Kuralsızlaştırma öldürüyor – Serkan Nar

Türkiye gibi işsizlik oranının yüksek olduğu ülkelerde çalışma şartlarının güvenliğinden önce, maliyet hesabı yapılır. İhmal, denetimsizlik, taşeronlaşma ve daha fazla kâr elde etme hırsının adı ‘”rekabete dayalı sürdürülebilir piyasa ekonomisi” oluyor. Artık “sürdürebilirlik” işçilerin kanı üzerinden faaliyet göstermeye başlıyor.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, Ağustos ayı iş cinayetleri raporunu yayımladı.

Rapora göre, 2019 Ocak ayında en az 159 işçi, Şubat’ta 127, Mart’ta 114, Nisan’da 153, Mayıs’ta 164, Haziran’da 131, Temmuz’da 178 ve Ağustos’ta 148 işçi olmak üzere; Türkiye’de 2019 yılının ilk sekiz ayında en az 1174 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.

İş kazalarında Avrupa birincisi ve dünya üçüncüsü olan Türkiye’de her gün resmi olarak 172 iş kazası meydana gelirken, bu kazaların sonucunda dört işçi hayatını kaybediyor, 6 işçi ise sürekli iş göremez hale geliyor.

Kuralsızlaştırma

Son yıllarda küresel boyutta yaşanan siyasal, iktisadi ve sosyal alandaki krizleri aşmak ve olası ekonomik krizlerin önüne geçmek için uluslararası sermaye, kalkınmanın sürdürülebilir olmasının zorunluluğunu vurguluyor.

Türkiye’nin katma değer yüksek ürünler üretiminde kısıtlı olması dolayısıyla, sermayenin tek seçeneği artı değeri daha fazla soğuracak çalışma rejimini kurmak olacaktır. Yani emek piyasasını kuralsızlaştırmak bir kural olarak işletilecek. 3.Havalimanında yaşananlar bunun en açık örneği.

İşçiler ölüme terk ediliyor

İşçiler, emek piyasasının esnekleşmesi ve denetim altına alınması amacıyla adına kuralsızlaştırma denilen uygulamalarla çaresizliğe zorlanıyor.

Yaşamlarını sürdürebilmek için, çalışmak zorunda kalan işçiler, iş bulamama nedeniyle emek piyasasından tecrit edilme ve sosyal güvenlik kapsamı dışına itilme korkusuyla, geçimlerini sağlamak için sağlıksız koşullarda çalışmaya razı olmak zorunda bırakılıyor.

Özellikle maden, tarım ve inşaat işçiliği gibi çalışma şartlarının ağır olduğu işlerde iş güvenliğinin sağlanmasına yönelik görünürde daha çok önlem alınsa da bu işkolları işçi ölümlerinin en yoğun yaşandığı iş kolları olarak karşımıza çıkıyor.

Cinayetleri örgütlü mücadele önler

Türkiye’de haftalık çalışma saati “ortalama” 50 saatin üzerinde. İzin hakları kullanılamıyor. Üç işçinin yapacağı iş bir işçiye yaptırılıyor. İşyerlerinde sağlık ekibi ve ambulans yok. Soma’daki maden işçilerinden mevsimlik tarım işçilerine kadar işçilerin başında “hadi hadi” diyen dayı başları, çavuşlar, taşeronlar, sermayenin kâr hırsının bekçileri var.

İSİG’in iş cinayetleri raporundan anlaşılacağı gibi işçi ölümlerinin yüzde 98’e yakını örgütsüz ve sendikasız işkollarında yaşanıyor.

Çalışırken ölmemek için, örgütlenmek artık ihtiyaç değil zorunluluk.

İşçilerin kendilerini örgütlü ve güvende hissetmelerini sağlayacak işçileri merkeze alan taban örgütlenmeleri; sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılması önündeki her türden yasal ve fiili engelleri aşmanın yolu.

Ancak işçi sınıfın örgütlü gücü, iş cinayetlerinin önüne geçilebilir.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*