Muharrem İnce ve CHP’nin tarihsel misyonu – Hasan Durkal

Seçim sonuçlarının ardından bir süre ortadan kaybolan, ardından basın karşısına geçen Muharrem İnce, CHP tarihinde Ecevit’le yakalanan oy oranına göndermede bulundu.

60’lı ve 70’li yıllarda ürettiği sol popülizmle, sosyalist olmayan ve kapitalizme karşı olmayan “ortanın solu” ya da “demokratik sol” söylemleriyle çıkış yapmıştı CHP. Bu dönemde parti içerisinde gelenekçi İnönü ile yenilikçi Ecevit’in iktidar savaşına şahit olmuştu. Bu savaşın galibi, yükselen sol dalgayı iyi okuyan ve bu dalgayı arkasına alarak devletin içerisinde bir sol fraksiyon inşa etmeyi başaran Ecevit olmuştu.

İnce’nin misyonu

Ecevit, güçlü parti geleneğini türlü mücadeleler sonrasında arkasına alarak,  devletin bir kanadını sola açmayı başarmıştı. Yükselen sol harekete karşı rejimi koruma refleksiyle bir “sol hava yastığı” üreterek “ortanın solu” kavramını geliştirmişti. Bu kavram, “Bu düzen değişmelidir” sloganı ve toprak reformu talebi, emperyalizm ve feodalizm karşıtı söylemlerle donatılmıştı.

O çıkışa atıfta bulunan İnce, anlaşılan Erdoğan iktidarına karşı, rejimi ve devlet yapısını karşısına almadan, halkın gözünde bir “kurtarıcı” görevi üstlenmek istiyor. 60’lı ve 70’li yıllarda düzen karşıtı bir hareketi düzenin içerisine entegre etme misyonu şimdi İnce’nin omuzlarında. Ama biraz farklı koşullar çerçevesinde.

İnce ve Ecevit benzer mi?

İnce’nin çıkışı şimdi Erdoğan karşıtlığı üzerinden yükselen ve inşa edilen rejime sığamayan toplumsal güçleri, rejime entegre etme düsturuyla yol almaya çalışıyor. Evet, o zamanlar yükselen bir sosyalist sol hareket vardı. Ve bu durum parti içerisinde ideolojik olarak bir fraksiyonlaşma doğurmuştu. Ortaya iki eksen çıkmıştı: Muhafazakâr CHP’ciler ile ortanın solunu savunan CHP’ciler.

Şimdi ise neoliberal dünyanın ruhuna (There is no alternative/Alternatif yok) uygun bir CHP çatallaşması ile karşı karşıyayız. Krizlerle sarsılan dünya kapitalist sisteminde en ufak bir sapmaya, alternatif bir çıkışa yer yok. Bu yüzden aralarında nüanslar olsa da birbirlerinin muadilleri olduklarına şüphe olmayan Kılıçdaroğlu/İnce eksenlerinin mücadelesini izliyoruz.

Devletin partisi

Şimdi sermaye güçlerine, ekonomik krize karşı olası bir “acı reçete” uygulamasında kimin daha iyi dümen tuttuğunu, derinleşmekte olan ekonomik krizin faturasını alt sınıflara çıkarma konusunda kimin daha kabiliyetli davranacağını kanıtlamaya çalışacaklar.

Muharrem İnce her ne kadar seçim kampanyası süresince ön çıkmış olsa da, oranın CHP olduğunu ve partinin entrikalarla bezeli büyük bir tarihsel mirasa sahip olduğunu unutmamak gerekir. Çünkü CHP klasik bir sosyal demokrat parti değildir. Onun tarihsel mirası, Avrupa sosyal demokrasisi gibi işçi sınıfı kökeninden değil, büyük oranda devlet sınıfları geleneğinden gelmektedir.

Rejime meşruiyet

Sonuç itibariyle Muharrem İnce 24 Haziran sürecinde, Erdoğan’ın değil ama onun kurduğu rejimin meşruiyet sorununu büyük oranda ortadan kaldırmıştır. Yürütülen kampanyada esas olarak başkanlık sisteminin kendisi değil, Erdoğan’ın ayrıştırıcı, yıkıcı politikaları ön plana çıkartıldı ve teşhir edildi.

Zaten sermaye güçleri açısından başkanlık sisteminin kendisi değil, Erdoğan’ın sivri yönleri baş ağrıtıyor. Daha itaatkâr bir başkanın olduğu bir sistem sermaye sınıfı açısından dikensiz gül bahçesi değil de nedir?

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir