Kapitalizm öldürüyor – Serkan Nar

Memleketin hali pürmelâli üzerinden onlarca şey söylenebilir, ancak içinden geçtiğimiz süreç farklı fazlardaki krizlerin kesiştiği bir döneme tekabül ediyor. Hangi krizin öne çıkabileceği tamamen o krizin basıncının artmasına neden olan kimi gelişmelere bağlı. Kontrol dışı gelişen bu durumun devlet kapasitesini zorladığını ve aşındırdığını söyleyebiliriz. Bu, dolayısıyla yaşamın günlük akışını dahi kontrol edilemez hale getiriyor.

Bu kriz sarmalının başat faktörü hiç şüphesiz ki ekonomik krizdir.

Ekonomik kriz

AKP iktidarının krize müdahalesi, önceden bilinmeyen ya da öngörülemeyen ekonomik ve ekonomik olmayan bazı gelişmeler çerçevesinde krizin konjonktürel olarak yönünü değiştirmek şeklinde oluyor. Ancak içinde bulunduğumuz kriz konjonktürel değil, yapısaldır. Yani iktidarın krize müdahale tercihi, onun ekonomik ufku ile belirlenmez, tamamen onun sınıfsal yapısıyla belirlenir.

Dolayısıyla mevcut iktidarın krize müdahale tercihi sermaye lehinedir.

İşsizlik, yoksulluk, açlık ve kapitalizm

Ekonomik daralmanın devlet gelirlerini de olumsuz etkilemesinin doğrudan sonucu, yeni vergiler ve zamlar, işsizlik ve düşük ücret baskısının artması şeklinde oluyor.

Yani  ekonomik krizin ortaya çıkmasında en küçük bir sorumluluğu olmayan emekçiler, giderek artan hayat pahalılığı karşısında mum gibi eriyen ücretleri/maaşları ile krizin bedelini en ağır şekilde ödemeye mahkûm ediliyor.

DİSK/Genel-İş Araştırma Dairesi tarafından hazırlanan “Türkiye’de Gelir Eşitsizliği ve Yoksulluk” raporuna göre ekonomik kriz, 1 milyondan fazla yeni işsiz yarattı. Türkiye’de 16 milyon kişinin yoksul, 18 milyon kişinin ise yoksulluk riski ile karşı karşıya olduğu belirtilen rapora göre Türkiye’de en zengin ile en yoksul arasındaki gelir eşitsizliği 8,7 katını buldu.

Sistem yoksul yaratıyor. Ardından kendi meşruiyetini kaybetmemek, bunun sorgulanmasını engellemek için de “yoksullukla mücadele” gibi şirin görünen yollara başvuruyor.  Yoksulluğun esas nedeni kapitalist üretim ilişkileridir. Sınıflar arası dengesizliklerdir. Birileri zengin olduğu için, diğerleri yoksul oluyor. Sermaye birikimi elde ediyorsanız, bunu ancak başkalarının paylarına el koyarak elde ederseniz.

Krizin yansımaları

Krizler, sermayenin hareketiyle ilişkili olarak var olur. Dolayısıyla sermaye için krizden çıkmada işsizlik hem bir “fırsat” hem de bir “cezalandırma” işlevi görür.

Kriz koşulları altında çalışanların geçim kaygısı, bunun gerisinde yaşamlarını devam ettirme kaygısı var.  İşçiler her gün işlerine giderken “Bugün kim işten çıkarılacak, acaba ben mi?” diye düşünerek endişeli, gergin ve kaygılı bir ruh haline bürünürler. Temel ihtiyaçlarını bile karşılayamayacakları endişesinden dolayı insanların yaşamlarıyla oynayan bu cezalandırma yöntemi insanları umutsuzluğa, umutsuzluk ise intihara sürüklüyor.

Bütün bu olgular en genel düzeyde sermayenin hareket yasalarıyla koşullanıyor. Yani sermayenin üretim sürecinde karşılaşılan “pürüz”ler olarak görülüyor. İntiharlar esasında kapitalizme içkindir. Yani sınıf mücadelesi aynı zamanda var olma mücadelesine bürünüyor.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*