Metalde sınıf kavgası sürüyor – Pelin Kahiloğulları

Eylül ayında başlayan 130 bin metal işçisini ilgilendiren TİS görüşmelerinde, yapılan arabuluculuk toplantıları uzlaşmazlık ile sonuçlandı. Arabulucu raporunun sendikalara ulaşmasının ardından grev süreci başlayacak.

Her fırsatta sermayenin çıkarlarını gözeten iktidar, milyonlarca işçi ve ailelerini açlık koşullarına mahkûm eden asgari ücreti, geçtiğimiz günlerde açıkladı. İşsizliğin 7 milyonu aştığı ülkemizde patronlar iktidarla kol kola işçileri, “iş bulursan, şükret” diyerek baskılıyor, cehennemvari bir çalışma düzenini uyguluyor. Yapılan ücret zamları ise enflasyon ve vergiler karşısında eriyor.

Metal işçileri de işçi sınıfına dönük bu saldırılardan ve yoksullaştırılmadan payını alıyor.

Metal patronlarının dillerinden düşürmediği, küresel “rekabet koşullarında” avantajlı olma ve “üretim verimliliğini” sağlama, metal işçilerinin ağır ve yoğun çalışma şartları altında azami sömürüsüne dayanıyor.

TİS süreci işçiler için zorlu

TİS süreci, patronların kendi taleplerini genişletme mücadelesine dönüştü. İşçi sendikalarının teklif vermediği maddelerde MESS, karşı teklif vererek işçilerin kazanılmış haklarını bile geri götürmeye çalışıyor.

Önceki TİS süreçlerinde ücret zammı teklifini görüşmelerin sonuna bırakan MESS temsilcileri, 2019-2021 TİS’inde bu tartışmayı öne çekti. Ve 3 yıllık sözleşme dayatmasını masaya koydu.

Taleplerinde “ısrarcı” olduklarını belirten MESS genel sekreteri Özgür Barut, sözleşme süresinin 5-6 yıl olması gerektiğini ama “şimdilik” yasal üst sınır olan 3 yıl ile yetineceklerini belirtiyor.

Sözleşme süresindeki tartışma ilk 6 ayın geciktirilmesi üzerinden şekilleniyor. Çünkü asıl pazarlık ilk 6 ay için yapılıyor, diğer 6’şar aylık dilimlerde ücret zammı oranı, enflasyon ya da enflasyon artı birkaç puan üzerinden oluyor.

MESS, imzalanan önceki sözleşmeler ve asgari ücretteki zam oranlarını işaret ederek işçileri “sefalet ücretine” mahkûm etmeye çalışıyor.

Genel sekreter Barut, katıldığı programda, işçilerin grev kararı alması halinde grevin “milli güvenliği tehdit ettiği” gerekçesiyle erteleneceğini, yüksek hakemin de enflasyon ya da enflasyon altında bir rakama imza atacağını söyleyerek işçileri tehdit etti. Metal işçileri ise bu açıklamaya karşı dayatılan sefalet ücretine öfkeli ve grev yasağına uymayacaklarını ifade ediyorlar.

Ağır çalışma koşullarında, yoğun üretim gerçekleştiren metal işçileri dayatılan ücret zammını reddediyor.

2015 metal fırtınadan bugüne

2014 -2017 dönemine ilişkin TİS, Aralık 2014’te Türk Metal ve MESS arasında imzalanır, iş kolundaki diğer yetkili sendika Birleşik Metal ise grev kararı alır. Fakat grev Ocak 2015 tarihinde “milli güvenlik” gerekçesi ile ertelenir. Ve bu iş sözleşmesi de aynı şartlarla karara bağlanır.

Bursa’daki Bosch fabrikasında ise yetki uyuşmazlığı prosedürünün devam etmesinden kaynaklı fabrika, grup sözleşmesinin dışında kalır. Bosch fabrikasında 2012-2014 dönemi de dâhil edilerek Türk Metal sendikası ile MESS arasında Nisan 2015 tarihinde münferit toplu iş sözleşmesi imzalanır.

Sözleşmenin hemen ardından OYAK Renault işçileri, oluşan ücret farkına ve Türk Metal sendikasına karşı yemekhane eylemlerine başlar.

2015 bahar aylarında Bursa OYAK Renault ile başlayan eylemler daha sonra dalga dalga Kocaeli, Sakarya,

Ankara, Eskişehir illerine ve otomotiv, traktör, beyaz eşya fabrikalarına yayılır.

İşçiler yaptıkları eylemlerle yeni bir sözleşme veya ek protokol talep ederler. Bu talepler arasında “işçinin seçtiği temsilcilerin tanınması, işten atmaların olamaması” da yer alır.

Direnişin önemli yanı, fabrikada kurulu düzene dönük olmasıdır, yani bu direniş aynı zamanda doğrudan Türk Metal Sendikası’nı da hedef alır. Sendikaya işyeri temsilcileri dâhil bir karşı çıkış gerçekleşir.

Direniş sürecinde Türk Metal Sendikası işverenle birlikte direnişin yasadışı olduğunu belirtir, işçilere direnişi sona erdirme çağrısında bulunur.

Kararlılıkla ve kendiliğinden devam eden eylemlerin sonucunda belli haklar elde edilir. Bu haklar fabrikalara göre farklılık gösterir.

Eylemlerin yürütücüsü fabrikalarda seçilen komitelerdi. Bu eylemlerle birlikte işçilerin aktif katıldığı bir pazarlık süreci oldu.

2015 “metal fırtınanın” ardından fabrikalarda direnişçi işçiler, farklı gerekçelerle zamana yayılarak işten çıkarıldı. İşçilerin Türk Metal’e karşı seçenek olarak gördüğü Birleşik Metal ise işten atılmaları yasal sürece sıkıştırdı.

Fabrikalarda işçileri kontrol etmeye dönük bir sendikal yönetim biçimi hâkim duruma geldi. İşçiler işsizlik tehdidiyle denetlenmeye çalışıldı.

Sendikal bürokrasiyi dağıtma zorunluluğu

2015’ten sonra direnişçi işçilerin birçoğunun işten çıkarılması sonucunda fabrikalarda, patronlara ve sendikaya karşı ortak bir örgütlülük kurulamadı.

Sendikalar, statükolarının dağılmasını engellemek için yeni bir işçi örgütlülüğünün önünde engel olarak durdu.

Birleşik Metal ve Türk Metal sendikaları arasında imzalanan “protokol” ve geçtiğimiz günlerde Çelik-İş’in de dâhil olmasıyla 3 sendikanın birlikte yaptığı “ortak” açıklamanın TİS sürecine dair hamleleri temennilerin ötesine geçmiyor.

Özellikle Türk Metal sendikasının MESS ile ilişkisi işçiyi denetleme üzerinden kurulu ve Çelik-İş aynı yolu izliyorken Birleşik Metal’in bu sendikalar ile aldığı pozisyon, metal işçileri için sendikal zeminden bir kazanımı olanaklı kılmıyor.

Sendikaların kendi aralarındaki rekabeti “bu süreçte” erteledikleri açıklaması, konumlarını koruma kaygısının işareti halindedir. Bu iş kolundaki üç sendikada da bürokratik işleyiş hâkim konumdadır. Ve her koşulda bu bürokratik yapının korunması sendikalar açısından değişmez bir kural olmaya devam ediyor.

Fiili greve hazırlık

Metal patronları grev yasağından emin ve bu güvenle hareket ediyor. Yetkili metal işçileri sendikaları ise hala sözleşmeyi, “grevle değil masada çözmek istediklerini” “umutla” açıklamayı sürdürüyor.

2015 deneyiminde gördüğümüz üzere işçinin sürecin inisiyatifini ele alacağı fabrika komiteleri kurması, sendikal ihaneti önlemek açısından kritik olacaktır. Eylemlerin planlayıcısı da yürütücüsü de metal işçilerinin kurduğu grev-eylem komiteleri olmalıdır

Eylül ayından bu yana sendikaların “planlamalarıyla” yapılan eylemler, üretimin devamlılığında herhangi bir aksama oluşturmadan gerçekleşmiştir. Vardiya giriş ve çıkışlarındaki toplu yürüyüşler metal işçilerinin kararlığını ortaya koyuyor. Fakat bu kararlılığın doğrudan pazarlık sürecinde belirleyici olmasını sağlamak metal işçileri için zorunlu.

Grev ve grev yasağının, tüm toplumun gündemine girmeli ve işçilerin fiili meşru direnişinin bir parçası olmalıdır. Grev hakkının olmadığı Kavel direnişinin 57. yıldönümünde tekrar hatırlatmak önemli:

İşçiler, eylemlerini bütün saldırılara rağmen direnişe dönüştürdü. İşçiler direndikçe patron ve hükümetin müdahaleleri sertleşti. Aynı şekilde işçilerin dayanışması ve kararlılığı da güçlendi. Ve direniş, toplumun gündemine girerek işçilerin aileleri, fabrikanın bulunduğu semtin emekçileri ve tersane işçileri dâhil bir birliktelik oluşturdu. Bu dayanışma ve kararlılık işçi sınıfına “grev hakkını” getirdi. Şimdi de metal işçileri, patron ve hükümet eliyle grev hakkının gasp edilmesine karşı bir kez daha ancak, eylem ve direnişle kazanacaktır.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*