Katar mızrağı çuvala sığacak mı? – Mahmut DURKAL

Share on Facebook12Tweet about this on Twitter

Trump ABD seçimlerinde İran’ı hedef tahtasına oturtan, Rusya’yı işbirliği yapılabilecek ortak olarak gören söylemleriyle dikkat çekmişti. Fakat koltuğa oturduktan sonra Rusya’ya dair söylemlerin tersine “döndürülmesiyle” birlikte “Acaba Ortadoğu’da bu sefer ne hinlikler dönecek?” sorusuyla sarmaş dolaş hale geldik.

Sorumuzu tamamlarken Trump’ın ilk yurtdışı gezisini Suudi Arabistan’a yapmasıyla birlikte “bu sefer olayı anladık” diye sevindik. Bu gezi sonucunda Suudi Arabistan öncülüğünde İslam dünyası tek çatı altında toplanmış hatta bir İslami NATO da meydana getirilmişti. Tabi bu İslami NATO İran’ı kapsamak bir yana, İran’a karşı oluşturulmuştu.

İşin rengi tam belli oldu derken Suudilerin Katar’ı hedefe oturtmasıyla kafalar daha da bulandı. Hep birlikte kol kola girerek Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmekten geri durmayan müttefikler, ABD emperyalizminin onlara sattığı silahlar ile birbirlerini boğazlayacak duruma geldiler.

Neden Katar?

Arap baharı olarak adlandırılan süreçle birlikte Ortadoğu’da yayılan isyanları fırsat olarak gören Katar, birçok ülkenin kana bulanmasını kendi çıkarları için kullanmak istedi. Keza Suudiler de bu dalganın kendisine yönelecek bir dalga olmasını beklemektense isyan dalgasının yönünü bölgedeki rakibi İran’a yönlendirmeye çalıştı.

İki ülke de bu süreçte finansörlük yapmaktan geri durmasa da sahada savaşan güçleri destekleme konusunda farklılıklar yaşadılar/yaşıyorlar. Suriye’nin kaos bölgesi haline gelmesinde her türlü cihatçı çetelere destek sağlayan bu iki ülke, karşı karşıya geldiklerinde (terör ile bağlantılı karnelerini unutmuşçasına) “terörü” destekleme ithamıyla birbirlerine saldırdılar. Nitekim iki ülke de haklıydı.

Öte yandan Katar’ın hedefe konmasının önemli nedenleri ise Suudiler’in Katar’ı da Türkiye ve İran gibi kendisine rakip olarak görmesi ve Katar’ın bu rakiplerle olan “işbirliği”. Katar, zengin petrol ile doğalgaz yataklarına sahip ve konumu gereği bu zenginlikleri İran’la paylaşmak zorunda. Ayrıca bu petrol ve doğalgazı satabilmek için Fars Körfezi’ni kullanmak zorunda. Ki bunun için de İran’ın iznine muhtaç.

Bunlarla birlikte Suriye’deki savaşın ertesinde ülkenin yeniden imarında gözünün olması ve Esad ile gizli ilişkilere sahip olduğu yönündeki iddialar da Katar’ın kendini hedef tahtasında bulmasının diğer nedenleri.

“İç” saflaşma olur mu?

Katar’ın hedef tahtasına oturmasıyla birlikte gerek bölge ülkeleri gerekse dünya güçleri ardı ardına açıklamalarla ya Katar’ın yanında ya da Katar’ın karşısında yer aldılar.

ABD ilk olarak Katar’ı dizginlemek için yapılanları onaylayan açıklamalar yaparken, İran ve Rusya fırsattan istifade Katar’ı destekleyen açıklamalarında bulundular. Bunun üzerine ABD, Katardaki üssüne dair açıklamaları ve Katar ile silah anlaşması yapması ile birlikte saftaki çatlakları kontrol etmeye yöneldi. Bu tutumu “yahu ABD Körfez savaşındaki gibi bunları savaştırıp daha fazla silah satacak” gibi görüşlere yol açmış durumda, fakat bu tutum sadece “paradan” ibaret değil.

Trump ile birlikte tekrar doğrudan savaş politikasına dönen ABD, Rusya-İran hattına karşı safını düzenlemeye ve konsolide etmeye yönelmiş durumda. Dolayısıyla Suudiler aracılığıyla bölgedeki “müttefiklerine” belirlenen çizgiye uymaları haber edilmiş durumda.

Dolayısıyla ABD’ye göbekten bağlı müttefiklerin bu çizgiyi aşmaları mümkün gözükmüyor. Ama Ortadoğu’da derinleşen savaşla birlikte çizgide oluşacak yıpranmalar, Katar krizi gibi krizlerin diğer ülkelerle de yaşanma ihtimalini ortaya koyuyor.

Share on Facebook12Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir