Kolombiya’daki barış süreci üzerine – Jan RONAHİ

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

 

Kolombiya, Santos hükümeti ve devrimci FARC-EP arasındaki barış anlaşmasını halk oylamasına taşıyor. Mesele, 20. yy. başına dayanan ve onlarca sene süren silahlı mücadelenin silahlı mücadelenin ötesinde siyasi bir perspektife bürünebilmesi.

Marksist gerillalar ve muhafazakar hükümet, Kasım 2012’den beri silahlı mücadelenin siyasi bir çözümü için müzakere ediyorlardı. Gerilla üyeleri dışında sosyal hareketlerden gelen aktivistlerden de oluşan “barış delegasyonu”, köylü isyanlarından oluşan gerillanın en önemli noktalarını 100 maddelik bir program halinde ortaya koydu.

Her şeyin özü: toprak sorunu.

Silahlı mücadelenin tarihi

Kolombiya’daki silahlı mücadele 1960’lara dayanıyor.

Küba devriminden etkilenerek Kolombiya’da bir dizi gerilla grubu oluştu: mesela Guevaraist-özgürlükçü teolojik ELN, Maoist EPL, Fokist şehir gerillası M-19 ve zamanında Frente Nacional (iç savaştan sonra muhafazakarların ve liberallerin kurduğu tarihsel birleşik hükümet)’in özerk köylüler hareketine karşı yürüttüğü vahşi savaş yüzünden silahlı öz savunma milisleri olarak 1964’de kurulan FARC-EP.

Kolombiya solunun silahlı mücadeleyi merkeze almasının özünde Latin Amerika’ya özgü bir siyasi denklem yatıyor: Büyük toprak ağalardan oluşan, normalde beyaz, İspanyol kökenli ve Batı’da eğitilmiş oligarşik sülalelerin varlığı ve hükümdarlığı.

Oligarşi ve halkın büyük çoğunluğu (özellikle köylüler ve kırsal emekçiler) arasında oluşan maddi uçurum, piyasaları ABD’de üretilen metalarla dolduran ve bağımsız bir iktisadi gelişimin önüne geçen neoliberal politikalarının uygulanması ve bir dizi serbest ticaret anlaşmalarıyla daha da derinleşti.

Kirli savaş ve ABD emperyalizmi

Senelerce uygulanan suikast ve baskı politikalarla engellenen sendikal örgütlenme sonucunda Kolombiya’daki toplumsal eşitsizlik dünya’daki en yüksek oranlarından birisi oldu. Kolombiya’lı oligarşinin 1980’lerden beri paramiliter güçlerle gerilla ve her tarz sol örgütlenmeye karşı yürüttüğü kirli savaşın mağdurları çoğunlukla paramiliter birlikler tarafından vahşetle ve katliamlarla sürgün edilen yoksul kırsal emekçilerdi.

Bu sürgün elbette yine toprak elitlerine yaradı. Onlar, zamanında çoğunlukla köylülerin elinde bulunan topraklarının çoğuna el koyup çokuluslu tekellerle işbirliği içinde kullandılar. Yani, tarımda bağımsız gelişim politika uygulamak yerine Batı’ya ihracat odaklı bir şekilde yapılandırdılar.

Kolombiya oligarşisinin bıraktığı en ağır miraslardan birisi, ABD ile girilen işbirliği ve ülkeyi ABD’nin bir uydu ülkesine dönüştürmek oldu.

Tarihsel antikomünizmin bakış açısından bakarsak, Kolombiya, her türlü sol harekete karşı geliştirilen kontra programlarının uygulanmasında veya bugün olduğu gibi Venezüela, Ekvador ve Bolivya’nın solcu hükümetlerine karşı askeri ve siyasi komploların köprübaşı olmakta hep önde gelmiştir.

Müdahalecilik ve paramilitarizm

Bu müdahaleci politikaların ismi zamanında Plan Colombia (2000)’ydı ve Kolombiya ordusunun güçlü mali desteklerle kapsamlı donatılması ve ABD ordusunun Kolombiya içinde güçlü biçimde konuşlanmasını içeriyordu. Nitekim, 2009’dan beri ABD’nin Kolombiya içinde 7 askeri üssü var.

Yeni ulaşılan bilgilere göre, bu paralarla özellikle eski Cumhurbaşkanı Alvaro Uribe ve onun hükümeti dönemlerinde büyük toprak sahibi Carlos Castano’nun AUC adındaki paramiliter birlikleri desteklendi ve örgütlendi.

Gerici-burjuva politikaların mihenk taşlarından birisi, hep bu tarz faşist ölüm birliklerini kendi işine göre kurup gerekmediğinde de feshetmek olmuştur. Böylesine canavarı besleyen burjuvazi onu gerektiğinde yine feshettiğinde kendisini toplum karşısında temiz ve masum yüzlü gösterebiliyor.

Mesela Uribe, Castano’nun esrarengiz ölümü ve AUC’un 2006’daki resmi “terhisiyle” beraber paramilitarizme karşı etkili bir şekilde mücadele ettiğini ve problemi çözdüğünü iddia etmişti.

Bunun gerçeklikle bir alakası olmadığını sol güçler sert bir şekilde anlamıştı. Hükümet yandaşlarının laflarına karşın tarihsel olarak uyuşturucu ticaretiyle iç içe girmiş paramiliter gruplar, AUC’un feshedilmesinden sonra da bin bir farklı biçimde ve grup halinde siyasi suikast birimleri olarak aktifler ve kişisel ve siyasi olarak da Kolombiya’daki aşırı sağ ile iç içe girmiş durumdalar.

Katliamlar durmaksızın devam ediyor!

Bu durumu en yeni gelişmelerde de görebiliriz: Mayıs 2016’da Santos hükümeti ve FARC-EP Havana’da barış süreci konusunda mutabakata vardıktan sonra eski Cumhurbaşkanı Alvaro Uribe etrafında kenetlenen aşırı sağcılar gelecek referandum için yoğun bir “Hayır” kampanyası için seferber oldular. Bu seferberliğe yine sosyal hareketlere ve sol gruplara karşı paramiliterler tarafından suikast girişimlerinin yoğunlaşması eşlik etti.

Muhalif aktivistler son senelerden 2016’nın Nisan’ına kadar yine siyasi nedenlerden katledilen 115 örgütlü aktivist olduğunu açıkladı. Bu pratiğin altında yatan strateji tarihsel varlığıyla devamlılık içinde; amaç, gerillanın veya başka solcu ve halkçı öznelerin toplumu şekillendirecek müdahalelerde bulunmalarını engellemek, özellikle de iktisadi ve askeri alanlarda siyasal değişimlerin önüne geçmek.

Barışa karşı olanlar, Kolombiya’daki egemen oligarşinin tarihsel ayrıcalıklarını kaybetmek istemiyorlar. Paramiliter grupları finanse edip silahlandıran ve onlarla ittifak içinde bulunup katliamcı pratiklerine siyasal alanda meşruiyet yaratmaya çalışanlar da aynı kişiler.

 

Barış görüşmelerin arkasındaki çıkarlar

Oligarşinin liberaller ve muhafazakar Cumhurbaşkanı Santos etrafında kenetlenen kanadının barış görüşmelerine açık olması ise, ABD ve çokuluslu tekellerin silahlı mücadeleye karşı değişen konumundan kaynaklanıyor.

Hükümetin, ABD’nin ve tekellerin çıkarları, şimdi isyancıların kontrolünde olan bölgelere girip oraları iktisadi olarak kullanabilmek konusunda örtüşüyor. Bugün gerillanın Kolombiya’da tuttuğu bölgeler FARC-EP ve özellikle daha küçük olan gerilla örgütü ELN’nin petrol hatlarına yaptığı sabotaj eylemleri, fabrikalara saldırıları ve çokuluslu tekellerin yöneticilerini kaçırma eylemleri, “riskli sermaye” olarak görülüyor.

Bu sermaye fraksiyonlarının bakış açısından, isyankar grupların silahsızlandırılması bir “kazan-kazan“ durumu olur: bir yanda silahlı mücadele bitmiş olur, öbür taraftan ise bazı sanayi sektörlerinin pompalanmasıyla beraber iktisadi kalkınma gelişir.

Elbette oligarşinin bu bölüğü de egemen toplumsal ilişkilerin değişmesini istemiyor. Bunu bir kaç ay önce köylülerin ulusal grevinde yine gördük: köylülerin örgütleri hükümetle mutabakata varılan reformların uygulanmaması üzerine isyana geçince, Santos hükümeti polisin silahlı birlikleri ESMAD’ı gönderip isyanı kana boğmuştu.

Sí a la Paz mı yoksa silahlı mücadeleye devam mı?

Havana’daki barış müzakereleri, özellikle kadın ve LGBT konularındaki başarılarına rağmen dilin üstünde garip bir tat bırakıyor. Ülkedeki bir çok solcu, geçmişteki barış süreçlerinde olan şeylerin benzerinin olacağından korkuyor: gerillanın silahsızlandırılması üzerine paramiliterlerin mücadelenin legal yapılarına uygulayacağı katliamlar ve bununla beraber hareketin etkisizleştirilmesi veya siyasi ana akımın neo-liberal konsensüsüne eklemlenmesi.

Birincisini, 1980’lerde FARC-EP ve Betancur hükümeti arasındaki gelişen barış anlaşması sonrası görmüştük: barış anlaşmanın sonucunda oluşan legal siyasi parti Union Patriotica (UP)’nın üyeleri suikast birlikleri tarafından katliama uğradılar. EPL ve M-19’un dağıtılması ve terhisi ise bu grupların düzene ve farklı devlet aygıtlara eklemlenmesiyle sonuçlanmıştı. Onun için, daha küçük bir gerilla örgütü olan ELN’nin barış müzakerelerine katılmaması ve Kolombiya devletine karşı çok daha mesafeli durması kimseyi şaşırtmıyor.

ELN barış sürecine katılmıyor

ELN, Youtube üzerinden yeni yayınladığı bir bildiri ile olası bir barış sürecine olumlu baktığını söylüyor, ancak şunları vurgulayarak: “Kolombiya’da savaşın sonu, ancak Santos hükümetinin ülkede yapısal bir değişim iradesi gösterdiğinde olabilir.” ELN’nin bakış açısına göre, siyasi bir çözümün hiç bir temeli olmadığı için henüz ufukta gözükmüyor.

ELN Komutanı Nicolas Rodriguez Bautista şunları ekliyor: “Birincisi, Kolombiya hükümeti halkçı mücadelelere daha hala şiddetle yaklaşıyor. (…) İkincisi, Kolombiya hükümeti bu mücadelelerin taleplerini kabul etmiyor. (…) Üçüncüsü, paramilitarizm ortadan kalkmadı, tersine aynı yoğunlukla devamlılığını koruyor. (…) Dördüncüsü, Kolombiya’nın seçim sistemi (…) yolsuzluklar ve yandaşlıkla dolup taşıyor (…). Bugünün toplumsal koşulları, silahlı mücadeleyi başlatan koşullarla özdeş.“

Olabilecek en kötü şey…

Buna karşın FARC-EP, Polo Democratico Alternative, Marcha Patriotica ve Kolombiya’daki sosyal hareketler, sendikalar ve insan hakları örgütlerinin çoğu, barış sürecini toplumsal ilişkilerin muhtemel değişimi için bir ilk adım veya en azından bugüne kadar silahlı mücadelenin imkansız kıldığı siyasal mücadelenin önünü açan bir hamle olarak görüyorlar.

Ek bir neden, Uribe’nin yönettiği paramiliter kontrgerilla faaliyetleri gerillaya çok büyük hasar verdiği için, bugün masaya hiç bir tarafın askeri olarak savaşı kazanamamasından kaynaklanan bir denge halinde oturulmasıdır.

Barış sürecinin çökme ihtimali ise, önemli FARC gerilla lideri Carlos Antonio Sozada tarafından şöyle değerlendiriliyor: “Bu olabilecek en kötü şey olur. Kolombiya’da başka hiç bir neslin böyle bir savaşı yaşamaması lazım.“

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir