Milli tarım projesi ve tohumluk – Abdullah AYSU

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Beştepe Millet Kültür ve Kongre Merkezi’nde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı ve davetli bir bölüm çiftçinin katılımıyla Milli Tarım Projesi kamuoyuna açıklandı. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanın konuşmalarının ortak bir tespiti vardı ki, çok önemliydi. O da; bugüne kadar uygulana gelinen tarım politikalarının yanlış olduğunu itiraf etmeleriydi.

Cumhurbaşkanı, “biz yerli ve milliyiz” temeline oturttu konuşmasını. Başbakan ile Tarım Bakanı’nın konuşması da benzer içerikteydi.

Tarıma ilişkin uygulanan tespitlerinin hemen hepsi doğruydu. Doğru olduğu kadar açıklıyor olmaları da (siz itirafları diyebilirsiniz) önemliydi. Çünkü yanlış, devlet erkânı tarafından tespit edilmiş ve kamuoyu ile paylaşılıyordu.

Ancak “Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” düsturu üzerinden devlet erkânının bu konuşmalarını çıkış noktası olarak alırsak, durum umut köreltici.

Neden mi? Nedenini tohumluk politikaları üzerinden açıklamak isterim.

Niye tohumluk?

Çünkü tohumun kullanılmaya başlanmasıyla tarım başlamıştır. Çünkü tohum, gıda zincirinin ilk halkasıdır. Tohum olmazsa/kullanılmazsa tarımsal üretim yapmak ve ürün elde etmek mümkün olmaz, beslenemeyiz!

Peki, tohumluk politikamız nedir?

Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik 2018’den itibaren sertifikalı tohum kullanımının zorunlu olacağını açıkladılar. Dediler ki; “özel sektörle birlikte sertifikalı tohum temini için 2017 yılında çalışmaları yoğunlaştıracağız.”

Türkiye Tohumcular Birliği –tohum şirketleri birliği-(TÜRKTOB) bu kararı milat ilan etti ve “Hububat başta olmak üzere bitkisel üretim şaha kalkacak. 1 milyon ton olan sertifikalı tohum üretimi kısa sürede iki katına çıkacak, kayıt dışı üretim ve kullanım sona erecek. Türk tarımı, Türk ekonomisi ve Türk çiftçisi kazanacak” dediler. Mı acaba?

Çiftçinin kazancı ne?

Sertifikalı tohum yani hibrit tohum, suni girdilerin yoğun kullanılmasıyla yüksek verimliliğe erişir ancak. Girdiler ise bilindiği üzere su, mazot, sentetik gübre ve kimyasal ilaçlardır. Çiftçinin belini büken zaten bu girdiler değil midir? Çiftçiler nasıl kazanacak?

Bu girdiler ithal edilen, yani dövize dayalı girdilerdir, Türkiye ekonomisinin kazancı nasıl olacak?

Sentetik gübrenin toprağı çoraklaştırdığını Cumhurbaşkanı bizzat söyledi. Sentetik gübreler ve kimyasal ilaçlar yeraltı ve yerüstü sularını kirleten, küresel iklim değişikliğinin nedeni değil midir?

Ayrıca ne zamandan beri çiftçinin kendi ürettiği ürününden tohumluğunu ayırması kayıt dışı oldu? El insaf!

Türkiye’de durum

Dünyada ticarete konu olan tohumluk değeri 45 milyar dolar. Türkiye’nin tohumluk ihracatı 12 milyon dolar, dünya tohum ihracat içindeki yeri %0.18. İthalatı ise 64 milyon dolar, dünya tohumluk ithalatı içindeki payı da %1,03. Bu verilere göre Türkiye’nin tohumluk ithalatı, ihracatının tamı tamına beş katı. Yani ithalatçıyız. Üstelik bu durum bir yıllık da değil. Hibrit tohumun ürününden tohumluk alamayacağımız için her yıl ithal etmek zorundayız. Bu durumda çiftçi, ekonomi ve tarım değil, tohum şirketleri şaha kalkacak. Biline.

Yukarıdaki rakamlar bile Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Tarım Bakanının tohumculuk konusundaki milli ve yerli olmadığımız savını doğruluyor. Yerel tohumdan başka yerlilik olmaz. Gerçek bu.

Tohumluk üzerinden bakıldığında Milli Tarım Projesi bu haliyle geçmişin yanlışına kalkan, yeni yanlışlara yelken açan bir durumdur. Hazır devlet erkânı tarafından tarımdaki yanlış gidişat tespit edilmiş iken yanlışın üzerine yanlış ile gitmeyelim. Sertifikalı tohum yerine yerel tohumu ıslahına ağırlık verelim, ekonomik ve bilgi desteğiyle yerel tohum üretimi için çiftçileri teşvik edelim.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir