Kriz ve yeni emek rejimleri – Volkan Yaraşır

Her kriz süreci emeği disipline eden, artı- değer sömürüsünü derinleştiren yeni emek ve çalışma rejimlerinin önünü açar. Taylorizm, Fordizm, Post- Fordizm uygulamalarını bu düzlemde ele almak gerekiyor. İçinden geçtiğimiz kriz süreci sınıfı yeniden disipline edecek ve sömürüyü derinleştirecek emek rejimlerini koşulluyor.

Savaş ve yeni emek rejimleri, finans kapitalin kârlılık krizine karşı geliştirdiği en önemli hamlelerdir. Öte yandan her kriz imkân ve tehdidi bünyesinde taşır. Ekim Devrimi, Çin Devrimi ve 1970 yıllardaki ulusal kurtuluş savaşlarının yaygınlaşması kapitalist krizin yarattığı konjonktürde, işçi sınıfı ve ezilen halkların mücadelesinin ve başarılarının simgeleridir.

Devrim ve karşı devrimler

Yine aynı dönemlerde, devrimin imkânının değerlendirilmediği koşullarda karşı devrimin yükseldiği görülür. Almanya ve İtalya’da yaşanan I. kuşak faşizm pratikleri, 1970 yıllardaki bir kriz yönetim programı ya da krize müdahale olarak finans kapitalin devreye soktuğu neo-liberal politikalar ve çevre ülkelerde faşist ve askeri faşist diktatörlükler yaşanması tesadüfi gelişmeler değildir.

Sermayenin stratejik saldırılarının bir yansıması ve krize karşı ürettiği yanıttır. Çünkü kriz sermayenin içsel çelişkilerinin bir ürünüdür ve krizler sermayenin tahakkümünü riske sokması yanında, sermayenin yeniden yapılanmasını koşullar.

Kriz ve yüksek konjonktür

Kapitalizmin yapısal krizi ve emperyalist özneler arası hegemonya krizi küresel düzeyde yüksek bir konjonktürün devam ettiğini gösteriyor. Bunun anlamı sınıfsal ve toplumsal kutuplaşmaların artması demektir. Hiç beklenmedik olanakların ve dinamiklerin ortaya çıkmasıdır.

Sınıf mücadelesinin sertleşeceği ve bir dizi imkânın doğacağı bir momentumun içindeyiz. Krizin yeni evresinde içinde Türkiye’nin de bulunduğu, ikinci kuşak kapitalist ülkeler hızla döviz ve borç krizi içine giriyor.

Öte yandan 2008’de yaşanana benzer küresel finans krizinin patlama olasılığı artıyor. Önümüzdeki bir kaç yıl son derece önemli gelişmelere gebe olabilir. Olağanüstü imkânların yanında karşı devrimci bir sürecin önü de açılıyor. İmkânların bir realiteye dönüşmesi ya da katastrofun yaygınlaşması içinden geçtiğimiz zamanın ruhunu belirleyecek. Ya kriz, savaş, katastrof diyalektiği ya da kriz, isyan, ayaklanma, devrim diyalektiği zamanın ruhuna hâkim olacak.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*