Kapitalizmin Derinleşen Krizi ve Ataerki – Meral Çınar

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Tüm dünyada kapitalizmin çok yönlü krizinin derinleştiği, derinleştikçe köklerindeki ataerkil politikalara daha çok sarıldığı ve kadının bedeni ve emeği üzerindeki tahakkümün arttığı bir dönemde yaşıyoruz.

Evet, erkek egemen politikaların neredeyse tarihteki en vahşi ve katı yüzleriyle karşı karşıya olduğumuz; ama, bunun karşısında kadınların da öz savunmalarını yeniden geliştirdiği ve kadın isyanlarının nüveleriyle karşılaştığımız özel tarihsel bir dönemden geçiyoruz.

Bu dönem, kadınlar için savaş, cinayet, cinsiyetçilik ve tecavüzle ne kadar eş değerse, bir o kadar isyan zılgıtlarını da bağrında gizleyen bir özel tarihsel dönem..

Nasıl mı?

“Kamusal alanda” güvencesizlik, esnek çalışma saatleri ve düşük ücretlerle, sınırlandırdığı; “özel alanda” ise, her evi bir yan sanayi fabrikasına dönüştürdüğü emek politikaları sayesinde patlamaya hazır işçi kadınlarla…

Taciz ve tecavüzlerle bedenimizi tahakküm altına almaya çalışan, ne giyeceğimizden, nasıl davranacağımıza ve yüz ifadelerimizin biçimine kadar hayatımızın tüm yönlerine yayılan ve kadın bedenini aşağılayan politikalara  öfkeli genç kadınlarla…

Kadın cinayetleriyle en temel hakkımız olan yaşam hakkımızı bile elimizden alan erkek egemenliğine ve onu meşrulaştırarak egemen erkeği koruyan yasalara; Hindistan, Meksika, Rojova’dan öz savunma pratikleriyle cevap veren kadınlarla…

İşte, tüm bu damarlardan hızla akan kan biz kadınların kalplerine pompalanıyor ve tüm dünyada dalga dalga yayılacak bir kadın isyanları döneminin ilk sarsıntılarını hissediyoruz. Orada kalmıyor, sokaklardaki adımlarımızla ve haykırışlarımızla biz de o isyanın işçiliğini yapıyoruz.

Peki Türkiye’de? AKP ile bir dört yıl daha mı?

7 Haziran seçim sonuçlarından hemen sonra, Türkiye tarihinde seçilmiş en çok -96- kadın milletvekili ile mecliste oluşturulacak kadın komisyonlarını konuşuyor ve bunların nabzının sokaktaki kadın hareketleriyle ortak atması gerektiğini tartışıyorduk.

Çok uzun sürmedi, Erdoğan/AKP hükümeti, halkın iradesini yok sayıp, kanla, katliamla ve hileyle yeniden iktidara geldi. Şimdi ise, 82 kadın milletvekili ve kadın düşmanı AKP ağırlıklı bir meclisle yola devam edebilecek miyiz, onu tartışıyoruz.

1 Kasım’dan sonra, kadın düşmanı bütün politikaların artarak yayılacağını görmek zor değil.

Kadın cinayetleri 13 yıllık AKP iktidarı boyunca sürekli bir artış göstermişti, artmaya devam edecek.

Taciz ve tecavüz dili iktidarın zirvesindeki erkekler tarafından meşrulaştırıldı. O meşrulaştırmanın açtığı yol üzerinden, cinayet işleyen erkekler bile, “iyi hal” indirimleriyle yine erkeklerin koyduğu yasalar tarafından sürekli korunmuştu, korunmaya devam edecek.

Toplumun muhafazakarlaşma süreci, daha sert dayatmalarla, daha ayrıntılara sızarak ve daha geniş bir alana yayılarak devam edecek.

Biz de kararlıyız, direnmeye devam edeceğiz.

“Onlardan” olmayanı “onlar” gibi davranmayanı ötekileştirip yalnızlaştırıyorlar ve her türlü zulmü reva gördüklerini de açıkça savunuyorlar.

“Başı örtülü kadına kelepçe takmaya utanmıyor musunuz” diyenler, başı açık kadınlara polisin yaptığı işkenceleri görmezden geldikleri gibi; kadınları başı kapalı olanlar/”ahlaklılar!” ve açık olanlar/”ahlaksızlar!” olarak karşı karşıya getiriyorlar.

Yaşam alanlarımızı daraltarak, biz “ötekileştirilen”/”kirletilen” kadınları da pes edip “dize, yola gelmeye” zorluyorlar.

Sorun zor, çözüm basit…

Yola mı geleceğiz yoksa özgürlüğümüze doğru yeni bir yol mu yapacağız?

Özgürlüğe uzanan yol uzun, yol zorlu ve aslında, kendi yaşam deneylerimizden iyi biliyoruz, yol sıkça uçurumların kenarından da geçen dik bir yamaç…

Ama, öfkemiz büyük ve özgürlüğe yürüyüş kararımız kesin!

Evet, yeni AKP dönemi biz kadınlara saldırıların yayılıp artacağı belli; peki, biz ne yapacağız?

Dünyada kadın isyanları dönemi açılırken, biz de Gezi’de Türkiye çapında bir kadın isyanının temelini atmaya başlamıştık; şimdi, toplumsal yaşamın tüm alanlarına yayarak, bu isyanın duvarlarını örmeye başlamak gerekmiyor mu?

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir