Kimler büyüyor? – Serkan NAR

Türkiye gündemin yoğunluğu, siyasalda ders konusu olabilecek nitelikte seyrediyor. Türkiye Zarrab davasına kilitlenmişken hemen ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun Man Adası, belgelerini açıkladı. Zamanlamanın manidarlığını bir kenara bırakırsak, Erdoğan 15 Temmuz’un hemen ardından yaşadığı şokun bir benzerini yaşadı. 15 Temmuz’un şokunu ‘Kazlıçeşme ruhu’yla atlatan Erdoğan’ın imdadına bu kez Kudüs ve TÜİK yetişti.

 Büyüme

Türkiye İstatistik Kurumu ( TÜİK), üçüncü çeyrek büyüme rakamlarını açıkladı. TÜİK’e göre Türkiye ekonomisi temmuz-ağustos-eylül aylarını kapsayan üçüncü çeyrekte yüzde 11,1 gibi bir rekor oranda büyüdü.

Gayrisafi yurtiçi hâsıla (GSYH) üçüncü çeyrekte bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 11,1 arttı. Üretim yöntemiyle gayrisafi yurtiçi hâsıla tahmini, 2017 yılının üçüncü çeyreğinde cari fiyatlarla yüzde 24,2 artarak 827 milyar 230 milyon TL oldu.  Böylelikle Türkiye büyümede 2011 üçüncü çeyreğinden bu yana en yüksek seviyeyi gördü, tüm tahminleri de aşmış oldu.

Kazın ayağı öyle mi?

TÜİK verilerine göre, baz etkisinden arındırılmış milli gelirin büyümesi 2016’nın son çeyreğinde yüzde 4.9 iken, sonraki çeyrek dönemlerde, sırasıyla yüzde 1.6 ve 2.2 olmuş; içinde bulunduğumuz dönemde ise sadece yüzde 1.2 olarak gerçekleşmiştir. Yani, mevsim ve takvim etkilerinden arındırıldığında yüzde 11,1’lik büyüme bir yanıltma barındırıyor.

15 Temmuz’da yaşanan gelişmeler ve sonrasında yaşanan siyasi şoklar nedeniyle Türkiye ekonomide ciddi bir daralma yaşanmış ve büyüme hızı 0,8 oranında daralmış idi. Dolayısıyla, 2017’nin üçüncü çeyrek performansı zaten daralmış bir ekonominin performansı ve istatistiksel olarak abartılı bir yanılsamayı içinde barındırmaktadır. Türkiye ekonomisi son dört çeyrek dönemde aslında yavaşlamaktadır.

Büyüyen sermaye

Türkiye uluslararası işbölümünde taşeronlaştırılmış, ucuz işgücü deposu ve ithalat cenneti biçiminde “yükselen piyasa ekonomisi” olarak tanımlanıyor. Sınıf sömürüsüne dayalı neoliberal politikaların uygulayıcısı olan AKP iktidarında büyüyen yine finans kapital oluyor.

Şirket kârlarının 9 aylık artışı yüzde 55’i buluyor. Borsada işlem gören şirketlerin 9 aylık kâr toplamı bir yılda 12,3 milyardan 19 milyar liraya çıktı.

Büyüme rekorları gelirken, kârlar tüm zamanların tavanını yapıp enflasyonu 5’e katlarken emeğin gelirden payı azaldı. Şirketlerin milli gelirden aldığı pay ise yüzde 48,7’den yüzde 52,2’ye yükseldi.

İşçiye düşen

İşgücü ödemelerinin milli gelirden aldığı pay yüzde 32,7 oldu. Geçen yıl aynı çeyrekte işgücünün aldığı pay yüzde 35,6’ydı.

Yani işçinin emekçinin payına düşen yine küçüldü. Sadece sermaye büyüyor ve işçilerin payı hiç büyümüyorsa bu gerçek bir büyüme değildir. Rant ve sıcak para ekonomisine dayalı geçici bir büyümedir. Üstelik istikrarsız ve tek bir çeyreğe odaklı (zaten hileli) bir büyüme oranı tek başına hiçbir şey ifade etmez.

2018 Asgari ücretin görüşmelerin yapıldığı bu dönemde, Asgari ücretin açlık ve yoksulluk sınırının altında kaldığı eleştirilerine karşı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sarıeroğlu, taraflardan ekonomik gerekçelerle “fedakârlık” beklediğini belirtti. Madem büyüdük, büyüme rakamları neden bu görüşmelerde belirleyici olmadı?

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir