Muhalefetin alıkoyan ve bekleten hali: CHP – H. ARIKUŞU

Share on Facebook8Tweet about this on Twitter

16 Nisan 2017 referandumu bir kere daha gösterdi ki Türkiye siyasetinde derin bir muhalefet krizi var. Bir muhalefetsizlik hali de denilebilir.

Bir taraftan toplumu kutuplaştıran, geren, terör estiren, minareyi çalıp kılıfını uyduran, hakaret eden, tahammülsüz ve gözü kara bir iktidar var. Diğer taraftan silik, sırıtkan, kitleleri kapsama, sürükleme, güç ve iradesi olmayan ana muhalefet; CHP.

CHP ile birlikte Meral Akşener, Bülent Arınç, Abdullah Gül de muhalefetin parçalarını oluşturmaktadır.

Beklentiler arttıkça, bekleten parti

Muhalefet problemine, CHP “özetinde/özelinde” bakarsak, kendi seçmenine dahi sahip çıkamayan bir partiyle karşı karşıyayız.

Kılıçdaroğlu Erdoğan AKP’sinin yaptıklarına: “ Böyle bir şey olabilir mi? Değerli arkadaşlar”  dedikçe halk da onun muhalefetine “bu kadar da olmaz ki” diyor.

Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’de “ipliğinin pazara çıktığı” yer, “referandum” sonrası oldu. “Evet” in hileyle kazandırılmasına karşı duramadı. “Sonuçlar meşru değildir” diyemedi, eveleyerek YSK’yı suçladı.

Meral Akşener’in ise kullandığı en sert söz “Bu bir skandal” oldu. Ertesi gün sözlerini biraz daha keskinleştirse de, ancak “YSK suç işlemiştir” diyebilmiştir.

Arkasında muhalefetin değişik kesimlerince 2019 Genel seçimlerine davetiye çıkarılarak referandum hilesi, meşrulaştırıldı.

Muhalefet AKP’yi tanıyor mu?

Muhalefet liderleri bilmelidirler ki karşılarında AKP gibi güçlü bir siyaset var. Hedefleri doğrultusunda gözünü budaktan sakınmıyor. Çalıyor, çırpıyor. Yalan söylüyor, değişim diyor aldatıyor. Gözünü bir noktaya dikmiş ilerliyor.

Bilinmelidir ki AKP, sadece bir siyasi parti değildir. O, siyasal bir “Hareket”tir, sermayenin çıkarıyla bütünleşmiş bir “zümre-tabaka”nın çıkarına toplumu dönüşüme uğratıyor. İslam halifeliği, Osmanlı ülküsü, partili başkanlık sistemiyle faşizmi, diktatörlüğü adım adım örüyor.

Düzen partilerinin siyaset sınırı

Muhalefet için programlı ve kararlı hareket etmiyor tespitleriyle beraber; ekonomik, siyasi, kültürel, inanç bağlamlarını toplumla kuramadığı söylenebilir.

Fakat CHP’nin “kötülüğü”, Kılıçdaroğlu’nun karizmatik bir lider olamaması sorunu değildir. Düzen partilerinin yürüttüğü politikanın sınırları var. O sınırları belirleyen de burjuva-emperyalist ilişkiler içerisinde sermayenin çıkarları için yürütülecek siyasettir.

Nitekim “Başkanlık Sistemi”ne değil, Erdoğan’ın başkanlığına karşılar.

Kılıçdaroğlu gelirse, Ortadoğu politikası mı değişecek? Nitekim, Mayıs ayında Sincar bölgesi, Türk uçaklarıyla bombalandıktan sonra CHP sözcüsünün “Geç bile kalındı” denildiği hafızalardadır.

En iyiden alıkoyan CHP

Son günlerde muhalefette peş peşe hamleler görüyoruz. Akşener’den doğru “yeni bir parti “ hazırlıkları var.

Kılıçdaroğlu 15 Haziran’da “ Adalet Yürüyüşü” başlattı. Toplumsal dinamikleri harekete geçirecek, Türkiye politik ortamını yeniden şekillendirecek önemli bir hamle.

İki tarafın iddiaları da büyük. İki taraftan da “Hayır Cephesi” önderliğine talip olma var.

Filozof Spinoza; “ En iyiden alıkoyan bir İYİ, aslında KÖTÜDÜR” der.

Kılıçdaroğlu ve CHP, hep  “alıkoyan” bir iyinin peşinde oldu.

Gezi İsyanı’ndan sonra; 17-25 Aralık’tan sonra alıkoydu. Temmuz darbelerinden sonra 24 Temmuz mitinginde, “referandum” sonrası açıklamalarıyla “Hayırcıları” alıkoydu.

Görelim bakalım muhalefet, nereye kadar gidecek.

 

Share on Facebook8Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir