Medyanın “mini etek” şiddeti – Meral ÇINAR

Share on Facebook14Tweet about this on Twitter

16 Nisan referandum sonuçlarının da gösterdiği gibi, AKP/Erdoğan hükümeti yüksek gerilimle ve her an kontrolden çıkabilir kriz dinamikleriyle çevrelenmiş durumda; bu durum içerisinde hareket kabiliyeti giderek azalıyor, ciddi bir meşruiyet krizi yaşıyor.

AKP/Erdoğan hükümetinin bugüne kadar sırtını yasladığı meşruiyet kanallarından biri de erkek egemenliğiydi. Erkeğin kadın ve çocuklar üzerinde kurduğu hegemonyanın “meşruiyetinden” beslendikleri için, bu meşruiyeti güçlendirmek adına kadın bedeni ve emeği üzerindeki tahakkümü 15 yıldır istikrarlı bir şekilde attırdılar.

Bunun için sistemli olarak, medya, hukuk, eğitim gibi üst yapı ilişkileri içerisinde erkek iktidarını pekiştiren normlar geliştirdiler.

Sayelerinde, kadına ve çocuklara yönelik şiddet öyle boyutlara ulaştı ki, kadınlara nefes alacak temiz hava sahası kalmadı.

Medya, kadına yönelik şiddeti “körükleme” aracı

Artan şiddet olayları karşısında medyanın tutumu ise, her zamanki sakilliğini ve araçsallığını koruyor.

Medya her daim, erkeğin kadın üzerindeki hegemonyasını meşrulaştıran en önemli araçlardan biri olagelmiştir. Bugün de, haberler, diziler, TV programları ve başka birçok öğe aracılığıyla durmaksızın kadına olması gereken ikinci cins konumunu hatırlatmaya ve toplumsal cinsiyet rollerini pekiştirmeye devam ediyor.

Özellikle son zamanlarda, şiddetin sebebini “kadının kıyafetine indirgeyen” geleneksel söylemin medya kanallarında ne kadar da sıklaştığını görebiliriz. “Mini etekli kadına saldırı, şortlu kadına tekme, alkollü kadına skandal saldırı…” gibi söylemler…

Bu tarz haberleri yaygınlaştırarak; şiddetin altında yatan gerçek unsurları rafa kaldırıp, şiddetin sadece kadının kıyafetlerinden kaynaklandığı algısını yaratmak ve tabi sadece bu kıyafetleri giyen kadınların şiddete uğradığı gibi bir yanılsama yaratmak derdindeler.

Mesela, siz hiç “Başörtülü kadına taciz” başlıklı bir haber gördünüz mü? Peki, medyada haberleştirilmiyor diye bu, başörtülü kadınlara yönelik erkek şiddetinin azaldığı anlamına mı gelir?

Elbette muhafazakârlaşan toplumlarda kadının bedeninin “örtünmemiş” hali, “örtünmüş” haline göre çokça tepki çekmektedir. Fakat bu tek başına şiddetin belirleyici bir “nedeni” olamaz. Bu durum daha çok başvurulan; kadınları ayrıştıran, kadın dayanışmasını parçalayan ve kadın bedeni üzerindeki baskıyı arttırarak erkek egemenliğini güçlendiren bir yöntemdir.

Çoğu zaman kadın hareketini bölecek denli işe yaradığını da bir özeleştiri olarak kabul etmek gerekir.

Meşruiyet krizinden çıkış yok

“Kadına yönelik şiddet artmıyor, mini etekli kadına yönelik şiddet artıyor” söylemleri, kadınlar arasında giderek yükselen dayanışma ruhunu kırmak için yapılan algı operasyonunun bir parçasıdır.

Anlaşılan o ki, erkek şiddetini kabullenmeyen ve buna karşı direnen, erkekler ceza alana kadar vazgeçmeyen ve birbirleri ile dayanışma halinde olan kadınlardan çok korkuluyor. Kadın hareketinin son dönemlerde girdiği korkusuz, cesur birliktelik ve yeni bir hayatı örgütleyecek neşeye ve inanca sahip olan yükseliş, AKP hükümetinin meşruiyet araçlarından biri olan erkek egemenliğini zayıflatırken, içerisinde bulunduğu krizi derinleştiriyor.

Kadınlar açısından artan şiddet olayları bir korku ortamı yaratıyor olsa da, herhangi bir suskunluk veya kabullenme söz konusu olmayacaktır. Aksine erkekliği yüceltenler, meşruiyet krizinden çıkış için tutundukları bu yolda karşılarında güçlü bir kadın direnişi bulacaklarından emin olabilirler.

Share on Facebook14Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir