Medeniyetler kentinde savaşın bilançosu – Serpil KIRDAĞ

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Altı yıldır Suriye’de yürütülen savaşın sınır kentin Antakya’da yaşayan Arap Alevi halkına kesilen bilançosu, yine bir tarihin ve kültürün yağmalanması oldu. Yaşam ve kimlik tehdidi, inkâr ve asimilasyon politikalarının üzerine şimdi de Antakya’nın sosyal dokusu bilinçli politik hamlelerle yıpratılmaya çalışılıyor.

Şubat ayında Reyhanlı-Kilis arası açılan geçiş koridoru radikal İslamcı çetelerin sınır kentlerinde kol gezdiği bir süreci doğurdu. Bununla birlikte halkta bir tedirginlik halinin yaratılmasıyla artan bomba ihbarları ve polisiye tedbirlere bağlı olarak Arap Alevi halkının sosyal yaşama katılımı hissedilir ölçüde azalmıştı. Bu durum şu an OHAL uygulamaları ve süregelen savaşla birleşmiş ve derinleşmiştir.

Gerilim halinin tırmanmasıyla birlikte savaş hali halka kanıksatılmış, cinayet, kafa kesme vb. olaylar günlük yaşamda normalleştirilmiştir.

Kente yığılan ”mülteci kılıklı” cihatçılar ve muhafazakâr mültecilerin barındığı bölgelerde gözle görülür bir kültürel değişim ve aşınma hali mevcut.

Medeniyetler şehri Antakya 6 yıl içinde radikal İslamcı ideolojilerin gelişip serpilmesine sahne olurken onlarca yıllık Yahudi, Musevi ve Hristiyan cemaatleri de tükenmenin eşiğine gelmiştir.

”Türkiyeli cihadizm”

Cihadizm Türkiye açısında artık dışsal bir tehlike olmaktan çıkıp, yerli nüfus içinde kök salan bir iç tehlikeye dönmüş durumdadır.

Çatışma ve cihatçı varlığı artık savaşın bitmesiyle son bulacak dışsal bir unsur olmaktan çıkmıştır. Antakya özelinde Reyhanlı, Antakya ve İskenderun’da IŞİD ve Nusra dâhil cihatçı grupların ciddi bir örgütlenmesi söz konusudur. Geçtiğimiz aylarda sadece Reyhanlı ilçesinden 300 genç Nusra cephesi saflarına katılmıştır.

Yine Reyhanlı ilçesinde 48 geçici eğitim kurumunda 15.000 Suriyeli mülteci çocuğa İslami eğitim verilmekte, İHH’nin açtığı kaçak ve ruhsatsız yurtlarda ise çocuklar cihatçı şebekelerine yönlendirilme riski ile karşı karşıyadır.

Bölgede yaşayan mülteciler geçtiğimiz aylarda zorla sınır dışı edilmiş ve sınırın Suriye tarafında Bab el Hawa kapısı civarında bölgenin hâkim iki gücü olan Ahrar-uş Şam ve Nusra cephesi tarafından koruma

kalkanı olarak kullanılmıştır.

Bölgede yaşayan Arap Alevi halkı tüm bu tehditlerle karşı karşıyadır. Demokratik bir örgütlenme odağının eksikliği ise kültürlerin aşınma ve yok olma riskini doğurmuştur.

Halkların direniş odağı

TC’nin Suriye’de yürüttüğü savaş politikası en çok Arap Alevi halkını etkilemiştir. Savaş, halk üzerinde hem kültürel aşınma yaratmış hem de bin yıllardır Arap Alevi halkına yönelik yapılan kimlik saldırılarını alevlendirmiştir.

Suriye savaşı iktidar tarafından Türkiye’yi yeniden biçimlendirmeye yönelik bir araç olarak kullanılmaya devam ediyor.

Sınırların ortadan kalktığı tarihsel bir anda konumlanıyoruz. Arap Alevi halkının yoğun olarak yaşadığı bölgelerde ciddi bir ”cihadizm” odağı oluşuyor. Kimlik ve yaşam tehdidi yeni süreçle birlikte harlanıyor.

Antakya için çok geç olmadan halkların direniş odağını yaratmak ve bunun gövdesi olan Halk Meclislerini kurmak tarihsel bir zorunluk haline gelmiştir.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir