Mutfaklardan ve atölyelerden Mor Dayanışma’nın sesi yükseliyor – Toplumsal Özgürlük

Share on Facebook27Tweet about this on Twitter

Toplumsal Özgürlük (TÖ): Öncelikle Mor Dayanışma’yı tanıyarak başlayalım. Kadın kurtuluş mücadelesinde Mor Dayanışma kadınlara nasıl sesleniyor? Özellikle hangi sorunlar üzerinde yoğunlaşıyor ve nasıl bir örgütlenme tarzı hedefliyor?

Selda Özgür:Kadınların  içselleştirdiği toplumsal cinsiyet rolleriyle yüzleşmelerini sağlayacak çalışmalara ağırlık veriyoruz.Dört duvar arasına sıkışmış ve öğrenilmiş çaresizlikle cebelleşen kadınların yalnız olmadığını anlatmaya çalışıyoruz. Farkındalık çalışmaları yapıyoruz ve ardından farkına vardıkları sorunlarla mücadele etmelerini sağlıyoruz.

Kadınların mahallelerine gidip, tek tek kapıları çalıp iletişime geçiyoruz. Onlarla iletişim kurduktan sonra mutfaklardan dışarı çıkmalarını sağlayarak; sonrada  bizlere dayatılan rekabet ve dedikodu kültürünü yok etmek amacıyla  mahallelerde toplu etkinlikler yaparak örgütleniyoruz.

Cemile Baklacı: Kadınlar; kimliği, dini, dili ve ırkı ne olursa olsun sadece ataerkil bir toplumda kadın olmasından kaynaklı ortak sorunlar yaşıyor. Aile içi-dışı, erkek devlet ve erkek şiddeti; kapitalist sistemin kadın bedeni ve emeği üzerinde ki tahakkümü gibi genel olarak bahsettiğimiz ama özelde sıralamaya kalktığımızda uzayıp giden bir dizi kadın saldırılarından bahsediyoruz.

Bu saldırılardan korunmak, varlığımızı devam ettirmek, hapsedildiğimiz mutfaklardan, evlerden çıkarak sokağa çıkmak ve “ben vardım, varım, var olacağım” demek için beraber mücadele etmek gerektiği inancının ses bulmuş hali olmak istedik.

Mor Dayanışma’yı, mahallelerden ve işyerlerinden çıkıp; savaşa, kadın cinayetlerine, kadına yönelik şiddete karşı ses çıkaran ve Antakya sokaklarını dolduran kadınlarla birlikte tanıdık. Kendine özgü eylem tarzıyla, bağımsız bir kadın örgütlenmesi olarak tanıdık. Şimdi İstanbul’da da mahallerde Mor Dayanışma adı altında faaliyetler yapılacağını duyurdunuz. Peki, İstanbul’a dair neler yapmayı düşünüyorsunuz? İstanbul için hedeflediğiniz çalışmalar neler? Bize biraz bahsedebilir misiniz? 

Cemile: İstanbul on beş milyonu aşkın nüfusuyla öğrenci, işçi, işsiz ev emekçisi birçok kadının yaşadığı bir yer.Bununla birlikte bahsettiğimiz gibi erkek şiddetinin her biçiminin yaşandığı, toplumsal cinsiyet rollerinin her gün yeniden üretildiği büyük bir şehir. Aynı zamanda kapitalist sisteminin çarklarının kadın emeği sömürüsü üzerinden daha yoğun ve daha gözle görülür olarak döndüğü bir metropol.

Ataerkinin ve kapitalizmin kadınlara dayattığı rollerin en çok pekiştiği bu şehirde, bu rollerden kurtulmak, ‘kabuk değiştirmek’, ‘kadın olmak’ durumunu yeniden tanımlamak için bilinç geliştirme çalışmalarına öncelikveriyoruz.

Bu mücadeleyi ilk elden sırtlayacak kadınlar olarak, içimizde ki erk zihniyeti öldürmek; sistemin bize dayattığı rekabet, hırs ve kıskançlık duygularının yerine, birbirimize kız kardeşlik bağı ile bağlanmak ve mor birdayanışma ağı kurmak gibi bir yol haritası çiziyoruz. Bunun için kadın okumaları, farkındalık yaratma atölyeleri, eğitim çalışmaları yapıyoruz. Ayrıca kız kardeşlik bağını güçlendirmek için dayanışma etkinlikleri; bir arada olmak adına piknikler, film gösterimleriplanlıyoruz. Esenyalı, Maltepe, Kadıköy gibi semtlerde Gazi ve Nurtepe gibi mahallelerde bu örgütlenmenin sacayaklarını kurmaya başladık.

İstanbul’da tazeyiz ama kadın örgütlenmesinde olgunlaşmış hedefler ile yürüdüğümüzden hızlı sonuçlar alacağımıza inanıyoruz. Önümüzde bu hedeflerin birçoğunu gerçekleştirmiş pratikte Antakya örneğimiz var.

Selda: İstanbul Antakya’dan çok farklı bir kent tabi ki… Çok göç alan bir yer. Göç durumunda en çok etkilenenlerde  kadınlar  oluyor. Kadınların yalnızlık duygusuna kapılmalarını engelleyen çalışmalara öncelik verilebilir.

Yoksul mahallerdeki kadınlara ulaşmak öncelikli hedefimiz ama sistemin yarattığı  ‘sosyal statü ayrımcılığı’ gibi durumlarla da mücadele etmek önemli. Yani üniversite mezunu kadınların  öğreten pozisyonda mahallelere  gitmesi bu ayrımcılığı besler. Mahalle çalışmasında görüyorsunuz ki her kadının birbirinden öğreneceği çok şey var.

İstanbul’daki kadınların en çok zamanlarını çalan bir durumda organik sağlıklı yiyecek bulma problemi. Mor dayanışma diğer illerdeki kızkardeşleri ile bu noktalarda “paylaş, gülümse ve gülümset” gibi bir etkinlik yapabilir. Bu şu an aklıma geldi. Ama böyle fikirlerle yola çıkacağımız aşikâr… Ama şunu yapacağımız çok açık ki;kadınların Mor Dayanışmaya ulaşmasını beklemek yerine biz kadınlara mahallelerinde ve fabrikalarında ulaşacağız.

T.Ö: AKP Hükümetiyle birlikte erkeğin egemen konumunun güçlendiğini, muhafazakar ve neoliberal politikalarla kadının bedeni ve emeği üzerindeki tahakkümün derinleştiği tespitini yapabiliriz. Elbette karşısında da Türkiye’de bir kadın isyanının mayalanıyor. Sizlerin böylesi bir dönemde Mor Dayanışma adına kadınlara bir çağrınız var mı?

Selda: AKP’nin kadın düşmanı politikalarına karşı kadınların  en ön saflarda olduğu Gezi ve kürtaj eylemlilikleri; kadınların cesaret ve cüretini gösteren AKP dönemindeki önemli gelişmelerdi. Bu eylemliliklerde kadın dayanışmasının neler kazandıracağını hep birlikte gördük.

Mahallesinden dışarı çıkamayan ama 8 Mart’ta Antakya’da alanlara inen ev emekçisi bir arkadaş duygularını şöyle ifade etmişti.“Kadınlar slogan atıyordu ben öyle bakıyordum ve korkuyordum. Sonra kısık sesle bende slogan attım. Sonra yanımdaki kadına baktım daha da yükselttim sesimi.Diğer kadınlara baktım güç aldım ve gittikçe daha çok yükselttim sesimi… Korkumu bastırdım, yalnız değildim anladım”

Her kadının söyleyeceği bir isyan türküsü vardır. Ama en güzel isyan türkülerini, örgütlüve çok sesli bir koro yaratır.

Cemile:AKP iktidarının, kadın bedenine ve emeğine saldırısı; kadının gülmesinden, sokakta gezmesinden, kendi etnik, mezhepsel kimliğini yaşamasını engellemesinden tutun, güvencesiz, esnek, taşeron işçiliği kadın işçiliği üzerinden meşrulaştırması bizim için varoluşsal bir tehdit. Yükselen kadın özgürlük mücadelesini sindirmek için eylem ve söylemlerle ‘başımızda’ dikiliyorlar. Sürekli bir saldırı, şiddet, tecavüz ve cinayetlerle bizi ehlîleştirmeye çalışıyorlar.

Kadına yönelik taciz, tecavüz ve katliamlar sürekli artarken; kendi hayatımıza dair karar mekanizmalarımızı her gün yitirirken nefes almak gittikçe zorlaşıyor.  Bu kadar yoğun ve planlı saldırılar karşısında kendimizi korumak ve yaşayabilmek için tek tek evlerimizde ve sokakta verdiğimiz mücadelenin yetersiz kaldığını görmeliyiz. Birleşmekten ve örgütlü mücadele yürütmekten başka bir şansımız kalmadı. Birlik ve mücadele alanımızı genişletmek ve dayanışma ağlarını kurarak örgütlü bir kadın mücadelesi yürütmek gerekiyor

Bu yüzden tüm kadınları; Mor Dayanışma ile sokakları Mor’a boyamaya, özgürlük saflarında mücadele ederek erkek egemen zihniyetin camını çerçevesini indirmeye davet ediyoruz.

*Cemile Baklacı: İstanbul Mor Dayanışma Üyesi

*Selda Özgür: Antakya Mor Dayanışma Üyesi

 

Share on Facebook27Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir