Obama daha beyaz yıkayabilir mi? – Cenk Ağcabay

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Atlantic dergisinden Jeffrey Goldberg’in Obama ile yaptığı röportajlardan elde ettiği bilgiler çerçevesinde yazdığı “The Obama Doctrin” adlı uzun yazı tüm dünyada ilgi gördü. Türkiye’de, doğal olarak, Obama’nın Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştirileri bağlamında gündeme gelen yazıda, Obama’nın eleştirilerinden nasibini alan tek ABD müttefiki lider Tayyip Erdoğan değil, İngiliz ve Fransız liderler Cameron ve Sarkozy’den İsrail, Suudi Arabistan, Ürdün ve diğer Körfez Krallıkları’nın yöneticilerine sıkı ABD müttefiklerinin tümü Obama’nın eleştirilerinden payına düşeni alıyor.

Yazıda, Obama yönetimi altında özellikle Ortadoğu’da uygulanan politikaların genel bir savunusu ve kimi özel noktalara dönük vurgular yer alıyor. Yazıda, Obama yönetimi altında dünya halklarına karşı işlenen suçların sorumluluğunun ağırlıklı olarak “müttefikler”e yüklenmesi konusunda özel bir çabanın varlığı  hissediliyor.

Obama sadece kendi iktidar yıllarında işlediği suçları uşak müttefiklerinin üzerine yıkmaya çalışmakla kalmıyor; tam da bir ABD Başkanı’na yakışır biçimde, geçmişte işlenen suçları da başkalarının üzerine yıkarak ABD emperyalizmini yıkayarak kirlerinden arındırmaya çalışıyor.

“The Obama Doctrin” üzerine Hürriyet gazetesinde bir yazısı yayınlanan Tolga Tanış aktarıyor: “Goldberg’e göre Obama, Avustralya’nın yeni başbakanı Malcolm Turnbull ile sohbet ediyor. Ve Turnbell’e Endonezya’nın nasıl rahat ve birleştirici bir İslam anlayışından köktendinci bir aşamaya geldiğini, daha çok kadının başını örttüğünü söylüyor. Turnbull neden olduğunu soruyor. Obama da Suudiler ve Körfez ülkelerinin buraya para ve çok sayıda imam, öğretmen yolladıklarını anlatıyor. Turnbull, “Suudiler sizin dostunuz değil mi” diye sorduğunda da Obama şu yanıtı veriyor: “Orası karışık.”

ABD think tank kuruluşlarının ABD silah ve petrol şirketlerinin fonlarıyla beslenerek ürettikleri tezlerin en bayağılarından birisi Obama tarafından ABD emperyalizminin geçmişte işlediği suçları yıkamak için bu şekilde kullanılıyor.

Suudilerin dostluğu “karışık”. Endonezya’da “rahat ve birleştirici bir İslam anlayışından” “köktendinci bir aşamaya” Suudilerin sağladığı “para, imam ve öğretmenler” ile geçildi. Öyle mi acaba? Önce şu “karışık” Suudi dostluğuna bir  bakalım.

23 Ocak tarihli New York Times’ta Mark Mazzetti ve Matt Apuzzo imzalı, “U.S. Relies Heavily on Saudi Money to Support Syrian Rebels” başlıklı yazı  yayınlanmıştı. Yazıda şu ifadeler dikkat çekiyordu:

“Başkan Obama 2013’te, Suriye’de çarpışan isyancıları silahlandırmaya başlama yetkisini CIA’ya gizlice verdiğinde, istihbarat örgütü bu gizli operasyonun masrafını karşılamaya gönüllü bir ortağı olduğunu biliyordu.

Bu, CIA’nın uzaklardaki çatışmalarda para ve destek konusunda on yıllardır dayandığı aynı ortaktı: Suudi Arabistan Krallığı.

Şu an görevde olan ve eski hükümet yetkililerinin belirttiğine göre, bu anlaşma uyarınca, Suudiler hem silah hem de yüksek miktarda para sağlarken, CIA isyancıları AK-47 hücum tüfekleri ve tank tahrip edici füzelerin kullanımı konusunda eğitmekte  başı çekiyor.

Suriyeli isyancılara destek, Suudi Arabistan ve ABD istihbarat teşkilatları arasındaki on yıllardır devam eden ilişkideki son gelişmeden ibaret; bu ittifak, İran-kontra skandalını, Afganistan’da Sovyetlere karşı mücahitlerin desteklenmesini ve Afrika’daki vekalet savaşlarını gördü geçirdi.”

Şu an görevde olan ve eski ABD yetkililerinin verdiği bilgilere dayanılarak yapılan bu haber, Obama’nın Goldberg’in gözlerinin içine bakarak, dünya halklarının aklıyla alay ederek yalan üzerine yalan söylediğini açık biçimde ortaya koyuyor.

Ortada “karışık” hiçbir şey bulunmuyor. Emperyalist merkezlerin sağladığı destek ve koruma ile ayakta durabilen taşeron Körfez krallıklarının uzun zamandır -yazıda da belirtildiği gibi- CIA’nın örtülü operasyonlarının “çek kesicisi” olarak işlev gördükleri konuyla ilgili herkes tarafından çok iyi biliniyor.

Afganistan’da Sovyet destekli yönetime karşı savaşan cihatçıların silah ve para gereksinimi Suudiler; eğitim, lojistik ve komutaları CIA tarafından sağlanmıştı. Afganistan’a dünyanın dört bir tarafından cihatçı taşınması da CIA’nın örtülü faaliyetleri arasındaydı. Bu çalışmanın düşünsel mimarı oldukça ünlü bir simaydı:

 Zbigniew Kazimierz Brzezinski…

Obama onun için, “Brzezinski dünyanın en seçkin on düşünüründen biri” diyordu.

Brzezinski, ABD yönetim çekirdeğinde önemli görevler üstlenmiş bir stratejist, 1977-1981 yılları arasında ABD Başkanı Jimmy Carter’ın Ulusal Güvenlik Danışmanlığını yapmış bir siyaset bilim profesörüydü. Brzezinski bir Fransız yayın organına verdiği röportajda Afganistan’da cihatçıları Sovyet yanlısı yönetime karşı nasıl desteklediklerini anlatıyor. Röportajı yapan gazeteci şu soruyu soruyor:

“Radikal İslamcıları desteklediğiniz eğitip silah verdiğiniz için hiç mi pişmanlık duymuyorsunuz?”

Brzezinski yanıtlıyor:

“Pişmanlık duymak mı? Bu gizli operasyon mükemmel bir fikirdi. Ruslar Afganistan’a sıkışıp kaldı. Bunun için pişman olmamı mı bekliyorsunuz?…

Dünya tarihi için hangisi daha önemlidir; Taliban-El Kaide mi, yoksa Sovyetler’in çökmesi mi? Kışkırtılmış bir kaç Müslüman mı, Orta Avrupa’nın özgürleşmesi mi?”

Brzezinski maarifetlerini böyle enerjik ve moralli savunuyor. Dediğimiz gibi, konu ile birazcık tanışıklığı olan birisi muhatapları tarafından defalarca açıklanmış bu apaçık gerçeklikleri biliyor. Parçalar aktardığımız yazı “U.S. Relies Heavily on Saudi Money to Support Syrian Rebels” henüz bir kaç ay önce ABD burjuva basınının en önemli, en etkili gazetesinde yayınlandı ve yazıda doğrudan konuya ilişkin şunlar ifade edilmişti:

“Belki de sonucu en önemli olay, Sovyetlerin Afganistan’dan atılması amacıyla mücahitlerin silahlandırılmasına Suudilerin yardım etmesi idi. ABD bu amaç için her yıl yüzlerce milyon dolar harcadı ve Suudiler de bu harcamalara eşit miktarları doları dolarına ödediler. Para akışı İsviçre’deki bir bankada bulunan CIA’ya ait bir hesap üzerinden yürütülüyordu.”

ABD Suudi ilişkileri konusunda “karışık” olan hiçbir şey yok, Obama’nın bu iddiası bütünüyle gerçekliği çarpıtmaya dönük. Diğer iddiası ise, ABD’nin dünya halklarına karşı tüm 20. yüzyıl boyunca işlediği devasa boyutlardaki suçları temizlemeye dönük ve yine ABD Suudi köklü ilişkisi ile de bağlantılıdır.

Obama, Endonezya’daki siyasi İslamcıların gelişimini ve kazandıkları toplumsal, siyasi gücün buradaki Suudi faaliyetleri ile bağlantısını gündeme getiriyor. Bu noktada Endonezya’da Siyasi İslam’ın güç kazanmasına zemin hazırlayan asıl olayın  ne olduğuna bakmak gerekiyor.

Endonezya 60’lı yıllarda, 2. Paylaşım Savaşı sonrası dekolonizasyon sürecinin bir ürünü olarak ortaya çıkan Bağlantısızlar Hareketi’nin önemli bir ögesi konumuna gelmişti.  1960’larda Endonezya’da, Asya’daki en büyük ve etkili komünist partilerden biri olan Endonezya Komünist Partisi de önemli bir aktör olarak ortaya çıkmıştı. Emperyalist-kapitalist dünyanın lider gücü ABD bu gelişmeler üzerine, her tür ilerici, sosyalist ve anti-emperyalist harekete düşmanlık temelinde geliştirdiği politikaları bu kez Endonezya’da da uygulamaya başladı.

1965 yılında Endonezya’da ordu içinde sağcı subaylarla sola açık subaylar arasında bir çatışma yaşandı. Bu çatışmadan galip çıkan generel Suharto’nun başkanlığında oluşan yeni “Devrim Konseyi”nin “asayişi sağlamak” adı altında başlattığı yeni dönem 20. yüzyılın en büyük komünist katliamlarından birisine sahne oldu. Çatışmayı kazanıp komünist katliamlarını başlatan subaylar ABD ve İngiltere tarafından desteklenen sağcı subaylardı. Suharto’nun emirleri ile düzenlenen acımasız saldırılarda 1 milyona yakın komünist vahşice katledildi. Bu ekibin faaliyetlerinin CIA ile bağlantıları konusunda daha sonra önemli belgeler ortaya çıktı. Endonezya’daki komünistlerin katledilmesinde ABD ve CIA’nın rolü hakkında Kaliforniya Üniversitesi’nde profesör olan Peter Dale Scott’un çalışmaları önemli açıklıklar sundu.

Komünist Hareket bu saldırılar sonucunda Endonezya’da çok ağır bir yenilgi aldı. Komünist Hareketin ezilmesi, komünistlerin vahşice katledilmesi; Endonezya’da ilerici, komünist birikimin yok edilmesinin ilk ayağı idi. Bunun tamamlayıcı ayağı ise, Obama’nın sözünü ettiği CIA’nın yönlendirdiği Suudi faaliyetleri ile siyasal İslam’ın toplumsal ve siyasi bir güç haline getirilmesine yönelik faaliyetler idi. Obama, ABD ve CIA’nın geçmişte işlediği suçların üstünü örtmek, suçu taşeronların üstüne yıkarak yükten kurtulmak için gerçekliği bütünüyle çarpıtıyor.

ABD ve Avrupalı ortaklarının Asya’da ve Ortadoğu’da ilerici, sosyalist ve anti-emperyalist hareketlere karşı yürütttükleri ölümcül savaş madalyonun bir yüzü, aynı zamanda gerici gruplara sundukları büyük destek de madalyonun diğer yüzü idi. Bu coğrafyalarda siyasal İslamcı harekketlerin yükselişinde bu faktörler belirleyici bir rol oynadılar. Bu durumu en iyi yansıtan örneklerden birisi de Türkiye’dir. Türkiye’de de 60’lı yıllarda toplumsal ve siyasal bir güç olarak yükselen sosyalist ve anti-emperyalist hareketler karşılarında emperyalizm destekli gerici-faşist güçleri bulmuştur.

Türkiye’de ilerici, sosyalist ve anti-emperyalist hareketlere karşı saldırılar doğrudan ABD tarafından denetlenen MİT, Ordu ve polis teşkilatları tarafından düzenlenirken, faşist ülkücü hareket ve dinci gerici oluşumlar yine CIA yönlendirmesi ve Suudi’ler eliyle fonlanarak komünizme karşı yeni savaş güçleri yaratılmıştı.

Amerikancı 12 Eylül Faşist darbesi sola karşı yürütülen savaşta doruk noktası olurken, aynı zamanda Siyasal İslamcı hareketin gelişeceği en uygun ortamı  oluşturdu. Siyasi İslam, solun her renginin sert bir biçimde ezildiği bir ortamda, sunulan geniş olanaklarla toplumsal ve siyasal zeminini geliştirme, devletin derinliklerine yerleşme şansına sahip oldu.

Türkiye deneyimi, siyasi İslam’ın yükselişi ve emperyalizmle ilişkisi konusunda çok önemli açıklıklar sunmaktadır. “The Obama Doctrine”de ileri sürülenler, ABD emperyalizminin “temiz yüzü” Obama eliyle Ortadoğu’daki müttefiklerinden birer günah keçisi yaratarak kendini temize çıkarma girişimidir, ancak bu iş öyle kolay başarılacak bir iş değildir. Gerçekler inatçıdır… Gerçekler, en canlı halleriyle dünya halklarının belleğine kazınmıştır…

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir