O, artık bir kızıl fener, hiç sönmeyecek! – Oğuzhan Kayserilioğlu

Asi, dik başlı, inatçı, sert ve uzlaşmazdı.
Hep zirveleşmek, bayraklaşmak, önde olmak, yıldızlaşmak, yol açıcı olmak isterdi.
“Kıvılcım yürekte, özgürlük sokakta” sloganını hepimizden daha güçlü haykırırdı.
“Gideceğim” dedi, gitti.
Yüreğindeki kıvılcım öyle güçlüymüş ki; bir çaktı, parlaklığı tüm ülkeyi aydınlattı.
Böyle güçlü bir kıvılcım her zaman çakmaz.
Bazen öyle olur ki, koca dünya bir bölgeye o bölge de küçük bir kasabaya sıkışır.
Öyle bir yoğunlaşma, öyle bir gerginlik birikir ki o küçük kasabada; etrafında güçlü bir çekim alanı oluşur. Küresel ve bölgesel güç dengeleri o küçücük alanda bir karara varma arayışına girer.
Öylesi bir yoğunlaşma ve gerginlik kendisini nasıl gösterebilir?
İşte, bir pırlanta soğukluğu ve parlaklığı o küçük Kobane kasabasından tüm Dünya’ya yayılıyorsa eğer; işte tam da orada, gökyüzünde yıldızlar kaymaya yeryüzünde kıvılcımlar çakmaya başlar.
Bütün rasyoneller dağılır, normal zamanların hesapları bozulur, beklenenlerin değil umulmayanların zamanı başlamıştır.
İstanbul’un kütüphanelerini mesken edinmiş olan Kader, kitaplarını çantasına onu da evine koyar ve yollara düşer. Tarih onu çağırır, O bir “serüvenci” bir “özgürlük savaşçısı” olarak o çağrıyı duyar. Herkes duymaz,  O duyar.
Tarih ve Kader
Evet, savaş muazzam bir karmaşadır. Hele bir dizi savaşın iç içe yaşandığı Kobane!
Ama, an gelir bütün karmaşa sadeleşip,  tek bir kişinin bir duruşunda, bir bakışında, bir tutumunda, bir adımında toplanıverir. Ve, karmaşanın tümünü içerecek yoğunluk ve parlaklık oraya birikir.
İşte, tam da o anda çakan kıvılcım karmaşayı aydınlatır, bir yöne doğru ışık tutar. O büyük aydınlanma kısa sürse de, karanlıktaki gerçekleri netçe gösterir, bilinçleri sarsar, etkisi müthiştir.
İşte, Kader yoldaşımızın yolu Tarih’le kesişti. O, bu büyük buluşmanın ağırlığını küçücük omuzlarında taşıyabildi.
Bir kez Tarih’le kesişebilecek bir konuma yerleşebilen, Kader olur bir kıvılcım da kendisi çakar, yıldızlaşır.
O, yıldızlaşarak, Tarih’in olası akış kanallarından birinin, halkların devrimci-demokratik yolunun önünü açtı.
Komünist, Kadın ve Kürt olmak
O, bir komünistti. İşçilikle geçen çocukluğu ve ilk gençliği sırasında zorluklar içinde liseyi bitirebildi ve üniversite öğrencisi olarak devrimci hareketle tanıştı. Son dönemde, yüksek lisans öğrencisi olarak Marksizmin teorik derinliğini kavramaya çalışıyordu.
O, bir komünist olarak, işçi sınıfının tarihsel hareketiyle Kürt halkının özgürlük mücadelesinin kesişme noktasının peşine düşmüş olmalı.
O, bir “serüvenci” olarak, kim bilir, belki de, “Tarihin zirvesi şu günlerde acaba neresi?” diye merak etti; belki de “Yoldaşlarıma nasıl ışık yakabilirim?”diye düşündü.
O, bir kadındı. Özgürlük arayışını kendi cinsel kimliğinin üzerindeki ataerkil baskıyla hesaplaşma noktasına kadar yayabilmişti.
Tavizsiz bir kadın kurtuluş savaşçısı olarak, kadınlara yönelik bütün baskılara karşı direnişlerde ön saflarda yer almıştı. IŞİD’in kadınlara yönelik vahşetine öfke duymakla rahatlamadığı ve öfkesini savaşçı bir tutuma dönüştürmeye karar verdiğini anlıyoruz.
O, bir Kürdistan’lı ve Kürt’tü. İşçi sınıfının tarihsel hareketinde yer almakla birlikte, yüreği hep Özgürlük Hareketi ile birlikte atardı. Yüreğinin sesine kulak verdiği, en zor zamanda en zor yerde olmayı kararlaştırdığı anlaşılıyor.
Kızıl Gül
O, şimdi bir kızıl gül! Hiç solmayacak!
O, şimdi bir kızıl meşale! Hiç sönmeyecek!
O, şimdi bir kızıl fener! Yolumuzu aydınlatıyor!
O, şimdi bir kızıl yıldız! Hep göğüslere takılacak!
O, şimdi bir mor fular! Hep boyunlarda olacak!
O, şimdi halkının yüreğinde! Hep kalacak!
Halkının bayraklarıyla ve “Şehit Namırın!” sloganlarıyla uğurlanacak!

Leave a comment

Your email address will not be published.


*