Küresel kriz: imkân ya da tehdit – Volkan Yaraşır

Küresel kriz bir dizi iç fazdan geçerek derinleşiyor. Yeni konjonktürde çevre ülkelerin içine girdiği döviz ve borç krizi, krizin yeni evresini işaretliyor. Kapitalizmin işleyişi ve iç dinamiklerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan kriz, bir yapısal kriz niteliği taşıyor.

Çoklu kriz ve küresel faşist dalga

Farklı iktisat ekolleri, krizi ya salt ekonomik bir vaka olarak görüyor ya da sınıfsal eksenin dışında ele alıyor. Krizin en başta sistemik karakter göstermesi, multikriz özelliği taşıması ve yarattığı yıkıcı sonuçlar yüksek bir konjonktürün içine girdiğimizi işaretliyor. Ve küresel düzeyde sınıfsal kutuplaşma şiddetlendiriyor.

Kriz yılları olarak yaşadığımız son on yıllık süreçte küresel düzeyde önemli alt üst oluşlar yaşandı. Özellikle 2011, 2012 ve 2013 devrimci imkânların doğduğu yıllar olarak değerlendirilebilir. Ne var ki bu imkânın değerlendirilememesi karşı devrimci gelişmelerin önünü açtı. Bugün sağ popülizm gibi melez bir tanımla ifade edilen küresel faşist dalga bunun somut göstergesidir.

Yapısal krizin özellikleri

Her yapısal kriz aynı zamanda yüksek bir konjonktürü ifade eder. Bunun anlamı sınıfsal antagonizmanın ve toplumsal çelişkilerin yoğunlaşması ve derinleşmesidir. Ayrıca her yapısal kriz, çevrimsel krizlerden farklı olarak uzun bir dönemi kapsar. Ve multi karakterde gelişim seyri gösterir.

Yani sadece ekonomik kriz değil, emperyalist özneler arasında hegemonya krizi, ekolojik kriz, uygarlık krizi gibi krizleri de bünyesinde taşır. Kriz kendini bir ülkede dışa vurmasına karşın hızla bulaşır, iç fazlar geçirerek küresel düzeye yayılır ve derinleşir.

Kriz ve savaş diyalektiği

2008 krizi benzer özellikler göstererek derinleşiyor. 1873- 1896 krizi ve 1929-1939 krizi ve 1970’lerin başındaki (30 yılı kapsayan hatta yaşadığımız krizin köklerini oluşturan) kriz yaşanan büyük bunalımlardır. Bu krizlerin analizi bize en başta, yaşadığımız krizin süresiyle ilgili çıkarsama yapmamızı sağlar. Yani en azından önümüzdeki 10-15 yıl, bir anlamda kriz yıllarıdır ve bu yıllar büyük alt üst oluşlara gebedir.

Bu nokta aynı zamanda kriz ve savaş diyalektiğinin açığa çıktığı noktadır. Çünkü savaş küresel finans kapitalin, krize karşı geliştirdiği en önemli reflekstir. Ayrıca emperyal öznelerin arasındaki hegemonya krizi, savaşları kaçınılmaz kılar. Önümüzdeki dönemde Rosa Luxemburg’un tanımlamasıyla düzeltici savaşların yaşanması kaçınılmazdır. Düzeltici savaşların aktüel biçimlenişi bölgesel savaşlar biçimindedir. Bugün Orta Doğu’nun sürekli savaş coğrafyasına dönüşmesi ve dünyanın birçok bölgesinde benzer risklerin doğması şaşırtıcı değil,  kriz ve savaş diyalektiğinin somut yansımalarıdır.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*