Mesele şort değil azizim kadın bedeni – Eylem GÜLTEKÇE

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

 

Patriarkal sistem kadınlara ev içerisiyle sınırlı kalan bir yaşam alanı tanır. Siyasal, sosyal ve ekonomik olarak toplumda var olma savaşını veren kadın, aslında bu savaşı verirken kendisine sirayet eden ‘ezilen’ statüsünü de aşmaya çalışır.

Kadının toplum içerisinde “ikincil konuma” gelmesinin sebeplerinden bir tanesi de, ataerkinin kadın bedenini “üreme aracı” olarak görmesi ve bu nedenle de toplumu kadın bedenini denetlemeye teşvik etmesidir.

Kadını eve kapatan iktidar, kadın bedenini denetim altında tutmayı meşrulaştırır ve bunu topluma da yansıtır. Yani iktidardan güç alan erkek için bu denetleme normalleşir ve iktidarın kadını baskılayıp sınırlandıran mekanizmasına dâhil olur.

İktidarın namus bekçisi: Abdullah Çakıroğlu

Kadın düşmanlığı ile nam salmış AKP iktidarının söylemleri, 15 Temmuz gecesi sokaklardaki kitlenin söylemlerine dönüştü. Sözde vatan savunucularının ilk dakikadan ‘namus bekçisi’ kesilip kadınların üzerine yürümelerine zemin hazırladı.

Bunun etkisinin topluma yansımasını görmek için çok da beklememiz gerekmedi, zira Ayşegül Terzi davası bunun en somut örneğidir.

Ayşegül Terzi’yi, şort giydiği için tekmeleyen Abdullah Çakıroğlu dava esnasında şu şekilde ifade verdi:

‘Özel güvenlik görevlisiyim, psikolojik tedavi görüyordum. İslam’da seksi giyinen kadına kırbaç vuruyorlar, İslam’da bizim kırmızıçizgilerimiz var. Devlette İslam’ın resmi din olasını istiyorum. Ayşegül Terzi’nin giyim kuşamı topluma kötü örnek şeklindeydi. Üç yıldır oruç tutuyorum ama bu açık giyinen kadınlar yüzünden ibadetimi yapamıyorum. Kuran’a göre yaşamak zorundayız. Kadının haya perdesi olması için örtünmesi gerekiyor. Aksi takdirde biz erkekleri tahrik ediyor. Ben de ona istem dışı bir tepkide bulundum.’

Aslında bu cümleler bize hiç de yabancı değildi. Erdoğan ne zaman meydanlara çıksa buna benzer cümleler kurmuyor muydu?

Erdoğan’ın “yarım kadın, madam gibi değil adam gibi ölmeli, kadın ve erkek eşit değildir” söylemleri hayatlarımızda yankı bulduğunda, eteğinden dökülüp ‘namus bekçisi’ kesilen şakşakçılarının da burnumuzun dibinde yeşerip “bize tekme atacaklarını” beklemiyormuş gibi mi davranacağız?

Hoşnut değilsen mırıldanırsın, diyen Binali Yıldırım’a karşı kadınların cevabı “mırıldanma mı” olacak?

Biriken kadın isyanı

Tarih, toplumun kendisine karşı yapılan hiçbir şeyi unutmadığı ve öfkesini biriktirip isyanını mayaladığı, günü geldiğinde de hesabını sorduğu isyanlarla dolu. Şimdi de kadınlar biriktiriyor öfkesini ve mayalıyor isyanını. Kadınlar, Erdoğan’ın zannettiği gibi korkup eve saklanmıyor; aksine gün geçtikçe daha çok güçleniyor.

Erdoğan bunu geçen yıl 8 Mart yürüyüşüne bomba tehlikesini göze alarak katılan ve İstiklal’i dolduran binlerce kadının gözlerinden okuyabilir. Polislerin eylem yapan gruba müdahalesini engellemek için uğraşan Feleknas Uca’nın sağlam duruşunda, her cumartesi günü aynı yerde toplanan ve hep aynı soruyu soran cumartesi annelerinde ve gün geçtikçe palazlanan kadın dayanışmasında görebilir. Bu mayanın tuttuğunu da görecek!

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir