşenin tek başına belirleyemediği, bütün tarafların kendine göre hamle yaparken karşı tarafın hamlelerini de gözettiği bir özel toplumsal ve politik süreç, sürekli ve hızla değişen dengeler içerisinde devam ediyor.

Taraflara şöyle bir göz atalım;

ABD-NATO-TÜSİAD üçgeni, savaşın en güçlü bileşeni. Ama, kendisini geçenlerde borsaların çökmesiyle bir kez daha hatırlatan finansal kriz, sermaye güçlerini zorluyor. ABD-NATO odağı, Ortadoğu’da kendi yarattığı kaotik ortamı tümüyle kontrol edemiyor.

AKP-MİT-Polis, en zayıf güç odağı konumunda… Türkiye devletinin ham gücünü arkasına alarak Türkiye Devrimci Hareketini ve Kürt Özgürlük Hareketini sindirmeye çalışan AKP Hükümeti, 2013′ ten beri iç ve dış politikada yaptığı hataların, işlediği cinayetlerin ve yolsuzlukların altında ezilmemek için çırpınıyor.

Kürt Özgürlük Hareketi (KÖH), “Devrimci Halk Savaşı” hamlesiyle T.C. devletini, çözüm sürecini başlatmak zorunda bırakmıştı. Rojava kazanımıyla da, kendisini Ortadoğu ve Türkiye’de güç dengelerinin içine yerleştirdi.

Silahlı saldırılar karşısında “misilleme hakkını” kullandığını açıklayan KÖH, günümüzde önemli bir politik hamlenin içerisinde. Art arda gelen öz yönetim ilanları, hareketin elini güçlendiriyor. Halkın kendi iradesiyle ve öz savunmasıyla desteklenen özerklik ilanları, uzun döneme yayılacak bir ikili iktidar sürecinin başlangıcı olabilir.

İşçi sınıfı, metal direnişlerini belirleyen “hak arayışı” zemininde bir çıkış yaparken, Gezi güçlerinin hareket halinde olduğunu görebiliyoruz. Dağınık ama her an kendini sisteme dayatan Gezi dinamikleri, yaşadığımız kaotik sürecin bir güç odağı olarak sivriliyor.

Farklı hayaller

Evet, her öznenin kendine göre bir planı var. Ama, süreç tek bir öznenin planına göre gitmiyor. Hepsi karşılıklı hamleler yapıyor ve birbirinin hamlesini gözetiyor.

Bizleri bekleyen belirli durumları öngörebiliriz.

Bu güç dengeleri içinde en zayıf halka olan AKP/MİT/Polis, yeni seçim süreci ve tezkere ile birlikte savaşı sürdürerek Kürt Hareketini ezmek ve bir faşist diktatörlük kurmaya çalışabilir.

Bir başka seçenek; NATO ile eskisinden daha derin bir organik bağ içine yerleşen ordunun, küresel yönlendirme içinden bir darbe yaparak mevcut kaotik ortamı kontrole alması olasılığıdır.

Aynı güçlerin başka bir seçeneği ise, CHP ve AKP’nin koalisyon kurması ve kontrol edilebilen bir kaotik süreç içinde hükümet olması.

Devrimci olasılık

Yeni bir dönem, içerisinde devrimci çıkışları da barındırarak kapılarını açıyor. Öyle bir dönem ki; iç içe girmiş karmaşık süreçler sürekli daha gerginleştikleri bir hareket halinde.

Rüzgar gibi hızlı orman gibi yoğun olmayan; yaşadığımız gerginliği, içinden devrimci bir enerji çıkaracak neşeyle karşılayamayan; karmaşık süreçleri iyi tahlil edip doğru konumlanışlar edinemeyen devrimci güçler tasfiye olmakla yüz yüze.

Toplumsal güçler, kendini sisteme dayatıyor. Ama, hareket halindeki toplumsal güçleri hazırlayıp iktidar hedefine doğru yürümesinde ön açacak bir devrimci öncü eksikliği yakıcı bir şekilde hissediliyor.

Şimdi, kimi liberal gevezelerin hayallerine ortak olma zamanı değil. Kaotik süreçlerden yakınma yerine; “Demokratik Cumhuriyet” hedefine yönelmek gerekiyor.

Derin bir kanyonda hareket eden bir kano gibi, sürat ve koordinasyonumuzu iyi ayarlayıp yeni dönemin yeni görevlerini omuzlamamız gerekiyor.

Sun Tzu ile başlamıştım, Mao ile bitireyim… “Gök kubbenin altında bir keşmekeş var,  koşullar harika!”

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir