Mülteci sorunu mu mültecilerin sorunları mı? – Arzu Küçük

Türkiye’de bulunan yaklaşık üç buçuk milyon mülteci için en baştan beri hak temelli bir politika geliştirmeyen iktidar; uzun süre mültecileri bir dış politika aracı olarak gördü. Sonrasında 2015 yazında Türkiye’den Batı Avrupa’ya yaşanan göç dalgası sonrası, iktidar bloku için AB ülkelerine karşı kullanılacak bir koz haline geldiler.

AB ile 2016 yılı Mart’ında para karşılığı yapılan siyasi pazarlık, mültecilerin dış politikada araçsallaştırılmasının en açık göstergelerinden biriydi.

2011’den itibaren kitlesel olarak Türkiye’ye gelmek zorunda bırakılan mültecilere karşı, sistemli olarak yayılan onlarca yalanla manipüle edilen toplumda, mülteci karşıtlığı çok tehlikeli boyutlara geldi.

İktidar, söylemleriyle bu süreci körüklüyor, mültecilere yönelik saldırılara göz yumuyor, 20 Ağustosta’ki mültecilerin hukuksuzca geri gönderilmesi meselesinde olduğu gibi daha ileriye taşıyor.

Mültecilere yönelik tacizler, saldırılar ve linç girişimlerinin itici gücü olan; toplumsal çürüme, milliyetçilik, ırkçılık da iktidar desteğiyle topluma yayılıyor.

Mülteci karşıtlığı kimlere yarar?

Mülteci düşmanlığı üzerinden toplumda yükseltilen bu faşizm, en çok sermayenin ve iktidar blokunun elini güçlendirdi.

İktidar; faşist politikalarla tabanını konsolide ederken ekonomik krizi de manipüle etme amacıyla mültecileri nefret nesnesi haline dönüştürüyor.

Toplumun bütününe dayatmaya çalıştığı; düşük ücretlere esnek ve güvencesiz çalışma, kadın düşmanı politikalar ile kadınların beden ve emek sömürüsünün en yüksek noktaya getirilmesi gibi meseleleri mülteciler üzerinden uygulamaya koyarak meşrulaştırmış oluyor.

Sermaye ise kölelik koşullarında çalıştırdığı mültecilerden büyük kar ediyor.

Patronların bu denli ucuz emeğe ulaşabilmesi, Türkiyeli işçilerin ya işsiz kalmalarına ya da hak ettikleri ücretlerin çok altına razı olmak zorunda kalmalarına yol açıyor.

Yaratılan faşist manipülasyonla, işçilerin öfkesinin sermaye yerine mültecilere kanalize edilmesi işçi sınıfı içinde aşılması zor duvarlar örülmesiyle sonuçlanıyor.

Bu durum, işçilerin birlikte mücadelesinin önüne geçerek sermayeye ciddi sömürü alanları açıyor.

Mülteci karşıtlığı

Mülteciler, çok düşük ücretlere uzun ve belirsiz mesai saatlerinde çalışmak zorunda bırakılıyor. Her an saldırıya uğrama veya savaşın devam ettiği Suriye’ye geri gönderilme tehdidi altındalar.

Çok erken yaşta çalışmak zorunda kalan mülteci çocuklar, artı değer sömürünün en vahşi haline mahkum ediliyor. Evlilik adı altında “istismar” edilen Suriyeli kız çocuklarının sayısındaki yükseliş de devasa boyutlara ulaşmış durumda.

Kendi aileleri içinde kadın olmaktan kaynaklı her türlü erkek şiddetiyle karşılaşan mülteci kadınların ise başvurabilecekleri hiçbir merci yok.

Öte yandan, toplumda hortlatılan mülteci karşıtlığı yüzünden oldukça savunmasız bırakılan kadın ve çocuklar; kamusal alanda taciz, tecavüz, istismar ve şiddetin türlü biçimlerine maruz kaldıklarında kendilerini savunma olanakları çok sınırlı kalıyor ve genelde yalnız bırakılıyorlar.

Ortak yaşam pratikleri

Mülteciler için “misafir” gibi muğlak tanımlar ortadan kaldırılarak hak temelli hukuki düzenlemeler yapılması, mahallelerde birlikte yaşam pratikleri inşa edilmesi, mültecilerin kendi kültürlerinden kopmadan insanca yaşayabilmelerinin sağlanması için mücadele etmek gerek.

Şiddete, istismara, tacize, tecavüze, çocuk işçiliğine, kölelik koşullarında çalışmanın dayatılmasına karşı ortak bir mücadele hattı kurmak elzem.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*