Nükleer Anlaşma Ortadoğu’da Gerilimleri Azaltır mı? – Cenk Ağcabay

Share on Facebook8Tweet about this on Twitter

İran beklediği haberi aldı.

Birleşmiş Milletler, ABD ve AB tarafından İran’a uygulanan yaptırımlar kaldırıldı. İran’ın ülke dışında dondurulmuş bulunan varlıklarına erişim izni verildi ve İran’ın yeniden dünya piyasalarına dönüşünün önü açıldı. İran’ın ülke dışında dondurulmuş olan varlıklarının yaklaşık 100 milyar dolarlık bir büyüklüğe tekabül ettiği ifade ediliyor.

Avrupa finans-kapitalinin temsilcilerinin geçtiğimiz bir kaç ay içinde Tahran’ı sık sık ziyaret ettikleri Batı basınında sürekli yer alıyordu. Haaretz’in yeni haberine göre, petrol devleri Total ve Shell yöneticileri yaptırımların kaldırılması haberinden hemen önce İran Ulusal Petrol Şirketi yöneticileri ile önemli görüşmeler yapmak için Tahran’a gelmişlerdi.

Suudi Arabistan yönetimi bir süre önce yönetim karşıtı Şii lider Nimr’i idam ettiğinde hedeflerinden birisi, Nükleer Anlaşma’nın uygulamaya geçmesinin hemen öncesinde İran’ı povoke ederek anlaşmanın uygulanmasını engellemek idi. İran kararlı bir duruşla bu provokasyonu engelledi. Suudiler’in engelleyemediği bu adım, petrol piyasasına kısıtlamalardan kurtulmuş olarak yeniden giriş yapacak büyük bir oyuncunun varlığı anlamına geliyor.

Suudiler oldukça zor günlerden geçiyorlar. 2014’te 110 dolar olan petrolün varil fiyatı 18 ay içinde 35 dolara düştü -ve düşüş halen devam ediyor-. Bu nedenle, gelirinin % 90’ını petrol satışından elde eden Suudi Arabistan’ın bütçe açıkları çok yüksek seviyelere ulaştı. 650 milyar dolar olan döviz rezervi 100 milyar dolara düştü. Bu gelişmeler sonucunda, Suudi Arabistan ilk kez bir kemer sıkma paketi uygulama kararı almak zorunda kaldı.

Suudi Arabistan yönetimi 2015 sonunda su, elektrik ve yakıt üzerinde uyguladığı sübvansiyonlarda kısıntılar yapmaya başlamıştı. Bu uygulama 2016’da da devam edecek. Economist’e bir röportaj veren Veliaht Prens Muhammed Bin Salman, çok geniş kapsamlı bir ekonomik reform programını uygulamaya başlayacaklarını açıkladı. (The Economist, January 9TH-15TH 2016)

Prens Salman, sübvansiyon ve vergilerde yapılacak reformlarla, ileriki beş yılda, elektrik, su ve benzin fiyatlarını piyasa fiyatları seviyesine çekmeyi hedeflediklerini ve geniş çaplı bir özelleştirme programının uygulanacağını haber verdi. Eğitim ve sağlık hizmetleri sunan devlet işletmelerinin özelleştirileceğini, iki düzine devlet işletmesinin -aralarında ulusal havayolları şirketi, telekom firmaları ve enerji üretim şirketi de var- tümünün ya da belirli kısımlarının bu özelleştirme programı içinde yer alacağını ifade etti.

Prens Salman, dünyanın en büyük enerji şirketi olan ve sadece Suudiler açısından değil, dünya petrol piyasası açısından da büyük bir önem taşıyan Suudi devlet şirketi Aramco’nun halka arzı konusunu değerlendirdiklerini ve bunun kendisini kişisel olarak çok heyecanlandırdığını söyledi. Economist, söyleşinin Aramco’nun halka arzı ile ilgili bölümüne “Yüzyılın satışı” başlığını koymuştu.

Economist bu başlığı koymuştu çüñkü, Aramco, dünyanın en büyük özel sektör petrol şirketi olan Exxon Mobil’den on kat daha büyük hidrokarbon rezervlerine sahip ve Exxon Mobil’in piyasa değeri 323 milyar dolar. Aramco, günlük tüm ABD’nin pompaladığından daha fazla (günlük 10.2 milyon varil) petrol pompalıyor. Financial Times’ın konuya ilişkin haberinde görüşlerine başvurulan uzmanlar Aramco’nun piyasa değerinin 10 trilyon dolar civarında olduğunu tahmin ediyorlar.

Petrol fiyatlarındaki düşüş petrolden ciddi gelir elde eden tüm ülkelerin ekonomilerini etkiliyor. Umman ve Bahreyn’de bu süreçte ciddi sıkıntılarla karşı karşıya. Bu ülkelerin bütçe açıkları da ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Rusya, 2016 bütçesinde kamu harcamalarında %10’luk bir kesinti yapmak zorunda kaldı. Venezüela ekonomisi ciddi sıkıntılarla yüz yüze geldi ve kamu harcamalarında ciddi kısıntılara gitmek zorunda kaldı.

Petrol fiyatları düşmeye devam ederken yaptırımlardan kurtulmuş İran’ın piyasaya yeniden girmesinin ne anlama geldiğini bir İranlı yetkili Financial Times’a şu şekilde açıkladı: “Dünya piyasalarına hızla günlük 500.000 varil ham petrol sunabiliriz, yaptırımların kalkmasından 6-7 ay sonra sunacağımız günlük miktar 1 milyon varile çıkar ve 12 ay sonunda 3.4 milyon varile ulaşacağını umut ediyoruz.” İran’ın yaptırımlardan önce 2011 yılında dünyaya sattığı petrol miktarı günlük 3 milyon varildi. Yani İranlı yetkililerin beklentileri gerçek dinamiklere dayanıyor.

Ancak İran’ın bu beklentilerine rağmen, 2016 yılı esas olarak, özellikle petrol üreticisi ülkeler arasında rekabetin, pazar paylaşım mücadelesinin daha da keskinleşeceği, bu ülkelerde düşen gelirlerin ve azalan kamu harcamalarının geniş kitleleri daha da hoşnutsuz kılacağı bir yıl olacak.

Petrol fiyatlarındaki düşüşün Çin ekonomisindeki yavaşlama eğïlimi ile ilişkili olduğu konusunda genel bir mutabakat var. Dünya çapında piyasaya sunulan toplam ham petrolün % 10’unu satın alan Çin’in talebindeki düşüş kuşkusuz önemli etkiye sahip, ancak dünya çapında petrol tüketiminin % 40’ını gerçekleştiren ABD ve AB’nin talebinde herhangi bir düşüş sözkonusu değil. Fiyatlardaki düşüş, esas olarak büyük üretim yapan ülkelerin üretim fazlasından kaynaklanmaktadır.

Çin devlet başkanı Xi Jinping 22 Ocak’ta İran’ı ziyaret edecek, Alman Dışişleri Bakanı Steinmeier, İran’ı yakında ikinci kez ziyaret etmeye hazırlanıyor. İran devlet başkanı Ruhani, Jinping’i yolcu ettikten sonra İtalya ve Fransa’yı ziyaret edecek. Avrupa ve Asya merkezli şirketlerin İran pazarından ağırlıklı payı alacakları, ABD merkezli şirketlerin ABD’de başkanlık seçimleri yapılana dek süreci uzaktan izleyeceği de genel olarak paylaşılan bir kanaat.

Nükleer anlaşmanın uygulanmaya başlamasının Ortadoğu’daki politik ve askeri çatışmalara nasıl yansıyacağı ise bir başka önemli başlık. Anlaşmanın gerçekleşmesi ve uygulanmaya başlaması sürecinde İran Ortadoğu’daki politik tercih ve önceliklerinde herhangi ciddi bir değişiklik yapmadı, tersine Suriye’de Beşar Esad yönetimine desteğini her platformda dile getirerek güçlü bir biçimde sürdürdü. Yine üzerinde genel olarak ortaklaşılan bir başka nokta, Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahalesinin İran’la birlikte karara bağlanmış olmasıdır.

İran’ın anlaşmayla elde edeceği yeni ekonomik olanaklar, kuşkusuz politik ve askeri araçlarını güçlendirme ve çeşitlendirmenin de yolunu açacaktır. Suudi Arabistan öncülüğündeki Körfez ülkelerinin, İsrail’in, Türkiye’nin huzursuzluğu ve son aylarda giderek yükselen anti-İran söylemleri; bu gelişmelerden duydukları rahatsızlığın dışavurumudur. İran karşıtı cephenin provokasyonlarını artırma olasılığı daha da yükselmiştir. Bu gelişmelerle birlikte, İran karşıtı cephenin sürekli ısıttığı ve gerçekleşmesi için yoğun çaba harcadığı bölgesel Mezhep Savaşı, İran’a karşı daha fazla zorlanacaktır. Çoğu yorumda ifade edilenin tersine, Nükleer Anlaşma ve yaptırımların kaldırılması Ortadoğu’daki gerilimi azaltıcı değil arttırıcı bir rol oynayacaktır.

Öye ki, yaptırımların kalkmasından bir gün sonra, ABD’nin İran’a yönelik yeni yaptırımlar uygulama kararı aldığı haberi ajanslara düştü. ABD Hazine Bakanlığı’nın İran’ın balistik füze programı nedeniyle yeni yaptırımlar uygulama kararı alacağı geçen hafta ABD ve İngiliz basınına yansımış, ancak gerçekleşmemişti. İkili görüşmelerde İran tarafının bu konuyu gündeme getirdiği, yeni yaptırımlar uygulandığı takdirde Nükleer Anlaşma’nın uygulanamayacağını ifade ettiği ve bu nedenle ABD’nin geri adım attığı bildirilmişti.

Yüksek olasılıkla İran’da nükleer anlaşmaya mesafeli yaklaşan odaklara yönelik ABD ve “reformcu” olarak kodlanan anlaşma taraftarı İran yönetiminin birlikte geliştirdiği bu taktik şimdilik işe yaramış görünüyor. Hem anlaşma uygulanma zemini kazandı, hem de ABD İran’ın balistik füze programına yönelik yeni yaptırımları empoze ederek, baskın taraf olduğunu dünyaya göstermiş oldu.

ABD’nin nükleer anlaşmadan en önemli beklentilerinden birisi, İran’da “reformcu” olarak adlandırılan mevcut yönetimin bu süreçte daha fazla güç kazanması idi. Bu yeni yaptırımların zamanlaması ve geliş biçimi, muhtemelen İran içinde “reformcular”la, ABD basınının “aşırılıkçı” olarak kodladığı taraf arasındaki çatışmayı derinleştirmeyi hedeflemektedir. Bu taktiğin başarılı olup olmayacağını göreceğiz…

Share on Facebook8Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir