Kârlar azalırken çanlar çalıyor – Serkan Nar

Marx’ın “Kapitalist üretimin gerçek engeli sermayenin kendisidir” derken aslında, kapitalist sistemin temel sınırlarını da belirtmiş olur.

Marx kriz teorisi tam da bunun üzerine inşa eder.

Kâr oranları düşme eğilimi

Marksist kriz kuramı, bizlere, kapitalist uzun üretim çevriminde kâr oranlarının düşme eğiliminin bir düzenlilik izlediği ve krizlerin de altında yatan asli unsurun bu olduğunu söyler.

Kapitalist gelişimin verimlilik derecesi kâr oranı ile ölçülür. Kâr oranı, artı-değerin, yatırılan toplam sermayeye oranıdır ve yüzde olarak ifade edilir.(Kapital I)

Örneğin, yatırılan toplam sermaye (değişmeyen sermaye s =60.000tl ve değişen sermaye d= 40.000tl olmak üzere) 100.000tl ve artı-değer a bir yılda 40.000tl olmuşsa, kar oranı k = %40 olur.

Aynı zamanda, genel kâr oranındaki bu sürekli düşme eğiliminin, emeğin toplumsal üretkenliğindeki sürekli gelişmeyle aynı zamanda meydana gelmesi, kapitalist üretim tarzındaki çelişkinin bir ifadesidir.

Kâr oranlarının düşmesi önlenebilir mi?

İfade edilirken bir eğilim olduğu vurgusu yapılır. Bu da eğilimin tersi yönünde seyir izleyebilecek süreçlerin olduğu durumlarında açığa çıkabileceğini söyler.

Bu durumlar kâr oranının düşmesini geçici olarak engelleyen etmenler olarak önümüze çıkar. Bunların başında, emeğin sömürülme derecesinin yükseltilmesi gelir. Sömürü derecesi büyüdükçe kâr oranı artacaktır. Ücretlerin, emek-gücünün değerinin altına düşürülmesi, değişmeyen sermayede, işçilerin yaşamına ve sağlığına zarar verecek tasarruflara gidilmesi gibi yollara başvurularak da kar oranının düşmesine karşı konulabilir.

Dünyada isyanlar

Tam da bu noktada kar oranlarını durdurmaya çalışan finans kapital, ekonomi politiğin bileşkesinin sadece sermaye olmadığını bunun diğer ucunda sınıfın varlığını sınıf, krize karşı reaksiyon göstererek ifade etmiş olur.

Orta Doğu’dan Asya’ya, Güney Amerika’dan Karayipler’e oradan Avrupa’ya kadar dünyanın dört bir yanında yüz binlerce kişi sokaklara dökülüyor. Ülkelerinde yaşanan yoksulluk, zamlar, siyasi problemler, işsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik nedeniyle dünyanın farklı bölgelerinde halk sermayenin sınırlarına geldiğini ifade etmiş oluyor.

Sudan, Nikaragua, Romanya, Macaristan, Tunus, Fransa, Sırbistan, Irak, Lübnan, Şili, Ekvador, Ermenistan, Azerbaycan, Katalonya, Haiti, Honduras, Endonezya, Porto Riko, Peru, Neo liberalizme karşı öfke dalgası, geniş yelpazede gerçekleştirilen halk isyanlarıyla artık eskisi gibi olunamayacağının ifade biçimi oluyor.

Peki Türkiye

Küreyi saran isyan dalgaları, farklı coğrafyalarda da mayalandığı bu süreçte, isyanların nasıl bir form ve içeriğe bürüneceği ‘zamanın ruhu’nda kendi doğum sancılarını yaşarken.

Son aylarda Türkiye işçi sınıfı önemli direnişler sergilemiş ve sınırlı da olsa toplumsal hareketlerde de kendi sınıfsal kimliğini öne çıkaran biçimde rol almaya başlamış. Henüz işçi sınıfı kendini yeniden bir özne olarak ortaya koymaya başladı diyemeyiz ama bunun emarelerinin görülmeye başladığını rahatlıkla ifade edebiliriz. Belki de çanlar Türkiye içinde çalmaya başladı diyebiliriz.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*